Jacinda Ardern’in 24 Ocak 2019 yazısı: Yeni Zelanda neden Avrupa’ya güveniyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Christchurch şehrindeki terör saldırılarının ardından yapıp söyledikleriyle tüm dünyanın takdirini kazanan Yeni Zelanda’nın genç başbakanı Jacinda Ardern’in 24 Ocak 2019’da project-syndicate.org‘ta çıkan yazısını Okan Yücel çevirdi.

Jacinda Ardern, saldırı sonrası kurbanların yakınlarıyla.

Her yere uzak diyebileceğimiz birkaç ülkeden birisi Yeni Zelanda. Ülkemizin kendine has ve tahrip edilmemiş zenginliği her sene milyonlarca turistin ilgisini çekiyor. Ancak ülkemizin, dünyanın geri kalanına olan fiziksel uzaklığı, ülkemize dünya meseleleri ile ilgili günümüzde geçerliliğini ve tazeliğini koruyan özel bir bakış açısı geliştirme şansı tanıyor.

Bize göre; insan hakları, şeffaf ve açık toplum, ekonomi, kapsayıcı ticaret ve sosyal adalet gibi taahhütlerimizi kabul eden ülkelerle uluslararası ortaklıklar yürütmek, gereksiz veya keyfî olarak nitelendirilemez. Bunlar bizim bir ada olarak hayatta kalmamız için son derece hayatî unsurlar.

Avrupa Birliği (AB) de aynı prensipler üzerinde kurulmuştu. Dolayısıyla günümüzdeki zorlu koşullarda Yeni Zelanda’nın AB’ye pek çok küresel meselede doğal bir ortak olarak güveniyor olması sürpriz değildir.

Tarihte bu bağlılık hissinin köklerini görebiliriz. Yeni Zelanda’dan binlerce genç erkek, hevesle dünyanın öbür ucuna giderek iki Dünya Savaşı’nda da müttefik ülkelerin askerlerinin yanında yer aldılar. Birinci Dünya Savaşı ülkemiz üzerinde acımasız bir iz bıraktı. Savaşmaya giden her beş kişiden üçü ya öldürüldü ya da sakat kaldı.

Yeni Zelanda bu acı tecrübeyi hiçbir zaman unutmadı ve bundan dersler çıkardı. Öğrendik ki kuralların olmadığı, anlaşmazlıkları çözmek için barışçıl yolların geliştirilmediği bir dünya kaostan ve katliamdan kurtulamaz. Öğrendik ki en küçük ülkelerin bile yaşamayı düşledikleri dünyayı savunma ve inşa etme konusunda söyleyecekleri sözler var. Diyalog, diplomasi, uluslararası hukuk ve barış gibi değerlerin katı bir savunucusu olmayı öğrendik.

Küresel kurallar ve normlar yeniden tehdit altına girmişken ve dünyadaki önemli sorunları çözmek için gerçekleşen işbirlikleri de yeteriz kalıyorken bu temel değerlere sahip çıkan ülkeler arasındaki işbirliği arttırılmalı. Bu bağlamda, Yeni Zelanda AB’yi ve üye ülkeleri özellikle üç alanda kilit birer ortak olarak görüyor: i) İklim değişikliği, ii) küresel barış ve istikrarın teşvik edilmesi ve iii) ticaret.

İklim değişikliği çağımızın en belirgin sorunlarından bir tanesi. Tam da bu yüzden AB ve üye ülkeleri ile birlikte emisyonları azaltmak için ciddi hedefler belirledik. Bu amaca ulaşmak için de, yerel inisiyatifleri güçlendirmek adına uzmanlık ve bilgi paylaşımı gibi konularda ortaklaşa çalışmalar yürütmekteyiz.

Yeni Zelanda ve AB aynı zamanda dünyanın en hassas ve iklim değişikliğinden en olumsuz etkilenen ülkelerine de yardım etmek ve onların alacağı önlemlerin sürekliliğini ve verimliliğini sağlamak için de birlikte hareket ediyorlar. Örneğin Pasifik’te, yenilenebilir enerjinin kullanımını arttırmak için büyük bir çaba sarf ediliyor. Bu da fosil yakıtlara olan bağımlılığı azalttı ve bölgede yaşayan insanları ekonomik açıdan daha dirençli hale getirdi.

Küresel barış ve istikrardaki işbirliğimiz de oldukça değerli. Barışı destekleme operasyonları ile birlikte terörizme karşı birlikte mücadele ediyoruz, hukukun üstünlüğünü teşvik ediyoruz, ortaya çıkmakta olan siber güvenlik gibi sorunları da çözmeye çalışıyoruz. Küresel tehditlerin çözümü küresel yanıtlar gerektirir. Bizim de AB ile olan işbirliğimiz bu açıdan oldukça kritik.

Son olarak, kuralları belli bir ticaret sistemini koruyup ileri taşıma konusunda, özellikle bizim gibi küçük ülkelerin sahip olduğu zenginliği korumada da AB bizim için vazgeçilemez bir aktör. Aynı zamanda ticaretten kazandığımızın da ülke içindeki yurttaşlar arasında adil şekilde paylaşılması için de çabalıyoruz.

Dünya Ticaret Örgütü’nün bütünlüğünü korumak da elbette bu çabalarımızın odak noktalarından bir tanesi. Ancak Yeni Zelanda ve AB’nin elinde, yüksek kaliteli ve kapsamlı bir serbest ticaret anlaşmasını hayata geçirerek küresel ticaret sistemini daha da canlandırmak için önemli bir fırsat var.

Yakın bağlarımız ve ortak ticaret anlayışımıza rağmen, her ülkenin kendi inisiyatifleri ile, bireysel olarak imzaladıkları serbest ticaret anlaşmalarından dolayı son zamanlarda birbirimizi suçlar olduk. Bu yüzden Yeni Zelanda–AB anlaşması iki tarafa da fayda sağlamalı. Daha da genellersek, toplumdaki her bireye fayda sağlayacak ilerlemeci, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir ticaret antlaşmasının destekçilerinin ihtiyaç duyduğu katkıyı sağlamalıdır. Umuyorum ki bu ilerlemeyi mümkün olan en kısa sürede kat ederek bir antlaşmaya varırız.

Yeni Zelanda küresel ölçekteki rolünü oynamaktan hiçbir zaman kaçınmamıştır. Bugün de, geçmişteki belirsizlik zamanlarında olduğu gibi büyük küresel sorunlarla mücadele etmek için Avrupa ile omuz omuza duruyoruz. Bizim fiziksel uzaklığımız, yalnızca bu taahhütlerimize olan bağlılığımızı pekiştirir. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus