“Göçmen değil sürgünüz”: Türkiyeli muhalifler için bir kâbus olan İstanbul, Arap muhaliflerin güvenli limanı

New York Times’tan alıntıdır.

Müzik yükselince yapımcı saymaya başlıyor; “üç, iki, bir” ve Suriye’deki güncel haberleri ele alan ve dünyanın her yanındaki Suriyeli muhaliflere seslenen “Suriye’de Bugün” programının yeni bölümü başlıyor.

Mısır, Yemen ve Arap dünyasının diğer ülkelerinden muhaliflerin, şehrin göreceli güvenliğinden yararlanarak Ortadoğu’nun baskıcı yönetimlerini eleştirdiği İstanbul’da, bu tür muhalif sahneler görmek mümkün.

Suriyeli bir televizyon kanalı İstanbul’da yayında.

Mısırlı İhvancılar, Suriye ve Libya’dan muhalif savaşçılar, Irak ve Yemen’den siyasi aktivistler, Suudi Arabistanlı ve Ürdünlü muhalifler, hatta Kuveytli eski milletvekilleri.

2011’de Arap dünyasını ele geçiren özgürlük dalgası, sonradan ortaya çıkan diktatörler tarafından ayaklar altına alınırken veya acımasız iç savaşlar tarafından ezilmişken İstanbul, ülkelerinde tarihin akışını değiştirmeye çalışıp başarısız olmuş çok sayıda Arap siyasetçi, aktivist, isyancı ve gazeteci için bölgesel bir başkente dönüştü.

Ülkelerinde onları ya savaş, ya da hapis beklerken onlar, mücadelelerine uzaktan devam ederek yeni hayatlara başladılar.

Hepsi de buraya tek bir amaç için geldiler:

“Gidecek başka bir yer yok” diyor Arap muhaliflere ait eski yayın organlarından Al Hiwar televizyonunun kurucusu Azzam Tamimi. Kanalın merkezi Londra’da olsa da, burada konukları ağırlamak daha kolay olduğu için bir de İstanbul’da bir stüdyo açmışlar.

Tamimi “Hepsi burada” diyor.

Ülkelerine yakınlığı, gelişmiş iletişim altyapısı ve nispeten hoşgörülü atmosferi ile İstanbul, Arap muhalifler için cazip bir seçenek. Ayrıca Türkiye, Avrupa ve ABD’ye kıyasla Arap mültecilere daha açık bir ülke.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için sürgündeki Arapları kabul etmek, Arap isyanlarına verdiği desteğin bir devamı.

Şimdi İstanbul’da sürgünde yaşayan eski Mısır Devlet Başkan Adayı Eymen Nur, Kahire yönetimine muhalif iki televizyon kanalının başında.

Önemli muhaliflerin İstanbul üzerinden faaliyetlerine devam etmesine izin vermek, her ne kadar komşu devletlerin liderlerini rahatsız etse de, Erdoğan’ın pek çok Arap arasındaki popülerliğini ve nüfuzunu ciddi ölçüde artırıyor.

Yasin Aktay konu hakkında “Bazen kimi ülkelerin ‘Ülkenizde bize karşı çıkan, muhalif yayınlar yapan kişiler var’ gibi şeyler söylediklerini duyuyoruz. Onlara diyoruz ki: Aleyhine yayın yapmamız gereken pek çok şey var çünkü ortada insan hakkı ihlalleri var” diyor.

Türkiye’nin insan hakkı ihlallerine karşı sesini yükselten Arap muhaliflere açık olmasındaki acı ironi ise, Arap muhaliflere tanınan özgürlüğün Türkiyeli muhaliflere tanınmıyor olması.

15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminden beri binlerce akademisyen, avukat, gazeteci ve muhalif politikacı hapse atıldı ve Uluslararası Af Örgütü’ne göre en az 180 medya kuruluşu kapatıldı.

“Göçmen değil, sürgünüz”

Ülkesinde hapis yattıktan sonra General Abdülfettah es-Sisi’nin iktidara gelmesiyle Mısır’dan kaçan eski Mısır Devlet Başkanı Adayı Eymen Nur, “Benim İstanbul’da yapacak bir görevim var ve Türkler bizim siyasi ya da medya işlerimize karışmıyor. Hiçbirimiz ülkemize dönmekten vazgeçmedik. Biz göçmen değiliz, sürgünüz.”

Nur ilk önce gittiği Lübnan’da güvende hissetmeyip İstanbul’a taşınmış.

Eymen Nur 2005’te hapis cezasına çarptırıldıktan sonra.

Fakat Ekim 2018’de muhalif Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğunda öldürülmesiyle şehrin “güvenli liman” niteliği ciddi ölçüde zedelendi. Kendilerine yakın bir gezgin olarak gördükleri Kaşıkçı’nın suikasta uğraması, aynı akıbete uğramaktan korkan Arap sürgünler arasında soğuk bir rüzgar estirdi.

İki muhalif kanalı yönettiği büyük ofisinde oturan Nur, artık diğer Arap hükümetlerinin benzer bir şey yapmadan önce ikinci defa düşünmeye zorladığı için suikast ve ardından gelen uluslararası eleştirilerin aslında kendilerine ekstra koruma sağladığını düşünüyor.

Nur’un ofisi aynı zamanda, kurucularının “Arap Baharı’nın gerçek ruhunu” canlı tuttuğunu iddia ettiği Devrimler ve Demokrasiyi Korumak İçin Arap Konseyi’ne ev sahipliği yapıyor.

Konseyin yürütme kurulunda yer alan isimlerden biri de, Yemen’deki ayaklanmadaki rolünden ötürü 2011’de Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen Tevekkül Karman.

Karman ise 2014’te asıl ofisi Husi isyancıların başkent San’a’yı aldıktan sonra dağıttıkları Balqees TV’nin başında. İstanbul’daki çalışmaları hakkında Karman, “En önemlisi Arap Baharı’nın ruhunu canlı tutmak ve özgürlükle demokrasi için savaşmaya devam etmek” diyor.

Suudi’yseniz durum farklı

Mısırlılar, Suriyeliler ve Yemenliler İstanbul’da hükümetlerini rahatça eleştirebilirken, tüm Arap muhalifler aynı imkanlardan yararlanamıyor. Burada kıstas, Türkiye’nin dış politikası.

Krallıktan çıkması yasaklanmış ailesinin güvenliği için adını vermeden konuşan Suudi bir sürgün, Suudi muhaliflerin Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin zarar görmemesi için susturulduğunu anlatıyor.

Kaşıkçı suikastından sonra Suudilerin üzerine gitmeye karar veren Türkiye, bunu Riyad’ı köşeye sıkıştırmak için medyaya bilgi sızdırarak yaptı, Suudi muhaliflerin konuşmasına izin vererek değil.

Vaktiyle Suriye’deki en güçlü muhalif gruplardan biri olan İslam Ordusu’nun eski sözcüsü Mecdi Nema, şimdi İstanbul’da üniversite öğrencisi.

“İstanbul’da evimizde gibi hissediyoruz”

Arap muhaliflerin Türkiye’yi tercih etmesindeki bir diğer sebep ise Türk ve Arap kültürlerindeki benzerlik.

Savaştan kaçan 3,6 milyon Suriyelinin Türkiye’ye gelmesi şehirde Arap etkisinin yayılmasına sebep oldu, kimi mahallelerde sokakta yürürken Arapça konuşulduğunu duymak normalleşti. Arap restoranları, kafeleri ve fırınları gittikçe yayıldı.

Al Hiwar TV’nin kurucusu Tamimi, sürgünlerin “İstanbul’da evindeymiş gibi” hissettiğini söylüyor.

Ateş hattından akademiye

Kimi sürgünler ise siyasi davalarını geride bırakarak yeni bir hayat kurma derdine düşmüş durumda.

Birkaç yıl önce Mecdi Nema, rejim karşıtı güçlü İslam Ordusu’nun sözcüsüydü. İslam Alluş takma adıyla kamuflajlarını giyip, grubun faaliyetleri hakkında sert açıklamalar yapıyordu.

Fakat 2015’te grubun lideri bir hava saldırısında hayatını kaybedince İstanbul’a yerleşip siyaset bilimi alanında yüksek lisans yapmaya başladı.

31 yaşındaki Nema her ne kadar Avrupa’da altı ay yaşasa da ikliminin soğukluğu, ikamet izni almanın zor olması ve kazara domuz eti yeme korkusundan ötürü Avrupa’dan taşınıp İstanbul’a yerleşti.

İstanbul’da domuz eti çok nadir, camiler her yerde ve Türk güvenlik güçleri sakalının uzun olmasına karışmıyor.

“Seni takip etmiyorlar, seni darlamıyorlar ve açık açık devrimi savunuyorlar” diyor Nema.

Şimdi Türkçe öğreniyor ve devam eden savaş, yakın zamanda ülkesine dönme umudunu azalttığı için doktora yapmayı düşünüyor.

“Eğer savaş çoktan kaybedilmediyse, [bir gün elbet] kaybedilecek. Bu yüzden onun yerini başka bir şey almalı.”

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar