Sabun Köpüğü (7): 1 Mayıs ve çocuk işçiler

Bir bahar akşamı rastladım size. Bir maç akşamı, Galatasaray ile Konyaspor’un maçını izleyen bir cafe var, orada onun önünde. Sevinçsiz ve bir o kadar da kedersiz bir ruh  hali içersindeydiniz. Güzel bahar çiçekleri her yerdeydi oysa. Başınızı ne yere eğdiniz ne de göğe çevirdiniz. Kağıt toplayan çocuk; en fazla 16 yaşında idiniz. Önünden geçtiğiniz cafede dev ekranlarda olup bitenleri bir anlığına seyrettiniz. O anda gözlerinize bakan biri gerçek bir seyirci gibi maçı takip ettiğinizi bile düşünebilirdi. Hayır bu lükse zamanınız yoktu. Değil o maç için hayat için bile buna zamanınız yoktu. Hayat kalpsizdi ve siz de o hayatın kalbi değildiniz. Çekip gittiniz.

Bir Mayıs’a iki gün vardı. Yıl 2019 idi.

Dünya değişiyordu, dünya yerinde sayıyordu.

Dünya hâlâ zenginleri, dünya hâlâ güçlüleri ve iktidar sahiplerini seviyordu. Buna karşın dünyanın nabzı, duyabilenler için hâlâ sabun köpüğü renginde bir grapon kağıdı gibi atıyordu. Atıyordu da grapon kağıdı artık kimler hatırlıyordu ki?

***

O gün sizin bakışlarınızı orada görmüş biri olarak… Bugünden hayır gelmediğini görünce geçmişe dönmeye karar verdim.

Bundan bir asır öncesine.

Fransa’ya.

1 Mayıs ritüeli.

Nedir diye soracak olursanız…

Çiçekli bir akdiken dalı ve bu dalın sevgiyi inşa etmesi, sevgiyi temsil etmesi diyebilirim. Yine bir iş günü. Özellikle de işçi çocuklar için.

Yaklaşık bir asır önce 

Tatil değil bir iş günü. Çocuklar yine çalışıyorlar delicesine. Kendi boylarından büyük işlerde.

O gün, hiç değilse o gün 8 saatlik bir mesai için yollara düştü işçiler. Düşçüydüler. Kim bilir neye baktılar, 2019 yılında bizim kağıt toplayıcının dev bir ekranda gördüğü maç hayali gibi neydi zihinlerini çelen? Bir gelecek? 2019’a doğru bir gelecek? O gelecekte herkesin emeğiyle ve potansiyeli ile eşit olabileceği gerçeği…

Yürüdüler gittiler aşağı yoldan. Meydana doğru.

Takvimlerde 1891 yazıyordu.

İşçilerin dilinde ise bize 8 saat gerek…

Bundan sonraki paragrafı Mine Kırıkkanat’ın metninden aktarmak istiyorum size:

1891 yılı 1 Mayıs sabahı, grevciler, sokaklarda “bize 8 saat, 8 saat gerek” sloganını açık saçık bir Fransız şarkısının bestesine uydurarak neşeyle dolaştılar.

Dokuma atölyelerinin önünde jandarmayla hafif bir dalaş yaşandı ve birkaç işçi tutuklandı. Öğleden sonra grevciler, tutuklanan yoldaşlarını kurtarmak üzere hapsedildikleri belediye binasının önünde toplandılar.
Kadın işçiler, sabahki şarkının sözlerini “Bize erkeklerimiz, erkeklerimiz gerek…” diye değiştirmişlerdi. İtiş kakış sırasında, jandarmaya takviye gelen askerlerin yavaş yavaş gerilediğini gören bir piyade subayı, grevcilerin üstüne “Ateş!” emrini verdi.’’

***

Piyade subayının hırsından 9 kişi ölmüş, 33 kişi yaralanmış. Bu kişilerin arasında yetişkin konumunda olan bir kişi vardı. Diğerleri, dokuma atölyelerinde çalışıyormuş; çocuklar…

O kayıplardan biriymiş o genç kız. Elinde bir çiçek varmış. Nişanlısı o sabah eline tutuşturmuş. 

***

8 saatlik mesai için 17 yıl daha gerekecekti. 

Akdiken dalından bugüne gelindiğindeyse söylenecek ne çok söz var. Ama biz şimdilik en masumunu söyleyelim: 1 Mayıs’ın geleneği Fransa’da “un brin de muguet”, bir sap müge, geleneğiyle sürdürülüyor. Mayısın birinci günü insanlar, tüm Fransa ve özellikle Paris sokaklarında, yakınlarına mutlaka ve çoğu kez yabancılara da birer sap müge çiçeği armağan ediyor.

Kanla dolu bir yüzyıla gebeyken 1 Mayıs için bir dal umut… Belki…

1 Mayıs 1977 hâlâ tarihimizde karanlık bir leke olarak bekliyor.

Ama sadece Türkiye mi? Hayır. Dünya kan kokuyor. İngiltere, Meksika, ABD… Onların da tarihleri ve özellikle 1 Mayıs için karanlık günlerin gölgesinde izler taşıyor.

Şunu sormamız elzem: Tüm akıp giden bu kana ve bu mücadeleye rağmen emeğe alın terine dair bir karşılık alınabildi mi? İşçiler konusunda. Ya da vahim olanı… Çocuk işçiler konusunda bir arpa boyu yol katedilebildi mi? 

21. yüzyıl Türkiye’sine bakıldığında yüz binlerce çocuk, 19. yüzyıl  koşullarında çalıştırılıyor örneğin. Çocuk hak ihlallerine ilişkin konularda aklımıza ilk olarak çocuk istismarı gelse de dünyada ve Türkiye’de gün geçtikçe artış gösteren bir gerçek var; çocuk işçiliği. Bir insan hakları sorunu ve çocuk hakları ihlali ile karşı karşıyayız… Kimi zaman onları bir atölyede görüyoruz, bazen bir tarım işçisi olarak, kimi zaman  zorla çalıştırıldıklarına şahit oluyoruz, kimi zaman bir kağıt toplayıcısı olarak karşımızda belirliyorlar…

Ülkemizde her beş çocuktan biri işçidir. Yaşam hakkı ihlal edilmiş. Ülkemizde, iş cinayetine kurban giden yirmi işçiden biri çocuk işçidir. 

ILO’ya göre çocuk işçiliği; çocukları çocukluklarını yaşamaktan alıkoyan, potansiyellerini ve saygınlıklarını eksilten, fiziksel ve zihinsel gelişimlerine zarar verici işlerde istihdam edilmesi olarak ifade edilmektedir. BM Uluslararası Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), çocuk işçiliğini “Çocuğun yaşına ve işin türüne bağlı olarak, minimum çalışma saatini aşan ve çocuğa zararlı olan iş” olarak tanımlamıştır. Yoksulluk, göç, eğitim, işsizlik, denetimsizlik, mevzuatlardaki eksiklikler ve işverenlerin çocuk iş gücü talebi çocuk işçiliğinin belli başlı sebeplerindendir. Dünyada 152 milyon çocuk işçi vardır ve bu çocukların 73 milyonu tehlikeli işlerde çalışmaktadır. Ülkemizdeki tablo da oldukça vahimdir. Türkiye’de 2 milyonu aşkın çocuk işçi vardır. 

Çocuk Hakları Sözleşmesine göre çocukların; eğitilme, giyinme, barınma, sağlık gibi birçok temel hakları var. Çocuklar çalıştırıldıkları zaman bu haklarından mahrum kalırlar. Çocuk işçiliği emek sömürüsünün en sert biçimi olarak karşımıza çıkıyor da… Çıkıyor da ne değişiyor?

Onlara bir karabasan yerine dünyayı bir ev gibi sunma zamanı gelmedi mi?

Barışa, adalete ve eşitliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğu bu dönemde sabun köpüğünden benden size sevgi ve saygılar… 

Bir de slogan atayım: 1 Mayıs; bize ev diyebileceğimiz koruyup gözetebileceğimiz bir dünya gerek…

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar