Michel Serres: “Bugün büyük bir devrim yaşıyoruz; ben de filozof olarak tanığıyım bunun”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Filozof ve akademisyen Michel Serres 1 Haziran Cumartesi günü 88 yaşında vefat etti. Daniel Salvatore Schiffer’in Mediapart’ta yayınlanan söyleşisiyle anıyoruz onu.

Michel Serres

20. ve 21. yüzyılların büyük filozoflarından biri, Michel Serres, 88 yaşında öldü. Evrensel/cihanşümul bir zihindi, hem dost hem hocaydı. Burada, son kitaplarından biri, bugün düşüncesinin vasiyeti gibi beliren usta işi sentezi Pantopie : de Hermès à Petite Poucette* (“PantopyaÇ.N.1 : Hermes’ten Parmak Kız’a”) etrafında yaptığımız söyleşiyi yayınlayarak hürmetimi sunuyorum ona!

Daniel Salvatore Schiffer: Son kitaplarınızdan biri olan “Pantopya: Hermes’ten Parmak Kız’a”, eserlerinizin mufassal fakat erişilebilir, usta işi bir sentezi gibi beliriyor. Maksadı ve sebebi nedir?

Michel Serres : Bugüne kadar altmışa yakın kitap yazdım; bunların bazıları, özellikle ilk baştakiler, pedagoji çabalarına rağmen, ortalama okur için hep erişilebilir değildi. 1968’de Presses Universitaires de France’ın yayımladığı Le système de Leibniz et ses modèles mathématiques (“Leibniz’in Sistemi ve Matematiksel Modelleri”) gibi bir çalışma, ya da Éditions de Minuit’nin 1969 ile 1980 yılları arasında yayımladığı beş denemeden oluşan “Hermès” dizisi böyledir. 1993’te Flammarion’un yayımladığı kitabım Les Origines de la géométrie (“Geometrinin Kökenleri”) de basit değildi. Sonra, daha yakın zamanda, Editions du Pommier’nin yayımladığı, benim “hominescenceÇ.N.2 diye adlandırdığım, “dünyanın büyük anlatısı”na vakfedilmiş dizi oldu. 

Bir söyleşi kitabı olan “Pantopya” adlı bu çalışma, hem sizin hem de sizinle söyleşen iki muhatabınızın, konuya vâkıf olmayan okura bazen çetin gelebilecek bir düşünceyi sözcüğün soylu anlamında beğendirme isteğinizden mi doğdu?

Evet! Bu hususta, Martin Legros ile Sven Ortoli’ye çok minnettarım; bunca çeşitli konularda olmasına karşın entelektüel yaklaşımımla mükemmel tutarlılık arz eden bu uzun söyleşiyi, günler boyunca bilimsel titizlikle ve yöntemlilikle, özellikle de ifade berraklığıyla kâğıda döktüler.

Önem verdiğiniz o “Büyük Anlatı” mefhumunu belirleyebilir misiniz?

“Dünyanın büyük anlatısı”, benim gibi bir filozofun, felsefe, bilimler (katı, uygulamalı ya da beşeri), antropoloji, etnoloji, coğrafya, filoloji, dilbilim, etik, vb. kadar çeşitli dallar arasında, insanlık tarihini bütünlüğü içinde daha iyi anlamak için epistemolojik köprüler, bilişsel geçitler kurmayı denediği anlatıdır. 20. ve 21. yüzyıllar arasındaki bilginin bir tür ansiklopedisi, güncel bilgilerin bir sentezi söz konusudur; vaktiyle Aristoteles, Descartes, Leibniz, Kant, Hegel ya da Husserl gibi büyük filozofların yaptıkları mesela. 18. yüzyıldaki Ansiklopediciler gibi evrensel bir bilgiyi dert edinen her filozofun düşüdür bu.

Hem katı bilimlerin hem insan bilimlerinin birikimi üzerine temellenen bir dünya görüşü (Alman filozof Schelling’in terimiyle bir “Weltanschauung”) geliştiren bir filozofsunuz!

Doğru: En azından benim emelim bu! Yazmış olduğum haliyle “dünyanın büyük anlatısı”, kavramsal düzlemde ve tarihsel düzeyde, 2001 ile 2006 arasında yayımlanan ve Hominescence [İnsan Oluş]L’Incandescent [Akkor], Rameaux [Dallar] ve Récits d’Humanisme [Hümanizm Anlatıları] başlıklarını taşıyan dört denemeden yola çıkarak eklemleniyordu. Aynı zamanda, eski bir denizci olarak “dünya turu yapma” arzusundaki “bir yaşam âşığının tarihi”ydi bu; son çalışmam “Pantopya: Hermes’ten Parmak Kız’a”nın kapağının da gösterdiği gibi…

İşte dünyaya meraklı bir yaşam âşığı, denizci evlâdı, Gaskonya toprağı insanı, daima vücuduyla düşünmüş bir rugbyman, eski bir denizcilik okulu öğrencisi, filozof ve tarihçinin hikâyesi.   

Bu konuda, düzgün biçimde kavranan bir felsefenin hakiki bir yolculuk gibi anlaşılması gerektiğini söylüyorsunuz!

Bu doğru! Adına lâyık bir filozof en azından üç yolculuğu dert etmelidir: Yeryüzü denen şu hârikulâde gezegen boyunca, Jules Verne’in 80 Günde Devriâlem romanında tahayyül ettiği, benim de üzerine yazdığım (bkz. 1974’te yayımlanan Jouvences, sur Jules Verne [“Gençlik Pınarları: Jules Verne üzerine”] denemem), mekânda bir yolculuk; farklı bilgilerin, muhtelif bilimlerin, konuların ve dalların katedildiği zihinsel bir yolculuk ve dünyamızdaki çok sayıda kültürün ve uygarlığın katedildiği insanî bir yolculuk. Benim “ansiklopedi ülküsü” diye adlandırdığım da, bu üç yolculuk tipinin bir araya gelmesidir!

Çalışmanızın başlığına şerh düşmek için belirtirsem,“Pantopya” kavramınızın hem felsefi hem bilimsel bakımdan özüyle ilgili, kökendeki baş anlamı da bu!

Kesinlikle! Bu “pantopya” sözcüğü, Yunancada “hepsi” anlamına gelen pan ile, “yer” anlamına gelen topos’un göstergebilimel kaynaşmasıyla türetilen yeni bir Fransızca sözcüktür. Bu “pantopya” aynı zamanda yeni bir düşünce tarzına da gönderir: Dünyanın bütünlüğünü, dolayısıyla da evrensel bir bilginin bütünlüğünü kucaklayan bir düşünce. Bu bir yarın ütopyası bir nevi. Bu ütopya, başka yerler tahayyül etmekten ibaret değil artık; Leibniz’in dilini tekrar kullanırsak, mümkün bütün dünyaları sanal olarak düşünmek de var. Kaldı ki kavradığım haliyle bu “pantopya”, aynı zamanda hem filozof, hem de matematikçi ve âlim olan Leibniz’in en ünlü kitabının adındaki “monadoloji” kavramıyla kastettiğinden metaforik olarak pek uzaklaşmaz: Dünyaya açılan bir penceredir; ama bütün mümkün dünyalara… teknolojik ve sanal dünyalar da dahil! Zira sanal, tanım itibariyle, mümkündür! Aynı zamanda burada, Kant’ın “sentetik düşünce” dediği, genel ve çoğul düşüncesini, yine Kant’ın deyişiyle “analitik düşünce”yle, yani özel ve tekil üzerinden düşünmenin de bir şekli vardır.

Düşüncenizin bu taze yüzünün, onun mantıksal sonucu olarak daha eski eserlerinizden Hermès dizisinin gösterdiği gibi tam da iletişimin tematiğine vakfedilmiş ilk kısmıyla tutarlılığı doğrulanıyor. Bu dizideki ilk cildin başlığı “Communication” (İletişim) idi; ikinci, üçüncü , dördüncü ve beşinci ciltler ise sırasıyla, “L’Interférence” (Müdahale), “La Traduction” (Çeviri), “La Distribution” (Dağıtım) ve “Le Passage du Nord-Ouest” (Kuzey-Batı Geçişi)!

Evet! Neredeyse yarım asır önce iletişim üzerine bir iddiada bulunuyordum: İnternet ve sosyal ağlar, küreselleşme ve dünyasallaşma çağıyla bu iddianın temeli olduğu kanıtlandı. Olgular sonradan haklı çıkardılar beni! Ama basiretli Aristoteles’in bârizleştirdiği gibi, düşünmek önceden görmek değil midir? Bununla, bilhassa gerçeği önceden görmeyi kastediyorum!

Bu anlamda, çağdaş filozofların çoğundan epey önce, zamanımızın büyük devrimlerinin geldiğini gördünüz: İletişim çağına ve dijital devrime girdiğimizi, ama aynı zamanda ekolojinin krizini ve ayrıca çevreye gösterilen ilgiyi (bkz 1990’da çıkan Doğayla Sözleşme [çev: Turhan Ilgaz, YKY, 1994)] ve 2008’de yayımlanan Le Mal propre – Polluer pour s’approprier [“Patavatsız – Kirleterek Sahiplenmek”] adlı denemeleriniz), hatta yeni bir bedenin ortaya çıkışını (bkz. 1999’da Editions du Pommier’nin yayımladığı Variations sur le corps [Beden Üzerine Çeşitlemeler] adlı kitabınız) ilk ele alanlardandınız!

Bugün büyük bir devrim yaşıyoruz; ben de filozof olarak tanığıyım bunun: Dünyamızda her bakımdan kaydadeğer dönüşümler doğuran dijital devrim bu: Ahalilerin, kültürün, insan ilişkilerinin, mesleklerin bağrında; dolayısıyla, bunların sonucu olarak da, modern dünyaya bakışımızda bir devrim. Bu devrimin çağdaşıyım. Zaten bir filozof, zamanının tanığı olmaktan başka nedir ki? Bir uygarlık tahterevallisindeyiz. Dijital devrim bir demokratik ütopyayı andırıyor! 

Bununla tam olarak neyi kastediyorsunuz?

İnsanlığın gelişmesi, tarihsel olarak üç önemli anla kesilmiştir: yazının icadı, yani sözelden yazılıya geçiş; matbaanın icadı, yani yazılıdan basılıya geçiş; dijitalin icadı, yani kitaptan ekrana, dolayısıyla görüntüye geçiş. İlk iki devrim bildiğimiz ve içinde yaşadığımız dünyayı doğurdu. Fakat yakın zamanda dijitalin icadı, kendi varoluşumuza tasalanma şeklimizde olmasa da, hem dünyaya bakışımızda hem düşünme şeklimizde, matbaa devrimiyle kıyaslanabilir bir devrim içeriyor. Geçmişe nazaran, hem teknolojik hem bilişsel düzlemde çok derin bir değişim bu; sonuçlarını da henüz çok iyi ölçemiyoruz. Bu başkalaşım, mukadder biçimde yol açtığı bunalımlarla bazen endişe verici görünebilir elbette; fakat bilhassa tutku vericidir. Hem sebebinin hem sonucunun, hem etkeninin hem taşıyıcısının çağdaş dünya olduğu ortaya çıkan bu dijital devrim, zihniyetlerin bağrında öyle bir değişime yöneltiyor ki, internet, taşınır bilgisayar, cep telefonu, smartphone ve diğer tabletlerin kullanımında uzmanlaşan bugünün gençleri her şeyi yeniden icat etmek zorundalar: olma ve bilme tarzı, birlikte yaşama, kurumlar, bizzat demokrasi, bilgiyi ele alış. Bütün bunlar, boyutlarıyla, olağanüstü siyasî, toplumsal ve bilişsel dönüşümler!

Son kitaplarınızdan birinin, genç kuşakların kullanımına yönelik bir manifesto olan “Parmak Kız”ın ana konusu da bu!

Tam olarak. Yeni teknolojilerin bu atılımından, mesajları smartphone’una parmaklarıyla tıklarken sergilediği ustalık sebebiyle metaforik olarak Parmak Kız diye adlandırdığım yeni bir insan doğdu – burada, tam da mesajların tanrısı Hermes dizisinin geliştirdiği haliyle “iletişim”in ilk fikrine dönüyoruz. Parmak Kız “şimdi”nin çağında, o minyatürleştirilmiş aletle yaşıyor: Klavyesine ufak bir tıklamayla dünyanın tüm bilgisini elinde tutarak yaşıyor; bu bilgi ufacık bir ekranda yoğunlaşmış, neredeyse sınırsız, elinde tutan kızın bilişsel potansiyeliyle aynı düzeyde.

Bu kıssanın hissesi?

Burada şu hayret verici teknolojik icat var; inanılmaz bir zihinsel devrim, insanın onu iyi kullanması şartıyla yeni bir insanlık tipinin taşıyıcısı: Geleceğin dünyası bu; dolayısıyla insanın doğası bozulmazsa gelmekte olan hümanizm bu. Muazzam bir meydan okuma bu; ama bu toplum tipinde zorunlu olarak bulunan tehlikeler bertaraf edilebilirse, demokratik başarısı konusunda iddiaya girerim. Aksine insandan ümidi kesmek istenmiyorsa, umacak bu var en azından!

* Éditions Le Pommier (Paris).

 

Daniel Salvatore Schiffer kimdir?

Filozof, yazar. Eserleri: Umberto Eco – Le labyrinthe du monde » (Editions Ramsay), « La Philosophie d’Emmanuel Levinas – Métaphysique, esthétique, éthique » (Presses Universitaires de France), « Critique de la déraison pure – La faillite intellectuelle des ‘nouveaux philosophes’ et de leurs épigones » (François Bourin Editeur),  « Lord Byron » (Gallimard – Folio Biographies), « Traité de la mort sublime – L’art de mourir de Socrate à David Bowie (Alma Editeur), « Divin Vinci – Léonard de Vinci, l’Ange incarné (Editions Erick Bonnier).

Ç.N.1 Pantopie (“pantopya”) sözcüğü Michel Serres tarafından 1993 tarihli Meleklerin Efsanesi’nde (La légende des anges) kullanılmıştır ; bütün yerlerin her bir yerde olduğu ve her bir yerin bütün yerlerde olduğunu ortaya koyar.

Ç.N.2 Hominescence [İnsan Oluş]: Ayakta duruş, ateşin ve ilk aletlerin keşfiyle belirginleşen hominisation/insanlaşma’dan farklı olarak, Michel Serres’in yarattığı yeni sözcük hominescence, adolescence/ergenliğin çocukluk çağından erişkin çağa geçişi tanımlaması gibi, ya da luminescence/ışıldamanın karanlık bir cismin ışıltılı hale geldiği ânı tanımlaması gibi, insanın oluşunu tanımlar.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus