Francis Hallé: “Bâkir bir ormandan daha güzel hiçbir şey olamaz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Tropikal ormanlar uzmanı, “Dorukların Salı” (Le Radeau des cimesÇ.N.1) projesinin başlatıcısı ve çok sayıda kitabın yazarı, botanikçi ve biyolog Francis Hallé, Fondation Cartier’nin düzenlediği “Biz Ağaçlar” adlı çağdaş sanat sergisine katılıyor. İmhası yerli halkların soykırımı anlamına da gelen ortak bir mülkümüzün korunmasının insanlık için gerekliliğini savunuyor.

Kendisiyle Le Monde’dan Pierre Le Hir’in yaptığı ve 11 Temmuz 2019’da yayınlanan söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Francis Hallé

“Biz Ağaçlar” sergisi, salt adıyla bile, ağaçların bizi sorgulamak için söz aldığı hissini veriyor. Ne diyorlar insanlara?

Hiçbir şey. Bize hiçbir şey söylemiyorlar. Bence işin özü, onların insan varlığına nazaran bütünüyle başka olmaları. Bir insanla bir ağaç kadar birbirinden farklı iki canlı varlık tahayyül edilemez. Biri hareket halindedir, diğeri yerinden kımıldamaz; biri konuşur, öteki konuşmaz; biri iç yüzeyiyle enerji emer, diğeri ise dış yüzeyiyle… Ağaç, insan varlığının tersine işler. Bu başkalığa çok bağlandım.

Yaşamını ormanlara hasretmiş biri olarak size ne öğrettiler?

Ağaçların, genel olarak bitkilerin, hayatımda git gide daha fazla yeri var. Ağaçları ve ormanları muhafaza etmenin insanlık için çok büyük bir gereklilik olduğuna derinlemesine kanaat getirmiş durumdayım şimdi.

Öncelikle, bize çok yararlılar. Karbondioksiti emip oksijen salarak atmosferi temizleyen ağaçlar olmasa, soluk alamazdık. Bizim için yerine getirdikleri hayatî hizmetlerden sadece biri bu — besin veya malzeme olarak, ya da ısınmak için bize sağladıkları kaynaklardan bahsetmiyorum bile.

Ama bundan fazlası da var. Karmaşıklığa ihtiyaç duyarız ve bir tropikal ormandan daha karmaşık bir şey yoktur. Bu gezegende, aralarındaki tüm etkileşimlerle milyonlarca türü barındıran bir tropikal ormanla karşılaştırıldığında, her şey basittir. Bize karmaşık görünen yapılarımız, finans sistemlerimiz bunun yanında hayli kaba ve silik kalır.

Karmaşıklık; aynı zamanda da kadimlik –ilk büyük ağaçlar 380 milyon yıl önce Devonyen döneminde ortaya çıkmıştır– ve bilhassa güzellik. Beni en çok etkileyen de budur. Bâkir bir ormandan güzel hiçbir şey olamaz: Öncelikle yaşam çeşitliliğinin bir zirvesidir, ama estetiğin de zirvesidir.

Defterden bir sayfa, “Sophora Japonica” (2019)

Bitkiler Yeryüzü’nde mevcut yaşamın, yani biyokütlenin %99’unu oluştursa da, uzun süre boyunca bilim insanları bilhassa hayvanlar âlemini incelediler. Neden?

Bunun bir suçlusu var: Eski Yunanlar, Aristoteles, Platon ve diğerleri… Yaşam biçimleri arasında bir hiyerarşi kurdular; bu hiyerarşinin zirvesinde insan, aşağıda hayvanlar, onun da aşağısında bitkiler ve en altta taşlar bulunur. Bitkiler yerinden kımıldamayıp gürültü çıkarmadığından, bunun ilginç bir yaşam biçimi olmadığı hükmüne varmışlar. Bu entelektüel miras çok yaygın biçimde öne çıkmış.

Oysa bitki biyolojisi, özellikle de ağaçların birbirleriyle iletişim kurabilmeleri üzerine bilgilerimiz, kaydadeğer biçimde ilerledi…

Gerçekten de yaklaşık yirmi yıldır tüm dünyada, genel olarak bitkiler, özel olarak da ağaçlar üzerine heyecan verici sonuçların çığ gibi gelişine tanık oluyoruz. Ağaçlar arasındaki iletişim buna bir örnek. Bir sürü farklı şekilde olabiliyor bu. İlk farkına varılan, bir strese ya da bir yaraya tepki olarak uçucu moleküller –kokular– yaymaktır: Rüzgârın taşıdığı bu moleküller aynı türden diğer ağaçların üzerine gelir ve onları tehlikeye karşı uyarır.

Keşifler arasında, ağaçların ömürlülüğü de vardır. Bunun sonucunda, potansiyel olarak ölümsüz ağaçların var olduğu fikrine vardık. Bu meleke, ağaçların koloni oluşturan kolektif varlıklar olması gerçeğine ve mercan resiflerindeki poliplerde de olduğu gibi, yapıtaşlarını oluşturan bireyler yok olsa bile bir koloninin ölümsüz olabilmesine bağlıdır.

Belki de şu soruyla başlamak gerekiyordu: Bir ağaç nedir?

Artık buna bir tanım getirmekten vazgeçtim. Çok sayıda tanım önerdim ve her seferinde o tanımı alaşağı eden bir istisnaya denk geldim. Bazıları bir bitki türünün yüksekliğini ölçüt alırlar; ama Güney Afrika’da, gövdeleri ve dalları yeraltında bulunan ağaçlar keşfettim… Bugün yaklaşık 100 bin ağaç türü biliyoruz; ama her yıl yüz kadar yeni tür tasvir ediliyor.

Benim daha ziyade ön plana çıkarmayı tercih ettiklerim, ağaçların en büyük meziyetleri arasında bulunup bize bir hayat dersi veren özellikleridir. Öncelikle, ağaçlar çok ağırbaşlıdır. Kendilerini göstermek için yırtınmazlar. Sonra, insan varlığından farklı olarak, şiddetten tamamiyle uzaktırlar. Koloninin bağrında, birbirlerine göz kulak olurlar.

Her ne kadar ağaçlar bize konuşamıyorsa da, özellikle Amazon’da yaşanan toplu ormansızlaştırma, “uygarlığımız” üzerine hayli etraflı bilgi vermiyor mu?

İnfiale uğradım. O kimseler –ormanları kesenler, orman işletmecileri, maden arayıcıları– özel parasal çıkarlar için insanlığın ortak mirasını tehlikeye atıyorlar. Hükümetler ise, hem tropikal ülkelerde hem burada, ya suç ortağı ya pasifler. Yasaya tâbi olmalı bu.

Ormansızlaştırma da bir soykırımdır. Orman sadece ağaçlar değildir; aynı zamanda orada yaşayan faunadır ve o yaban yaşamının içinde, kendilerini bunun bir parçası gibi hisseden insan varlıkları vardır. Amazon Yerlileri ya da Afrika’daki Baka Pigmeleri düpedüz bir soykırıma kurban olmaktadır. Onları doğrudan öldürmeseler bile –ki Amazon’da bu da bazen olmaktadır–, onların yaşam mekânı yok edilmektedir.

Ormanlar insanlara rağmen var kalacaklar mı?

Doğası insanlar tarafından bozulmamış bâkir ormanlar kuşkusuz kalmayacak. Artık neredeyse yok zaten. Avrupa’da, Polonya’da böyle bir orman olan Bialowieza vardır — harikulâde, muhteşem bir orman. Ama Polonya hükümeti onu işletiyor şimdi. Bir grup arkadaşla, Batı Avrupa’da, her tür insan müdahalesinden ârî, bâkir bir orman oluşturma projemiz var. Lüksemburg, Almanya, Fransa ve İsviçre’yi ilgilendirebilecek bir Avrupa girişimi haline getirmeyi diliyoruz bunu.

Bu proje belki ütopik, fakat birleştirici; zira kısa vâdecilikten gına getirmiş çok kişi varız. Aynı zamanda, kuşaktan kuşağa aktarılacak bir proje de bu: Bunu başlatanlar tamamlandığını görmeyecekler; çocukları ve torunları da görmeyecek. İnsanı ormanla barıştırmanın bir yolu olabilir bu.


Ç.N.1 1974’te Fransız botanist Francis Hallé, iki yardımcısıyla (biri pilot diğeri mimar) ormandaki ağaçların tepesine ulaşmak için yönlendirilebilir bir balon (aerostat) kullanma fikrini ortaya atar. Bu balon, araştırma çalışmalarını yerine getirmek maksadıyla ağaçların tepesine sabitlenen ağlardan oluşan yaklaşık 600 metrekarelik bir şişirilebilir altıgen platform yerleştirebilmektedir. “Dorukların Salı” diye adlandırılan bu platforma dünyanın her yerinden araştırmacılar alınır ve Kamerun, Gabon ve Guyana gibi farklı ülkelerde kullanılır.

Bu sayede yapılan araştırmalar genetik açısından büyük bir önem arz etmektedir; ama aynı zamanda, ilaçların, antibiyotiklerin ve zararlı otları yok eden ürünlerin bileşimine girme potansiyeli olan çok sayıda yeni molekülün keşfini de sağlamıştır. Öte yandan, muhafaza da etme yaklaşımıyla ağaçların çatısının derinlemesine incelenmesi, tropikal ormandaki yaşam çeşitliliğini incelemek için müthiş bir araçtır. Bu keşiflere, içinde yüzlerce böcek ve insansı, otuz kadar bitki, hem karada hem suda yaşayan üç hayvan ve iki yarasa türünün bulunduğu yeni hayvan ve bitki türleri eklenmiştir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus