Nouriel Roubini: Küresel durgunluğun arkasındaki üç ana neden

Nouriel Roubini‘nin 22 Ağustos 2019 tarihli “The Anatomy of the Coming Recession” başlıklı yazısının çevirisidir.

Nouriel Roubini

2020 itibariyle küresel durgunluğu tetikleyecek üç negatif arz şoku yaşanabilir. Üçü de uluslararası ilişkileri etkileyen faktörlerden kaynaklanıyor. ABD bu sorunların hepsinin merkezinde yer alırken iki tanesi de Çin ile ilgili. Dahası, bunların hiçbiri konjonktüre karşı makroekonomik politikaların geleneksel araçlarıyla çözülebilecek türden değil.

Çin ve ABD arasındaki ilk potansiyel kriz, Trump’ın geçen hafta Çin’i kur manipülasyoncusu ilan ettiği açıklamalarıyla yoğunluğu artan, ticaret ve kur savaşlarından kaynaklanıyor. İkincisi ise daha yavaş ilerleyen bir anlaşmazlık konusu: Teknoloji rekabeti. İki ülke de geleceğin ana teknolojisi olan yapay zekâ üzerinde hâkimiyet kurmak için yarış halinde. ABD, Çin teknoloji devi Huawei’yi ulusal güvenliği tehdit eden yabancı şirketler listesine aldı. Her ne kadar Huawei ABD bileşenleri kullanmaya devam etmek için geçici muafiyetler elde etse de Donald Trump geçen hafta Huawei ile bağlantılı 46 kuruluşun daha aynı listeye eklendiğini açıkladı.

Üçüncü büyük risk ise petrol arzından kaynaklanabilir. Her ne kadar petrol fiyatları son haftalarda düşse de ve ticaret, kur ve teknoloji üzerinden gelen bir durgunluk enerji arzını düşürüp petrol fiyatlarını daha da aşağı çekse de, ABD ve İran arasındaki gerginlik tam tersi bir etki de oluşturabilir. Hele ki bu gerginlik bir askeri çatışmaya dönerse, Ortadoğu’da daha önce de 1973, 1979 ve 1990 yıllarında yaşanan çatışmalarda da gördüğümüz gibi petrol fiyatlarında yine oldukça keskin ve dengesiz artışlar yaşanabilir.

Bu üç kriz de durgunluk içinde enflasyona neden olabilir. İthal edilen malların ve onların teknolojik bileşenleri ile enerji fiyatlarında yükselişe neden olurken küresel arz zincirini bozarak üretkenlikte düşüşe neden olabilir. Daha kötüsü, Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşı çoktan küreselleşme karşıtı bir süreç başlattı bile. Pek çok ülke ve şirket artık bu entegre edilmiş değerler sistemindeki istikrara güvenmiyor.  Malların, hizmetlerin, sermayenin, işgücünün, bilginin ve teknolojinin ticareti giderek parçalandıkça bütün endüstrilerdeki küresel üretim fiyatları artacak.

Ticaret ve kur savaşları ile teknoloji rekabeti birbirlerini daha da derinleştiren sorunlar olmaya başlayacak. Örneğin 5G ekipman yeterliliğinde dünya lideri olan Huawei meselesini ele alalım. Bu teknoloji çok kısa bir sure içinde hem sivil hayattaki hem de askeri alandaki iletişimin altyapısını oluşturacak. 5G teknolojisinin varlığı tost makinesinden kahve makinesine kadar her şeyin bir dinleme cihazı olabileceği anlamına geliyor. Bu da şu anlama geliyor eğer Huawei ulusal güvenliği tehdit eden bir kurum olarak görülüyorsa yakında aynı düşünce bütün Çin firmaları için geçerli olabilir.

Bütün bu faktörlerin küresel ekonomide nasıl bir tahribata yol açabileceğini tahmin etmek zor değil. Asıl soru politika yapıcıların bu devam eden, hatta belki de kalıcı olabilecek negatif arz şokuna hazır olup olmadıkları.

1970’lerde art arda yaşanan krizlerin ardından politikacılar çözümü para politikalarını sıkılaştırmakta bulmuşlardı. Bugün ise pek çok merkez bankası, ki buna FED de dâhil, para politikasını yumuşatıyor; çünkü enflasyon zaten düşük ve bu şekilde seyretmesi bekleniyor. Olası bir petrol krizinden doğabilecek herhangi bir fiyat yükselişi de geçici olacak bir enflasyon artışı olarak algılanıyor.

Zaman içinde negatif arz şoku geçici bir negatif talep şokuna dönüşebilir ki bu da tüketim ve sermaye harcamalarını azaltarak enflasyonun düşmesine ve büyümenin azalmasına neden olur. Bu üç belirsizlikten dolayı şu anda ABD ve küresel ekonomideki harcama kapasitesi oldukça azalmış durumda.

Aslında ABD, Avrupa, Çin ve Asya’nın diğer ülkelerindeki sermaye harcamaları şu an için kontrol altında tutulurken; küresel teknoloji, imalat ve sanayi sektörleri de durgunluk içinde. Henüz bu durumun etkilerini küresel ölçekte tam anlamıyla hissetmiyor oluşumuzun nedeni ise bireysel tüketimin oldukça güçlü olması. Negatif arz şokları yüzünden ithal edilen malların fiyatları artarsa bu bireylerin alım güçlerinin de düşmesine neden olur ve küresel ekonomiyi tam anlamıyla gerilemeye sokar.

Negatif yönlü toplam talep şokunun ortaya çıkacağını düşünürsek merkez bankaları para politikalarını gevşetmekte haklı. Ancak politikacılar da aynı önlemleri almalı. Büyümedeki keskin düşüşler ve toplam talep, konjonktür karşıtı para politikalarının uygulanmasını gerektirebilir ve bu da ekonomik durgunluğun şiddetini azaltır.

Orta vadede, teknoloji ve ticaret savaşlarından doğan negatif arz şoku belli ölçüde kalıcı olacak ve bu da potansiyel büyümede bir düşüş yaşanmasına sebep olacak. Aynı şey Birleşik Krallık için de geçerli. AB’yi terk ediyor olmasının maliyeti de Birleşik Krallık’a aynı şekilde yansıyacak.

Bu tip krizler para politikaları ile düzeltilemez. Kısa vadede işe yarasa bile uzun vadede para politikaları ile durumu düzeltmeye kalkmak hem enflasyonda hem de enflasyon tahminlerinde ciddi artışlara neden olur ve merkez bankalarının hazırlık kapasitelerini fazlasıyla aşar. 1970’lerde merkez bankaları aynı politikayı iki defa uyguladı. Sonuçları ise hem enflasyon hem de enflasyon beklentilerinin yükselmesi, sürdürülemeyen bütçe açığı ve kamu borçlanmasındaki artış olmuştu.

Sonuç olarak 2008 ekonomi krizi ile bugün küresel ekonomiyi sallayan negatif arz şoku arasında çok önemli bir farklılığı vurgulamamız lâzım. Bir öncekinde negatif yönlü olan toplam talepti ve bu da enflasyon ve büyüme krizlerine yol açmıştı. Bu yüzden de mali teşviklerle bu kriz aşılabilmişti. Ancak bu defa küresel ekonomi daha kalıcı bir negatif arz şokuyla karşı karşıya ve bu da orta vadede çok farklı politikalar uygulanmasını gerektiriyor. Sonu olmayan finansal teşviklerle küresel ekonominin aldığı hasarları azaltmaya çalışmak hiç de makul bir seçenekmiş gibi görünmüyor. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar