Fransız yargıç Serge Portelli, meslekte 45 yılını sorguluyor: “Ben kimim ki başkalarını yargılayayım?”

Serge Portelli 1972-2018 yılları arasında Fransa’da yargıçlık yaptı. Halen Avrupa Birliği’nde hukuki konularda danışmanlık yapıyor. Daha önce işkence üzerine kitabıyla dikkat çekmiş olan Portelli, son olarak meslek hayatından hareketle yargıçlığın meşruiyetini sorgulayan bir kitap yazdı: Qui suis-je pour juger l’autre? (Ben Kimim ki Başkalarını Yargılayayım?) Michel Deléan’ın kitap hakkında médiapart’ta çıkan yazısını Haldun Bayrı çevirdi.

Serge Portelli

Birçok yargıç tipi vardır. Bazıları mahkemelerinin huzurundan geçip giden zavallı fakir fukarayla kürsü tepesinden zalimce alay eder. Bazıları usanmış bir havada zırvalar ve dosyadan dosyaya geçer. Kimi diğerleri ise sanıklara ahlâk dersleri verip mahkûmiyetler yağdırarak görevlerini yerine getirdikleri duygusunu yaşarlar. Bir de başkaları vardır ki, dinler, kuşku duyar, kafa yorar, peşin hükümlerden sakınır, kararlarını erişilebilir bir dilde açıklayacak zamanı ayırır ve adaletin onarıcı ve insancıl boyutlarına hâlâ inanırlar.

Serge Portelli bu son kategoridekilerden. Kısa süre önce emekliye ayrılınca yazdığı, felsefi düşünceleri ve mahkemelerde yaşadıklarının iç içe geçtiği canlandırıcı bir kitapçığı (Qui suis-je pour juger l’autre ? [“Ben Kimim ki Başkalarını Yargılayayım?”], Éditions du Sonneur) 5 Eylül’de yayımladı (Serge Portelli Melun ve Créteil’de sorgu yargıçlığı, daha sonra da Paris ve Versailles’da mahkeme başkanlığı görevlerinde bulunmuştur).

İnsanın hizasında hüküm vermek, diye anlatıyor yazar, aşırdığı ufak tefek şeyler yüzünden şimdiye dek düzenli biçimde mahkûmiyetler almış, hapishaneyle psikiyatrik hastane arasında gidip gelmiş, zihinsel düzeyde vahim yetersizliği olan bir insanı, psikiyatrik bir uzman raporuna dayanarak sorumsuz ilan etmektir. Çöküntü halinde olan ve ziyaretine hiç kimse gelmeyen bir tutuklunun sorgularını, onu hayata döndürmek için –boşuna– sürdürmektir. “Bir hücreyi yüz defa ziyaret edebilirsiniz, ama onu sadece hakikaten içinde yaşayan bilir” diye yazıyor Serge Portelli.

Yargıç olmak, kanlı bir suç işlemiş 8-11 yaş arasında üç çocuğun karşısına çıkıp, onlarla ilgilenilmesini sağlamak (psikolog, eğitimci, sosyal yardım görevlisi…) ve o işten yakayı kurtardıklarından emin olmak için 25 yıl boyunca güzergâhlarını sessiz sedasız izlemektir aynı zamanda. Bazen de organize suç dünyasından ölüm tehditleri almak ve bir silah taşımak zorunda kalmaktır.

Mesleğine sıkı sıkıya bağlı bir yargıç olan Serge Portelli (Yargıçlar Sendikası’nda ve Uluslararası Hapishaneler Gözlemevi’nde çalışmıştır) gerektiği zaman kafa tutmayı da bilir. Anlattığına göre kariyerinin başında, genç bir savcı yardımcısıyken, ileri gelenlerden trafik suçu işlemiş birine takibat yapmayı, savcının ondan istediği gibi bırakmamış. Siyaseti ve kariyerini gözeterek iş yapmak yerine, yurttaşların yasa önünde eşitliği ilkesini gözetmeyi tercih etmiş.

2007’deki başkanlık seçimleri kampanyasından hemen önce, “kızıl yargıç”, bir televizyon platosunda İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’ye kafa tutmaktan da fazlasını yapmış ve onu, “Fransızlar’ı korkutmak için” suçluluk rakamlarında ve yeniden suç işleme oranlarında hile yaparak zorunlu asgari cezalar gibi sahte bir çözümü ön plana çıkarmakla suçlamıştır. Serge Portelli bu konuyu birçok kitapta ele almıştır.

Popülistlere, her cinsten asayiş meraklılarına, tekrar suç işlenmesine kafayı takmışlara karşı, Yargıç Portelli bilhassa iki Amerikalı araştırmacının, John Laub ve Robert Sampson’un, “sabıkalıların toplum yaşamına döndürülmesi” (désistance) üzerine bilimsel çalışmalarını çıkarıyor. İki örneklem –500 sabıkalı genç ve 500 sabıkasız genç– üzerinden yıllar boyunca toplanan rakamsal verileri tekrar ele alan bu araştırmacılar, sonunda çoğunun tekrar toplum yaşamına döndüğünü kanıtlamışlardır.

“Suç işlemek bırakılabilir. Bundan vazgeçilebilir […] Evet, bu araştırmacıların bize dediğine göre insan her şeyden bezer, suç işlemekten bile. Suç işlemek yorar. Dolayısıyla, gençliğin taşkınlıklarından ve ilk olgunluğun yanılsamalarından sonra, 30 yaş geldiğinde, sabıkalıların çoğu sakinleşir ve erken bir emekliliğe geçerler,” diye yazıyor Portelli. “O âlemde, arabayı artık park ettiklerini söylerler.”

Büyük bir Montaigne okuru olan Serge Portelli, kariyerinde ilerlerken birçok meslektaşından farklı olarak empatiyi/hemdert olmayı ve alçakgönüllülüğü keşfetmiş. 45 yıllık görev yaşamında tanımış olduğu kurbanları ve suçluları unutmamış. “Nasıl yargıç olunur?” diye soruyor hâlâ kendine. “Hem kendi, hem yargıç nasıl olunur?” Ve Serge Portelli kendi sorusunu cevaplıyor: “Her insanın değişebildiğine inanmamın nedeni, kendimin adamakıllı değişmiş olmamdır.”

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar