İtalya’nın küçük bir ilçesinden karantina günlüğü: “Her şeye rağmen hayat devam ediyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Corriere della Sera gazetesinin editörü Beppe Severgnini, karantinaya alınan Lombardiya bölgesindeki ufak bir ilçe olan Crema’da geçirdiği günleri New York Times için kaleme aldı. Yazının çevirisini sizlerle paylaşıyoruz:

İtalya’daki küçük bir ilçeden “karantina günlüğü”

Her yer kapalı: Okul yok, alışveriş yok, barlar ve restoranlara kimse gitmiyor. Hem benim hem de bütün İtalya halkı için oldukça acı verici bir durumla karşı karşıyayız.

Açık bir toplum şu an tecrit altında. Bu durum başlı başına bir akıl oyunu olarak bile görülebilir. Benim yaşadığım yerde, İtalya’nın kuzeyinde başlayan karantina uygulaması tüm ülkeye yayıldı ve artık ülkede hiçbir aktivite yapılamıyor. Sinema, tiyatro, partiler, spor aktiviteleri dahil bütün etkinlikler iptal edildi. Perşembe günü itibarıyla bütün ülkede 15 bin 113 kişide koronavirüs tespit edildi. Bu kişilerin yarısı hastanelerde tedavi görüyor. 1016 kişi hayatını kaybederken 1258 kişi ise iyileşti.

“İtalyan hükümeti aynı cümleyi tekrarlayıp duruyor: ‘Evinizde kalın’”

Peki Milano yakınlarındaki küçük ve eski bir ilçede salgın hastalığın iyice yayıldığı bugünlerde hayat nasıl akıyor?

Crema diğer ilçeler için de örnek teşkil eden bir bölge. Burada herkes birbirini tanır. “Call me by your name” (Beni Adınla Çağır) isimli kitap ve film ile adını duyuran bir yer. Pencereden dışarı baktığımda ilçe merkezini, Duomo Meydanı’nı görebiliyorum.

Duomo Meydanı

Bu yazıyı yazdığım sıralarda saat 10.00. Meydan bomboş. Tuhaf bir sessizlik var. Normalde meydan öğrenciler, alışveriş için gelenler, çiftçiler ve sabah kahvelerini içmek için dükkân bakan arkadaş gruplarıyla dolup taşardı. Penceremin altında emekliler güneşin doğuşunu izlemek için toplanırlardı. Bugün güneş katedralin tuğlalarına çarpıp yere düşüyor ve Torrazzo Köprüsü boyunca pedal çeviren yalnız bir bisikletçi dışında kimseyi rahatsız etmiyor. Kilise çanı bile daha boş ve sessiz çalıyor. İnsanlar birbirlerini gördüklerinde askerî selamlar veriyorlar. Normalde insanlar birbirlerinin ellerini sıkar veya birbirlerine sarılırlardı. İtalya toplumu sevgisini açıkça gösteren insanlardan oluşur. İtalyanlar olarak Almanya’daki gibi büyük idealara değil, sezgilerimize ve hislerimize güveniriz. Bizim için yaşam; yemek, şarap, müzik, sanat, manzara, kırsal yerler, ailemizdeki sıcaklık ve arkadaşlarımızı kucaklamak demektir.

“Koronavirüs korkusu bu duygularımızı da reddetmemize neden oluyor, oldukça acı verici”

Crema, Lombardiya bölgesindeki esas karantina noktaları olan Codogno ve Castiglione d’Adda ilçelerine 24 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Tabii bizim ilçemizin hastanesi de koronavirüs hastalarıyla dolup taşmış durumda. Hastanede çalışan bazı doktorları ve hemşireleri tanıyorum. Hepsi yorgun, ancak pes etmiyorlar. Lombardiya İtalya’nın en iyi sağlık sistemine sahip bölgesidir. Zaten İtalya da genel olarak bu konuda Avrupa’nın en iyisi olarak kabul edilir. Çarşamba günü itibarıyla Crema’da 91, daha geniş bir alanı kaplayan Cremasco bölgesinde ise 263 koronavirüs vakası tespit edildi. Salı günü üç genç, hastanenin imkânlarını artırmak için bir yardım kampanyası başlattı. Bir gün içinde 80 bin euro toplandı. Ancak hastanede çalışan bir tanıdığım bana şöyle bir mesaj attı: “Eğer doktorlar ve hemşireler için koruyucu ekipmanlar yoksa bu parayla ne yapılabilir ki?”

İnsanlar evlerinde çalıştığı için e-mail kutularımızın dolup taştığını düşünebilirsiniz. Pek öyle sayılmaz. Gelen pek çok mail iptal edilen aktiviteler ile alakalı. Hatta salgın ilk ortaya çıktığı zaman bol şaka içeren WhatsApp mesajlarına da artık denk gelemiyorsunuz. Facebook mesajları ise dış dünyaya seslenmek için ‘dijital şişenin’ içine atılan kağıtlardan oluşuyor sanki. Örneğin, Corriere della Sera’dan iş arkadaşım Irene Soave şöyle bir mesaj paylaşmıştı: “Benim gibi genelde panik olmayan kişiler şu an paniklemeye daha yatkın noktaya geldi. Nispeten soğukkanlı arkadaşlarım bana günde on defa ‘Endişeli misin?’ diye soruyorlar ama kendi sesleri de fazlasıyla tedirgin çıkıyor.”

Öğle yemeğinin ardından eşimle birlikte köpeğimizi gezmeye çıkartıyoruz. Elbette ki kalabalıklardan uzak duruyoruz. Hükümetin yayınladığı detaylı metinlere bakarsak bunu yapma iznimiz var. “Sık sorulan sorular” bölümünde “başka bir insan ile aramızda bir metrelik mesafe olduğu sürece ve kalabalık gruplar arasına karışmadığımız müddetçe” kırsal bölgelerde yürüyüşe çıkabiliyoruz. Benzer direktiflerin bulunduğu sayfada en sık sorulan sorular şunlar:

  • -“İşe gidebilir miyim?”
  • Cevap: Evet ama gittiğiniz noktanın işyeriniz olduğunu kanıtlamanız gerekir.
  • – “Başka bir bölgede yaşayan arkadaşlarımı görmeye gidebilir miyim?”
  • Cevap: Hayır.
  • -“Tatil için başka bir yere gidebilir miyim?”
  • Cevap: Aklından bile geçirme.

Düz bir patika üzerinde, ılık bir havada, arkamızda Bergamo Dağı’nın karla kaplı manzarası eşliğinde yürürken siyah labradorumuz Mirta salgına kayıtsız kalarak mutlu bir şekilde koşmak ve İtalya’ya gelen bahar havasını solumak istiyordu. Yol boyunca yavaş tempo ile koşan birkaç kişiye denk geldik. Pek çoğu el sallarken hiçbiri durmadı.

Bergamo Dağı

27 yaşındaki oğlumuz Antonio küçük bir göl kenarında restoran işletiyor. Kendi yaşlarında altı çalışanı var. Salgına rağmen çalışmaya devam etmek istediler, ancak bu ay başında uygulamaya konan yeni kurallar onların da işini zorlaştırdı. Artık saat 18.00’de restoranı kapatmak zorundalar. İnsanlar artık arkadaşlarıyla buluşamıyor veya seyahat edemiyorlar. Tersine alışık kişiler için oldukça zor bir durum. İtalya’nın dev turizm işletmeleri bazı çalışanlarına ücretsiz izin vermek zorunda kaldı. Antonio, restoranı kapalı kaldığı sürede de çalışanlarının maaşını ödemeye karar verdi. Ancak bunu ne kadar sürdürebilir?

Tenha sokaklardan geçerek eve döndük. Televizyonu açtım. Serie A maçları ertelenmişti. Birkaç gün önce dolu salonlar ve statlarda oynanan Premier Lig ve NBA maçlarının tekrarını izlemek oldukça garip geldi. Corriere della Sera için yazdığım köşe yazısını bitirmek üzere ofise gittim. Yanıma basın kartını almam ve polisin beni durdurması halinde ona işe gittiğimi göstermem için bir form doldurmam gerekiyor. Evden çalışabilenlere bunu yapmaları tavsiye ediliyor. İtalya’da artık ofise gitmenin pek de akıllıca bir yöntem olmadığını savunuyoruz. Ancak yine de tüm zorluklara rağmen bazı durumlarda bunu yapmaya devam etmemiz gerekiyor.

Öğleden sonra ofisteki işim bitti ve ben de evime döndüm. Hava durumu değişmişti ama meydandaki boşluk aynıydı. Romanesk ve gotik mimarinin cevherlerinden olan Duomo’nun önünden geçtim. On ikinci yüzyılda kindar bir Alman imparator tarafından yakılan katedral uzun zaman sonra Crema halkı tarafından yeniden inşa edilmişti. Kapı açıktı ve ben de içeri girdim. İçerisi oldukça karanlıktı. Katedraldeki tapınağın içinde on üçüncü yüzyılda ahşaptan yapılan bir çarmıh vardı. Alessandro Manzoni’nin “The Betrothed” adlı eserinde anlattığı gibi insanlar 1630-31 yıllarındaki salgın hastalıklara karşı yardım dilemek için burada dua ediyorlardı. Bugün orada bir kadın oturuyordu ve beni duymasına rağmen kafasını çevirmedi.

Kiliseden çıktıktan sonra aniden bir müzik sesi duydum. Sonunda bir ses! Ancak bunun ne olduğunu herkes biliyordu. Ana cadde üzerinde ileri geri pedal çeviren bisikletlinin seyyar teybinden gelen müzik sesiydi bu. Birkaç ay önce teybi çalınmıştı ve Crema halkı arasında para toplayarak ona daha çok ses çıkartan yeni bir teyp almıştı. Bugün Umberto Tozzi’den “Ti Amo” çalıyor. Biraz tuhaf ama bir o kadar da hoş bir durum. Her şeye rağmen İtalya’da hayat devam ediyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus