Koronavirüs Türkiye’de – Doktorlar anlatıyor: “Hastanede maske konusunda yetersizlik yaşıyoruz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’de koronavirüse rastlanmasıyla beraber hastanelerin ve doktorların ne kadar yeterli olduğu konusunda soru işaretleri hâkim. Bazı doktorlar Medyascope’a koronavirüsün Türkiye’de görülmesinden beri hastanelerinde yaşanan durumu anlattı. Bu söyleşi dizimizin ilk bölümünde spesifik bir dal üzerinde çalışan bir hastanenin doktorunun gözlemlerini okuyabilirsiniz. 

Koronavirüsün Türkiye’de görülmesiyle beraber gözler hastaneler ve doktorlara çevrildi. Sizce hastaneler ve doktorlar koronavirüs ile mücadeleye ne kadar hazır? 

Önceden hazırlıklı olunmayan, vakası olmayan bir hastalığın bir anda salgın şeklinde gelmesi hiçbir doktorun tecrübe etmediği bir olay olduğu için büyük bir yankı uyandırdı. Doktorlukta, bireysel bazda hazırlıklı olmak ve yönetmek, daha fazla vaka görmekle daha mümkün oluyor. Koronavirüsün ise nasıl seyrettiği, örneğin “ikinci günde bu oluyor”, “üçüncü günde bu oluyor” veya “seyri buna doğru gider” gibi önceden kestirilebilecek bir durumu sözkonusu değil. Ancak vaka takibi yapılıp veya yapanlarla bir istişare sonucu durum değerlendirilmesi yapılabilecek.

Koronavirüs ile hastane ve hastane kuruluşlarının nasıl bir mücadelede bulunabileceğine baktığımızda, sağlık çalışanlarına iyi bir bilgilendirmenin gerektiği aşikâr. Çünkü bu hastalıkta öncelikli risk bulaşma. Yani bir hastada saptanırsa bu hastadan başka insanlara geçmemesi en önemlisi. Tabii bulaştırma derken koronavirüs partiküllerinin yüzeylerde ne kadar kaldığı da çok önemli. Örneğin; “plastik veya metal yüzey üzerinde şu kadar kalır” diyebilmek gerekiyor. Çünkü sürekli hastaların dosyalarıyla veya plastik yataklarıyla da temas ediyoruz. Yüzeyler üstünde ne kadar kaldığı ve temas ettiğimiz yüzeylerden sonra el yıkama veya dezenfekte gibi şeylerin ne kadar gerektiğini bilmek son derece önemli.

Dolayısıyla aniden gelen bu salgına doktorlar pek hazır değil. Elbette gündelik meslek hayatımızda özellikle ciddi girişimlerde el yıkama ve maske takma gibi önlemlere aşinayız. Ancak koronavirüs taşıyan kişinin durumu kolayca çok önemsemediğimiz soğuk algınlığı ile karıştırılabilir. Çünkü hastaların yüzde 80’inin koronavirüsü bu şekilde geçirebileceğine dair bilgiler mevcut. Dolayısıyla doktor bunu çok önemsemeyebilirdi. Fakat mortalite yani ölüm riski taşıyan bir virüs olduğu için doktor bir hastadan diğer hastaya bulaşmaması ve hastasından kendisine bulaşmaması için koruyucu önlemlere daha fazla dikkat ediyor. Bu hastalık ile mücadele noktasında ise aniden geldiği için zaten dezavantajlı konumdayız. Bu nedenle doktorların daha sıkı bilgilendirilmeleri ve ikaz edilmeleri önemli. Bazen servis takiplerinde veya yoğun bakım takiplerinde el yıkamak unutulabiliyor. Hastaya her dokunduğunda veya hastanın dosyasını incelediğinde bulaşabiliyor. Çünkü hastanın dosyası hemen yanı başında bulunuyor. Öksürünce bulaşabileceği bir yakınlık bu. Bu noktada doktorun sıklıkla ikaz edilmesi çok önemli. Nöbetlerde veya çok yoğun günlerde el yıkama veya maske takma gibi önlemler kolayca unutulabiliyor. Acil hastalarda hız çok önemli. Acil müdahale gereken durumlarda el yıkamaya bırakın zaman bulmayı aklımıza gelmesi bile zor oluyor.

Çalıştığınız hastane nasıl bir hastane? Bilgilendirme yapılıyor mu?

Bu durumda Sağlık Bakanlığı yetkilileri veya enfeksiyon komitesi kurulup bu vasıtayla hastanelerin bilgilendirilmesi gibi bir şey yok. Yazılı bilgilendirmeler oluyor ama bence bu konuda hastanelerdeki doktorların toplatılıp topyekûn enfeksiyon komitesi gibi bir komite tarafından ayrıntılı biçimde bilgilendirilmeleri gerekiyor. Bizim hastanemiz daha spesifik bir dal üzerine bir hastane. Açıkçası koronavirüs hakkında bizim hastanemizde yeteri kadar bir bilgilendirme ve yönetim planı yok. Acil ünitemize koronavirüs şüpheli bir hasta geldiğinde yönetimi ile ilgili bir şemamız mevcut değil.

Peki bunun dışında somut koruyucu önlemleri sağlıyor mu hastaneniz? Yani doktorlara maske, dezenfektan veya koruyucu giysi sağlanıyor mu? 

Bu durumda sorun yaşıyoruz. Şu an hastane ihale üzerinden maske aldığı için bir maske yetersizliği yaşıyoruz. Her sabah bize imza karşılığında bir maske veriliyor. N95 maskelerinden bahsetmiyorum ben. Günlük basit maskeleri biz tüm mesai boyunca ve hatta nöbetlerimizde bile aynı maskeyi kullanıyoruz. Oysa bu maskeler zaten dört saat sonra koruyuculuğunu yitirmiş oluyor. Hasta başlarında dezenfektanlar bulunsa da hastanede yaygın bir şekilde yok.

Peki çalıştığınız hastanede günler genel olarak yoğun mu yoksa sakin mi geçiyor? Ve bu süreçte bu konuda bir değişiklik oldu mu?

Biz daha spesifik bir hastaneyiz. Ama bize de yineden bizim dalımızla pek alakası olmayan şikayetlerle gelen hastalar çok oluyordu. Şu an için hastaların hastaneye gelme gereksiniminin azaldığını görüyoruz. Poliklinik sayımıza baktığımızda yüzde 50’lik bir azalma var. Acilden gelen hasta sayısında bir değişiklik yok. Vatandaşlar evde kalma konusunda uyarılmış olmalarına rağmen halen atipik yani bizim dalımızla alakalı olmayan şikayetlerle gelmeye devam ediyorlar. Bunun daha da azalmasını ümit ediyoruz. 

Özellikle sosyal medyada hastanelerin ve doktorların yeteri kadar ilgilenmedikleriyle alakalı paylaşımlar görüyoruz. Doktorlar bu süreçte neyle mükellef? Ne yapabilir, ne yapmayabilir?

Kendi evinde karantinada olup herhangi bir koronavirüs hastasıyla temas etmeyen kişiler, bu ve birçok başka tehlikeyle her an yüz yüze olan, bu tehlikelerden sadece birkaç adım uzakta olan doktor, hemşire ve bütün sağlık çalışanları hakkında çok kolay bir yargıda bulunabiliyor. İnsanlar dışarıya çıkmak zorunda kaldıklarında korkarak çıkmalarına rağmen -tabii bu anksiyeteyi yaşamak çok doğal- ölüm riski taşıyan koronavirüs hastalarıyla muayene ve müdahale nedeniyle direkt temas eden doktorları ilgisizlikle suçlayabiliyorlar. Biz acil vakalarımızda hastamız koronavirüs semptomları taşıdığında bile normalde yaptığımız tüm işlemlerimizi yapıyoruz. 

Toplumda öteden beri gelen doktor ve hemşirelere karşı bir önyargı hâkim. Böyle hassas süreçlerde daha da belirginleşiyor bu önyargı. İlgilenmemiş olan bir doktor veya bir hastane örneği olduğu zaman hemen bir genelleme yapılır ve tüm hastane, doktor ve hemşireler toplum gözünde yargılanır. Dolayısıyla muayeneye gelen hastaların hem hastalıklarını hem de önyargılarını çözmemiz gerekiyor. Yani hastalığını çözmesi için geldiği doktora suçlayıcı bir tavır içinde oluyor hasta. Medyada bu nefret ve önyargı ciddi anlamda tetikleniyor. Oysa doktor ve hemşirelerin ciddi emekleri sözkonusu, hele hele bu tarz kaos durumlarında.

Bize gelen hasta koronavirüs taşıyor olabilir. Öyle olmasına rağmen biz, bizim dalımız itibarıyla önemli olan şikayetlerine yoğunlaşıyor ve kendimizi tehlikeye atıyor olsak bile hastayı rahatlatma, hastaya müdahale etme gereği duyuyoruz. Bizim hastanede koronavirüs testi yapamıyoruz. Yani koronavirüsü dışlayamıyoruz bile. Yüksek enfeksiyon şüphesi olan hastalarda enfeksiyon hastalıklarına danışıyoruz. Tanı konma süreci birkaç gün oluyor. Bu süreçte hastaya maske taktırdığımızda bile çoğu hasta takmıyor veya sıklıkla maskeyi çıkarıyor. Geçen günlerde kaynağı çok belli olmayan ama akciğer enfeksiyonu olma ihtimalı olan bir hastadan tanı konma sürecinde maske takmasını istedik. Hastayı sıklıkla uyardık ama hasta ikide bir maskeyi çıkarıyordu. Ve enfeksiyon hastalıklarından test sonucunun gelmesi 24 ila 48 saat sürüyor. Bu süreçte yani test sonucu henüz bize ulaşmadıkça hastaya oda ve ekipman anlamında temas izolasyonu uygulamak çok uygun olmayabiliyor. İşte bu süreçte hem biz sağlık çalışanlarına hem de diğer hastalara bulaşma riski var. Bizim bu süreçte tam olarak tanımadığımız bir virüse rağmen kendimizi tehlikeye atarak nasıl bir mücadele ve emek verdiğimizi kimse görmüyor. Yoğun bakımdaki hastalarımıza günde iki üç kere fizik muayenesi yaparız. Yani hastanın akciğeri, kalbi, karın muayenesi gibi muayeneleri yapıyoruz ve bu muayenelerde bulaşma riski çok yüksek.

Bu süreçte her insanın yaşadığı gibi biz doktorlar da anksiyete yaşıyoruz. İnsanlar çoğunlukla doktorların robot veya insanüstü bir varlık olmadıklarını unutarak önyargıda bulunuyorlar. Ama bizim de ailelerimiz, sevdiklerimiz, bizim için endişelenen, hastanede olup tehlikeyle yüz yüze olmaktansa yanında olmak istediğimiz ailemiz var. Biz de her insan gibi korkuyoruz. Evet, her doktorun bazal bir bilgisi var. Ama koronavirüs gibi spesifik bir konuda biz normal vatandaştan daha hazır değiliz. Bu açıdan baktığımızda hepimiz şu an aynı durumdayız. Oysa biz vatandaşlarla aynı durumda olmamıza rağmen her gün yine ve yeniden virüs ile mücadele etmek için hasta bakıyoruz. 

Doktor ve hemşireler bulaşma ve bulaştırma riskinin en yüksek olduğu insanlar. Böyle sınırda bir meslekte doktor ve hemşireleri korumak için yeteri kadar maskenin olmaması şaşırtıcı bir şey. Sağlık Bakanlığı ve hastaneler sağlık çalışanlarını korumak için gerekli ekipmanı her zaman sağlamalı. 

Peki bu durumda doktor ve hemşirelerin kendilerini korumak için yapabilecekleri bir şey var mı? Yani mesela Dünya Sağlık Örgütü veya Sağlık Bakanlığı belli durumlarda hastaya bakmayabilirsiniz diyor mu?

Önce bireysel açıdan baktığımızda örneğin ultrasonlarda hastayla çok fazla temas ediyoruz. Bir kolumuz mutlaka temas ediyor ve yüzümüz de 30-40 cm’lik bir yakınlıkta oluyor hastayla. Biz maske takıyor oluyoruz bu durumda ama belki hastanın hatta hastaneye adım atan her hastanın maske takması daha doğru olabilir. Hastalarımızın şikayetlerini dinlediğimizde büyük oranda önemli olup olmadığına dair öngörümüz oluyor. Fiziksel muayenede hastada öksürük veya ateşlenme şikayeti varsa tabii ister istemez bir geri durma ihtiyacı hissediyoruz. Ve “fizik muayenesini şu an erteleyebilir miyiz” diye ikilem içinde oluyoruz. Ama vicdani anlamda bu durumlarda bile hastayı muayene etme isteği daha ağır basıyor. 

Bunun dışında geçen günlerde yapılan bir anestezi seminerinde Dünya Sağlık Örgütü’nün anestezi doktorlarına tavsiyesinin şu şekilde olduğunu öğrendim: Eğer hastada nedeni bilinmeyen bir akciğer enfeksiyonu varsa ve hastanede şüpheli hastalarda kullanılması gereken N95 maskeleri o an sağlanamazsa sağlık çalışanları hastaya bakmamayı tercih edebilir.

Hastanelerde gerekli ekipmanın yeteri kadar sağlanmadığı gibi, olası bir durumda temas izolasyonu bile daha tam oturtulmadı. Şu an koronavirüs için İstanbul’da karantina anlamında üç hastane seçildi. Ama bizim hastanede bir vaka saptanırsa ne olacak? Ne kadar hızlı karantinaya alınabilecek? O sürede bulaşma riski nasıl ve ne kadar azaltılabilecek? Bu konuda ne bir bilgilendirme ne de hastane bazlı bir plan yok. Hastanelerin her an her şey olabilecek gibi hazırlanmış olması gerekirdi. Bazı hastanelerde şu an acil değerlendirme dışında günlük poliklinik vizitleri kapatıldı. Efektif yapılan vakalar ertelendi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus