Moleküler Biyolog Prof. Dr. Nesrin Özören ile söyleşi: “Türkiye’de yeterince test var, bir test önce negatif sonra pozitif sonuç verebilir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Koronavirüs salgınıyla mücadelenin en önemli ayaklarından biri testler. Türkiye’de test sayısı 20 bini geçmiş durumda ve Çin’den getirilen hızlı kitler de devreye sokuldu. Moleküler Biyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nesrin Özören ile Türkiye’nin yeterince test kiti olup olmadığını, Çin’den getirilen hızlı kitlerle qRT-PCR testleri arasındaki farkı, testlerin yanlış sonuç verme olasılığı olup olmadığını konuştuk.

Koronavirüs salgını dünya genelinde yayılır yayılmaz Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus bir açıklama yapmış ve tüm ülkelere çağrı yaparak şüpheli her vaka için Kovid-19 testi yapılması gerektiğini söylemişti. 

Türkiye’de ilk anda yurtdışı bağlantılı kişilere test yapılarak İstanbul ve Ankara’daki iki merkezde incelemelere başlanmıştı. Ancak vaka sayısı artınca laboratuvar sayısının 36’ya çıkarılması kararı alındı. Türkiye’de yapılan test sayısı 20 bini aştı ve bu hafta içinde merkez sayısının artmasıyla bu sayının daha da yukarılara çıkması bekleniyor. 

Moleküler Biyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nesrin Özören, vakakların ilk ortaya çıktığında test çalışmalarının sadece iki merkezde yapılmasından dolayı bir gecikme yaşandığını söylerken Türkiye’de yeterince test kiti olduğunu dile getiriyor.

Özören ayrıca, Fatih Terim örneğinde olduğu gibi önce negatif çıkan sonucun birkaç gün sonra pozitif çıkabileceğini, aynı şekilde tersinin de mümkün olduğunu belirtirken her testin aynı güvenilirlikte olmayabileceğini, yanlış sonuç da verebileceğini söylüyor. Özören, Bilim Kurulu’nda biyologların da bulunması gerektiğini vurguluyor.

Prof. Dr. Nesrin Özören ile söyleşimiz:

“Keşke 2-3 hafta önce idrak edilip, daha çok merkez açılabilseydi”

“Türkiye’de yapılan test sayısı 20 bini geçti. Yapılan test sayısı az mı?

Bütün sayılar bize verilmediği için sadece fikir yürütebilirim. İlk haftalarda sadece Ankara’da bir merkezde ve İstanbul’da Hıfzısıhha Merkezi’nde örnekler toplanmıştı. Burada qRT- PCR’ın yerli kitinin, Bioeksen şirketinin üretimiyle yapıldığını biliyoruz. Örneklerin sadece iki merkezde toplanmaya çalışılması bir hataydı. Çünkü hızlı şekilde çoğalacağı tahmin edilmeliydi. İstanbul’da en az 5-10 pandemi merkezi belirlenmeli, öncü deneylerle çalışılması gerekirdi ki gerçek örnekler çoğalınca hazır olsunlar. Şimdi bu hafta bu seviyeye gelmiş durumdayız. Keşke bu 2-3 hafta önce idrak edilip, büyükşehirlerde daha çok merkez açılabilseydi. 

Yurtdışına test kiti göndermemiz de çok tartışıldı. Türkiye’de test kiti sayısı yeterli mi?

Ülkemizde Ribonükleik Asit (RNA) tespit eden qRT-PCR kiti üreten uluslararası şirketlerimiz var. Fakat bu şirketlerle geçen pazar gününe kadar temasa geçilmemişti. Orada bir hantallık söz konusu. Yani kitler var ama sadece iki merkez sorumlu. Planlamada 2-3 hafta geç kalınmış. O yüzden de örnekler ve vakalar artmaya başlayınca aniden bir blokaj oldu.

Yerli kit üretiminde tek şirketin tercih edilmesinin sebebi ne sizce?

Diğer şirketlerin üretim güçleri ortada. Tercih sebebini bilemiyorum, onu karar vericiler bilecek. Eminim ki kendi ihale kuralları çerçevesinde gitmeye çalıştılar ama olağanüstü durumlarda bence doğrudan temin yapılabilirdi. Çünkü gerçekten ülkemizde bu vaka artışının geleceği belliydi. Ona yönelik bazı hızlı adımlar atılabilirdi. Tabii ki Bioeksen de bizim firmamız, gurur duyuyoruz. Bütün şirketlere eşit hak verilmesi taraftarıyız. Zor zamanda doğrudan teminlere gidilebilir. Burada bir darboğaz yok aslında. Sadece hamle yapmak ve insanların sağlığını önceleyen şekilde hamle yapmak sözkonusu.

Çin’den getirilen hızlı kitlerle qRT-PCR kitleri arasında ne fark var?

Çok fark var. Biyolojik bir olaydan bahsediyoruz. İki testte de değişik parametreye bakılıyor. Çin’den gelen hızlı kit, doğru, 15 dakikada sonuç verebilir. İnsan kanında daha önce virüsü gördüyse antikor dediğimiz bağışıklığın belirteçlerine bakılıyor. Yani virüs eğer insanın bağışıklığını tetiklediyse antikor seviyesi yükseliyor, bu da genelde 7-10 günde oluyor. Hızlı test bunu test ediyor.

Diğer yerli firmalarımızın kitlerinin çoğunda, virüsün kendi genomunu oluşturan RNA molekül sayısı ölçülüyor. Bunlar da daha önce tespit edilebilir, 2-3-4. günde de boğaz-burun sürüntüsünde virüs tespit edilebiliyor. Bu bölgelerde virüs seviyesi yüksekse sıvılar bulunacak. qRT-PCR çok ince bir test. Biri öbüründen daha iyi diyemeyiz. Erken tespit için benim moleküler biyolog olarak tavsiyem qRT-PCR kitleri. Daha sonra, örneğin 10 gün sonra, aynı kişinin durumunu sormak için de kandan yapılan, hızlı test denen IgG, IgM uygulanabilir. Bazı insanlara, örneğin böbrek nakli olmuş insanlara immün sistemi baskılayıcı ilaçlar veriliyor. Bu insanlara hızlı test uygulandığı takdirde de yanıt yüksek olmayacaktır, sonuç negatif çıkacaktır. Çünkü immün sistemi baskılanmış olacak. Bu sebeple ilaç alan, organ nakli olan insanlarda IgG, IgM seviye tespiti yanlış bilgi verebilir. 

Prof. Dr. Nesrin Özören

“Bir test önce negatif, sonra pozitif sonuç verebilir”

Fatih Terim örneğinde de gördük, bazı testler önce negatif çıkıyor daha sonra pozitife dönüşüyor. Bu neden kaynaklanıyor?

Önce negatif sonra pozitif olan durumları açıklamak daha kolay diyebilirim. Örnek vereyim, bir insan yurtdışından geldi, test yapıldı çok daha erken virüsle karşılaştıysa ki bu virüs belli bir zamanla üreyecek, o anda alınan partikül sayısı çok az olacağı için swapla alınırken doğru swapla mı alındı, merkeze taşınırken bozuldu mu? Çünkü RNA molekülüne bağlı ve çok bozulan bir molekül. Bunu istediğiniz her yere gönderemezsiniz, 1-2 saat içinde normalde analiz etmeniz lazım. Orada sayısı az ise negatif çıkacaktır. Ama diyelim ki test bir hafta sonra yapıldı, virüs iyice çoğaldı, mukozada binlerce, milyonlarca virüs varsa bunlardan örnek alsanız pozitif çıkacaktır. Yani virüs partikülüne bağlı. Kaç RNA molekülü test laboratuvarına vardı ve ondan da kaç sağlıklı molekül çıktı, tamamen buna bağlı.

Diğer seçeneği değerlendirelim. Diyelim ki, test sonucu pozitif çıktı. O zaman orada bayağı bir virüs varmış, enfekte olmuş olabilir. Ancak immün sistem virüsü zaten yok etmeye çalışıyor. Başarılı bir şekilde yok ediyorsa tedavi de olmuş olabilir ya da numuneler ikinci kez toplanırken sağlıklı bir şekilde analiz edilmemiş olabilir. Buna da ‘false negatif’ diyoruz, yani yalancı negatif. Bu olasılık da var.

“Denemeler birlikte yapılmalıydı, neye göre seçildi?”

Testlerin güvenilirliği konusunda ne düşünüyorsunuz? Bir testin yanlış sonuç verme olasılığı var mı, varsa ne kadar?

Tabii ki var. Halk Sağlığı Müdürlüğü keşke aralıkta, ocakta yerli üreticilerin hepsini çağırıp, aynı numuneleri verip, çalışmaları, denemeleri yan yana yürütseydi daha iyi olurdu. Bunları da, bununki yüzde 80, yüzde 90 sonuç verdi diye açıklasaydı çok daha şeffaf olurdu. Ama böyle bir şeyimiz yok. Bioeksen şirketine de güveniyorum, kalite kontrollerini yaptılar. İlk bir ayda aksaklıklar olmuş olabilir. Sertifika alan şirketlerden biri diyelim ki bize “Yüzde 99 garanti ediyoruz” dedi ama 2,5 saatte yapıyorlar testi. Halk Sağlığı Müdürlüğü onları tercih etmemiş. 90 dakikada sonuç alan şirketi tercih etmiş. Teknik olarak açıklasa güzel olur. Neye göre seçildi? Biyolojik reaksiyonlarda 90 dakika veya 2,5 saat önemli şeyler değil. Çünkü bir cihaz 96 örneği aynı anda yürütebiliyor. Üç gün sürmüyor. Şimdiye kadar testlerin geç gitmesi aynı merkezlere gönderilmesi, orda yığılma olması ve insan kapasitesinin az olmasından kaynaklanıyor.

Özellerde testlerin yapılması doğru mu? 

Özellerden anlaşmalı yerler varsa da devletin belirleyeceği şekilde SGK karşılasın. Test kitleri satılırken maliyet açısından diyorlar ki kişi başı 6 dolar, 36 lira, hadi 40 liraya mal olsun. Bu ücretin diğer masraflarla 100 lirayı geçmemesi gerekiyor ve bunu kesinlikle SGK karşılamalı. Hastanın cebinden kesinlikle çıkmamalı.

“Ne tam İngiltere’yiz ne tam Güney Kore”

Güney Kore, Çin, Almanya, İngiltere… Birçok örnek strateji sayılıyor. Bizim salgına karşı uyguladığımız strateji hangi ülkeye benziyor?

Herkes olabildiğince çok test yapılacak diye düşündü ama pratikte yapamamış olduk. Ne tam İngiltere’yiz ne tam Güney Kore. Yarı orada, yarı buradayız. Ama test sayısının bu hafta merkezler, iller bazında özgürlük verildiği için artacağını düşünüyorum. Pozitiflerin sayısı çoğalacak, insanları korkutmasın. Bu virüsü yenebiliriz, güçlü bir bağışıklık sistemimiz var. Tabii ki dışarı çıkmayalım, önlem alalım ama paniğe kapılmayalım.

Beş dernekle birlikte Biyologlar İnisiyatifi – Korona Acil Eylem Ekibi kurdunuz. Neler yapıyorsunuz, yapacaksınız?

Moleküler Biyoloji Derneği, Biyologlar Dayanışma Derneği, Türkiye Biyologlar Derneği, Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Derneği, Tıbbi Biyoloji ve Gençlik Derneği olarak bir araya geldik. Bir çağrı yapmıştık ve çağrı sonucu dört binin üzerinde gönüllü birikti. Bu gönüllülerin çoğu moleküler biyoloji, biyolojik bilimler, genetik gibi bölümlerin ya lisans öğrencileri ya da yüksek lisans-doktora öğrencileri. Bu insanlara q-PCR tecrübelerini sorduk ve en tecrübeleri yukarıya taşıdık. Bu bilgileri de TÜBİTAK, TÜSEB gibi kurumlarımızla paylaştık. Halk Sağlığı Müdürlüğü’ne haber verdik ve bugün gönüllülerden 9-10 kişi, 4-5 ayrı halk sağlığı nezdinde izin almış hastane laboratuvarına destek olarak gittiler. İlk aldığımız duyumlara göre oradaki teknik personel, hekimler de inanamamışlar. Ağlayarak teşekkür etmişler. Çünkü 36 saat aralıksız, uyumadan çalışıyorlar ve testler de yığılmış durumda. Bu şekilde ülkemize destek olmak için biyologları bir araya getirdik ve ikinci çağrıyı da açtık. Çünkü olayın boyutu büyürse, 5-10 gönüllü de olsa Türkiye’nin her yerine göndermek istiyoruz.

“Biyologlar kurulda olsaydı bir ay önce söylerdik”

İnsan gücünü sunmak istiyoruz. En tecrübeli gönüllüleri, merkezlere göndermeye niyetliyiz. Aynı zamanda inisiyatifin başka bir amacı da var. Ülkemizde biyologlar, genetik mezunları işsiz. Aslında ne kadar kıymetli bir uzmanlıkları olduğunu ortaya koyacak, yaz ortalarına doğru, krizi atlattıktan sonra federasyon çatısı altında birleşeceğiz. Biyologların haklarını duyurmak istiyoruz. 

Son olarak şunu da belirteyim, gecikmeli kararların ya da testlerin hangisinin iyi hangisinin kötü olduğunu, bir hekim ne kadar iyi de olsa, binlerce hasta da görmüş olsa bilemez. Onların eğitiminin bir parçası değil. Bunu kim biliyor? Bunu moleküler biyologlar biliyor. Peki Bilim Kurulu’nda var mı moleküler biyoloji uzmanı? Yok. İmmünoloji uzmanı var mı? Yok. Hekimlerimizin, temel bilimcileri davet etmesi gerekiyor. İstatistikçiler, matematikçiler, biyologlar da olsaydı bir ay önce söylerdik bu testlerle nasıl sorunlar çıkabileceğini veya çıkmayacağını.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus