Şimdi hepimiz Edward Hopper’ın resimleriyiz

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Terk edilmiş şehir manzaraları ve izole olmuş figürleriyle yalnızlığı resmeden Edward Hopper, sosyal izolasyonu deneyimlediğimiz şu günlerde akıllara gelen ilk ressam oldu. Zaten sanat tarihçisi Deborah Lyons’un dediğine göre Hopper’ın eserlerinin detaylardan arınmış basitliği, kendi yaşamlarımızın ayrıntılarını onun eserlerine yansıtmamıza olanak veriyor.

Diğer yandan Hopper’ın sanatı, bize şu günler için çok zor bir soru yöneltiyor: Modern yaşamın sunduğu özgürlükler ortadan kalktığında, geriye yalnızlıktan başka ne kalıyor?

Cape Cod Morning, Edward Hopper, 1950

1882’de ABD’nin New York eyaletinde doğan Edward Hopper’ın çalışmalarına hep yalnızlık teması hâkim. Çünkü Hopper, terk edilmiş şehir manzaraları ve izole olmuş figürleriyle çoğunlukla modern yaşamın yalnızlığını betimliyordu. 1920’lerin caz çağında düzenlenen görkemli partileri resmetmek yerine, hayatlarında hiç partiye gitmemiş gibi görünen insanları resmediyordu.

Nighthawks, Edward Hopper, 1942

Modern yaşam, Hopper için aşırı derecede rahatsız ediciydi. Herkesin apartman dairelerinde yaşadığı beton kentler, dış dünya ile aramıza giren pencereler ve hiçliğin ortasındaki benzin istasyonları… Hopper’ın resmettiği insanlar, modern şehirlerin dokusunda kendileri için hiçbir şey bulamıyorlar. İster küçük bir apartman dairesinde, isterse de bir lokantada olsunlar, bulundukları ortamlardan tecrit edilmiş hissi veriyorlar.

Morning Sun, Edward Hopper, 1952

Şu anki gündelik hayatımız bize Hopper’ın resimlerinde yaşıyormuş gibi hissettirse de sanatçının ürkütücü yalnızlığına da meydan okuyoruz. Çünkü yalnızlık fikri yerine, bir topluluğa mensup olma hissi daha rahatlatıcı ve güven verici. Hayatta kalmalıyız, ama ironik bir şekilde bunu ancak birbirimizden olabildiğinde ayrı durarak yapabiliriz. “Hayat eve sığar” gibi bir nevi virüsle savaşın propaganda aracı haline gelen sloganlara destek olmak ve evde kalmanın aslında çok güzel olduğunu kendimize ve birbirimize sık sık hatırlatmak zorundayız.

Chair Car, Edward Hopper, 1965

Hopper gibi modern hayatın rahatsız edici taraflarına odaklanan sanatçıların ve düşünürlerin fikirlerini normal zamanlarda duymazlıktan gelmek daha kolay. Çünkü bir kafede tercihen yalnız başımıza otursak bile, bizi sosyal hissettirecek cep telefonlarımız her zaman cebimizde hazır duruyor. Ama diğer yanda başka bir gerçek daha var: Modernite, kitleleri, bir zamanlar norm olan topluluk halinde yaşamaktan tamamen koparan, Hopper’ın sık sık resmettiği kentsel yaşam alanlarına hapsediyor.

Automat, Edward Hopper, 1927

Modern yalnızlığı seviyoruz çünkü özgür olmak istiyoruz. Ama diğer yandan Hopper’ın sanatı, aslında bize şu günler için çok zor bir soru soruyor: Modern yaşamın sunduğu özgürlükler ortadan kalktığında, geriye yalnızlıktan başka ne kalıyor?

Gas, Edward Hopper, 1940
Bu yazı, Guardian’ın sanat eleştirmeni Jonathan Jones’un 27 Mart 2020 tarihli makalesinden uyarlanmıştır. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus