Ekonomist Branko Milanovic: “Neoliberalizmin en iyi öğrencisi Donald Trump’tır”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sırp asıllı Amerikan ekonomist Branko Milanovic, kendi blogu için kaleme aldığı yazıda Trump’ın virüs kriziyle beraber açığa çıkan siyasi özelliklerini yakından inceledi. Yazının çevirisini sizin için paylaşıyoruz.

Modern kapitalizm toplumları bir ikililik üzerine kuruludur: Siyasi alanda kararlar, herkesin aynı söz hakkına sahip olması ve gücün oturaklı bir yapıya sahip olmasıyla eşit bir düzlemde alınır. Ekonomik alanda ise güç; sermaye sahipleri tarafından elde tutulur, kararlar diktatoryaldir ve iktidarın yapısı hiyerarşiktir. Bu ikililik, aslında her zaman oldukça karışık olan bir dengeleme eylemiydi. Bu sözde eşitliğe dair siyasi prensipler, zaman zaman ekonomik alana taşarak sermayenin gücünü sınırlandırmaya çalıştı. Bunu da sendikalar, şirketlere dava açabilme hakkı, ayrımcılığa dair düzenlemeler veya işe almalar ve işten çıkarmalar aracılığıyla yaptı. Zaman zaman da ekonomik alan, siyasete karıştı. Zenginler politikacıları satın alarak onlardan bazı düzenlemeleri hayata geçirmelerini istedi. 

Kapitalizmin bütün tarihi, bu iki prensip arasındaki mücadeleden kolayca anlaşılabilir: Demokratik ilkeler ekonomide de hüküm sürebilmek için siyasetten dışlandı mı, yoksa şirketlerin bu hiyerarşik ilkesi siyasi alanı işgal etmek için mi? Esasen ortada ilk sosyal demokrasi vardı, neoliberalizm sonradan geldi.

Neoliberalizm, siyasi yaşam içerisindeki ekonomik ve hiyerarşik ilkelerin uygulanmasını haklı çıkardı ve daha fazla uygulanmaları için teşvikler sağladı. Bir yandan eşitlik iddiasını korurken, zenginlerin kendi çıkarlarını koruyan siyasileri seçme ve finanse etme haklarıyla birlikte iyice aşındı. Zenginlerin artan siyasi gücü hakkında yazılan çok fazla kitap ve makale de var. Bahsettiğim bu durumun, son 40 yıl içinde ABD’de yaşandığına dair hiç kuşku yok.

Kurumsal sektörlerden alınan davranış kurallarının siyasete sokulması, siyasetçilerin yönettikleri insanları vatandaşlar olarak değil çalışanları olarak görmeleri anlamına gelir. Çalışanlar işe alınabilir ve sonra kovulabilirler, küçük düşürülebilirler veya önemsenmeyebilirler, aldatılabilir ve göz ardı edilebilirler.

Donald Trump iktidara gelene kadar, siyasi alanın ekonomik davranış kuralları tarafından ele geçirilmesi belli oranlarda gizlenebildi. Politikacıların insanlara gerçekten de “vatandaş” gibi davrandıkları iddia ediliyordu. Bu balon Trump, yani demokratik diyalektiğin inceliklerinden anlamayan ve iş kurallarının politikaya uygulanmasıyla her şeyin nasıl daha da kötüye gideceğini göremeyen adam tarafından patlatıldı. Özel sektörün en acımasız alanlarından biri olan gayrimenkulden gelen Trump, haklı olarak neoliberal ideoloji tarafından desteklenen siyasi alanın yalnızca ekonominin bir uzantısı olduğunu düşündü. 

Herkes Trump’ı cehaletle suçladı ancak ben bunun olayları anlamak açısından çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Trump, yasaları ya da demokratik toplumda siyaseti düzenleyen karışık kuralları önemsemiyor olabilir, çünkü o; isteyerek ya da istemeden, bu kuralların var olmasının bile saçma olduğunu düşünüyor. Onun aşina olduğu tek kurallar şirketlerin kuralları. “Kovuldun!” cümlesi, servet tarafından kutsanan ve başka herhangi bir hususun kontrol edemeyeceği bir güce dayanan hiyerarşik bir karar cümlesi aslında.

Neoliberaller, ekonomiyi siyasete sokarak kamusal kararlara ve demokrasiye büyük zarar verdiler. Birçok toplumu, kendi çıkarları olan despotlar tarafından yönetilenden çok daha düşük noktalara getirdiler. Mancur Olson, siyasetçiler için yaptığı “gezgin ve sabit olan haydut” ayrımında, tek kişilik bir despotluğu destekleyen Sicilyalı bir çiftçinin anekdotundan bahsediyor. Bir hükümdarın, vatandaşların refahını korumakla ilgili olduğunu ve koyduğu kuralları korumak ve vergi alımını üst düzeye çıkarmakla “her şeyi kapsayan bir menfaati” olduğunu söylüyor. Olson’a göre bu daha farklı ve daha üst bir seviye –  Moğol istilacıları gibi “gezgin haydutlar” vatandaşlardan kısa süreli olarak faydalanırlar. 

Peki neoliberal siyasetçiler “her şeyi kapsayan menfaatleri” olan despotlardan neden daha kötü? Çünkü kendilerini her şeyi kapsama durumundan muaf tutuyorlar ve dev bir şirket olarak gördükleri ülkelerini yönettikleri için kimin ne yapacağına onların karar vereceğini düşünüyorlar. İnsanlar Trump’ın bu krizde en temel şefkatten yoksun bir şekilde davrandığından şikayet ediyorlar. Doğru tanıyı koysalar da, bu şefkat eksikliğinin kökenini anlamıyorlar. Herhangi bir zengin şirket sahibi gibi, Trump da rolünün insanlara şefkat göstermek olduğunu değil; onların ne yapacaklarına karar vermek ve gerektiğinde onlara ödeme yapmamakla beraber onları daha çok çalıştırarak görmezden gelmek olduğunu düşünüyor. Hemşerileri olduğu varsayılan insanlara bunu yaparken, uzun yıllardır iş hayatında öğrendiği ve kullandığı ilkeleri de siyasi alana uyguluyor.

Neoliberalizmin en iyi öğrencisi Trump’tır çünkü kendi ilkelerini saklayıp gizleme ihtiyacı duymadan uyguluyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus