Robin Dembroff: “Maço liderler güç değil zayıflık belirtisi”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Yale Üniversitesi’nden felsefe profesörü Robin Dembroff, The Guardian için kaleme aldığı yazıda koronavirüsü ciddiye almayarak küresel kamuoyunda büyük tepki çeken Donald Trump ve Jair Bolsonaro gibi liderlerin bu tutumlarının arkasındaki cinsiyetçi motivasyonların analizini yaptı. Yazının çevirisini sizin için paylaşıyoruz.

Ronald Reagan, ilk başkanlık döneminin tamamı boyunca, AIDS’in ciddi bir halk sağlığı krizi olduğuna dair ortadaki bütün somut kanıtlara rağmen basit bir şekilde hastalığın “biteceğini” söyleyerek şiddetli tartışmalara hafifletmeye çalışmıştı. AIDS halihazırda 29 binden fazla ABD’liyi öldürmüştü. Aynı yıl, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nden bir yetkili olan Don Francis, Kongre’den önce verdiği ifadede, Reagan yönetiminin ABD’de AIDS’e karşı hazırlanan koruma programlarına yaptığı engellemelerin ve müdahalelerin sefalete ve ülkenin üzerine binen büyük masraflara sebep olduğunu söylemişti. İfadesinde ayrıca, yaşanan bu sıkıntıların kamuoyundan gizlendiğini de belirtmişti.

AIDS salgınında rol oynan bazı faktörler şu anki salgında yok. Bunlardan en bariz olanı koronavirüsün eşcinsel toplululuklarla herhangi bir ilişkisinin olmaması. Ancak bu salgında, Reagan’ın AIDS’e karşı verdiği cevapların benzerlerini görebiliyoruz. Geçen ay Kaliforniya eyaleti olağanüstü hal ilan ettiğinde ve Seattle’da okullar kapatılmaya başlandığında ABD Başkanı Donald Trump, salgının basit bir şekilde “biteceğini”, bundan kısa bir süre önce de virüsün “tıpkı bir mucize gibi kaybolacağını” söylemişti.

Trump’ın bu “inkar törenine” diğer aşırı sağ popülistler ve özellikle Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro da katıldı. Bolsonaro mart ayında koronavirüsü “histeri yapmayı gerektirmeyen küçük bir grip” nitelendirdi ve Brezilya’nın iklimi ve genç nüfusuyla beraber virüsten korunacağını öne sürdü. 

Ortak noktaları toksik erkeklik

Peki, Trump ve Bolsonaro gibileri halk sağlığı krizlerini reddetmeye, görmezden gelmeye ve riskleri tanımamaya iten ne?

Bu isimlerin göze çarpan ortak noktası toksik erkeklik. Bu kavram, tıraş bıçağı markası Gillette’in zorbalık, duyguların bastırılması ve cinsel saldırı gibi maskülenliğin geleneksel özellikleri üzerine yayınladığı bir reklam serisinin ardından Ocak 2019’da Google’da yapılan milyonlarca aramadan sonra popüler olmuştu. Bu reklam serisi, maskülenite kavramının toplum için zararlı olup olmadığı konusunda kamuoyunda bir tartışma başlatmıştı. Bazıları Twitter ve diğer sosyal medya platformlarına “maskülenlik bir hastalık değildir” yazarken Amerikan Psikoloji Derneği gibi bazı kurumlar maskülenliğin bu geleneksel formlarının yalnızca erkeklere değil çevrelerine de zarar verdiğini öne sürmüştü.

Koronavirüs salgını, toksik erkeklik kavramının kullanılmasının ne kadar yararlı olabileceğini bize gösteriyor. Erkek sağlığı uzmanı Dr. Roger Kirby; baskın, agresif ve riskli davranış tiplerini beraberinde getiren bu toksik erkeklik formlarının, erkeklerin bazı hastalık ya da sağlık durumlarını kadınsı veya zayıf görmelerine sebep olduğunu, bunun da tedavi olma isteğinin onlar için oldukça rahatsız edici, erkekliği azaltıcı bir durum olarak ortaya çıktığını belirtiyor. Sonuç olarak bazı erkeklerin, bu toksik erkeklik formları çerçevesinde hareket etmesi, onların yaşamları boyunca bireysel risk taşıyan davranışlarda bulunmalarının da en büyük sebebi.

Trump ve Bolsonaro, erkekliğin bu toksik formlarıyla davrananların en belirgin örnekleri. Egemenliklerini tehdit eden her şeye saldırıyor ve egolarını desteklemek için kadın düşmanlığına ve şiddete güveniyorlar. Kadınları ve kadınlığı, kırılgan erkeklik duygularını bastırmak için aşağılıyorlar. Geçmişte, Trump penis büyüklüğü ve testosteron seviyesiyle övünürken, Bolsonaro ise eşcinsel bir oğlu olmasındansa ölü bir oğlu olmasını tercih edeceğini söylemişti. İkisi de şiddeti teşvik ediyor, onlara katılmayanlara ya da onlarla dalga geçenlere öfke besliyor. Bir elmanın iki yarısı gibiler. Ve mevcut krizimizde, onların bu toksik erkeklikleri bizim için ölümcül bir tehdit.

Trump koronavirüs testi yaptırmayı, fiziksel mesafe yönergelerine uymayı ve maske takmayı reddederek kendi doktorlarının önerilerini bile önemsemedi. Bolsonaro da aynı şekilde, daha önce “atletizm geçmişi” olmasının kendisini virüsten koruyacağını söyledi. Bolsonaro’nun bu saçmalıklarına gülmek oldukça cazip gelse de ikisinin virüse karşı boşvermiş davranışlarını takip eden bir eğilimin halk arasında her geçen gün artıyor olması acı bir gerçek.

“Hiper maskülen savaş kahramanları”

Bu yalan artık sürdürülebilir olmadığına göre, Trump ve Bolsonaro kendi eksenleri etrafında dönüyor. Her ikisi de, şu an ülkelerini “gizli düşmandan” korumaya kendilerini adayan “hiper maskülen savaş kahramanları” olmaya çalışıyor. Bir maskülen ego diğerini de beraberinde getiriyor. Bu militarist otoportreleri, onların hayatları kurtarmak için gerekenleri yapmak yerine partizan bölünmeleri durdurarak önlerindeki seçimlerini tekrar kazanmaya çalıştıklarını gösteriyor.

Vatanseverliğe ve silahlara ihtiyacımız yok. Küresel bir şekilde yayılan tıbbi araştırmalara, sosyal güvenliğe ve sağlık hizmetlerine ihtiyacımız var. Politikayı kendi siyasi çıkarları etrafında değil halk sağlığı uzmanlarının etrafında yönlendiren liderlere ihtiyacımız var. Kendimizi empati, dayanışma ve merhamet gibi “kadınsı” özelliklerin ön plana çıkması gereken bir zamanda bulduk. Bu tip erkek liderler ise, kırılgan erkekliği korumaya, bilimsel verileri reddetmeyi; şiddetin, savaşın ve bölünmenin retoriklerini uygulamayı ve hepimizi zarara sokmayı seçti.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus