Koronavirüs salgınında kaybettiklerimizin hikayeleri – Nevşehirli şair Yılmaz Şenkardeş: “Bir zamanlar benim en büyük servetim olan bu koca dünyayı sizlere bırakıyorum, ne olur ona iyi bakın”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yılmaz Şenkardeş, 8 Mayıs 1948’de Nevşehir’in Eskili Mahallesi’nde dünyaya geldi. İlkokuldan mezun olduktan sonra okumaya devam edemedi, çalışmaya başladı. Geçimini yedek parça işi yaparak sağlıyordu.

1982’de eşi ve üç çocuğu ile birlikte İstanbul’a göç etti. Burada bir yandan ticarete devam ederken, bir yandan da kitaplarla tanıştı. O saatten sonra da elinden kitap düşmez oldu. Kendisi de şiirler, öyküler yazmaya başladı. Nerede olursa olsun aklına iki mısra geldi mi, hemen cebinde taşıdığı deftere not eder, eve dönünce de gün boyu yazdıklarını temize çekerdi. Genellikle aşka dair yazardı.

Evde çocuklarına ve eşine şiirler okurdu. Toplantılara ve söyleşilere de katılır, şiirlerini insanlarla paylaşırdı. Tanınan, sevilen biriydi, özellikle Nevşehir’de “Şair Yılmaz” dendi mi, herkes kimden bahsedildiğini bilirdi.

İncilerim Döküldü ve Gönül Süzgeci” adıyla iki şiir kitabı, Kapadokya’da geçen bir aşk hikayesini anlattığı Lila-Zâr adında bir romanı yayımlandı. Koronavirüse yakalanmadan önce son romanı üzerine çalışıyordu, 20 sayfası kalmıştı ama bitirmek nasip olmadı.

Bundan 12-13 sene önce kalp ameliyatı olmuştu, rahatsızlığı arada bir nükseder ama onu çok zorlamazdı. 3 Nisan’da nefes almakta zorlandığı için fenalaştı, hastaneye kaldırıldı, solunum cihazına bağlandı. İki gün sonra yani 5 Nisan 2020 tarihinde, 72 yaşında hayatını kaybetti. Yakınları arkasından, “Kimseye zararı dokunmamış, yardımsever biriydi” dedi.

“Bu koca dünyayı sizlere bırakıyorum. Ne olur ona iyi bakın”

Yılmaz Şenkardeş, 12 Nisan 2006 tarihinde “Elveda” başlıklı bir mektup yazmıştı. Bu mektubun cenazesinde okunmasını vasiyet etmişti. Ama eşi ve çocukları karantinada olduğu ve koronavirüs tedbirleri kapsamında tören yapılmadığı için mektubu okunamadı. Mektubunda, dünyayı geride kalanlara emanet etmiş ve “Ona iyi bakın” demişti:

“Beni bir damladan, bütün canlılardan farklı, nadidem diye var edip, insan olarak yaratan Allahıma şükrederim.

Bu dünyaya gelmeme vesile olan anne ve babama, aynı er suyunu ve aynı karını paylaştığım kardeşlerime, et ulayıp kan kattığım benden doğan çocuklarıma, onlardan doğan torunlarıma ve torunlarımdan doğacaklara, bağ bağlantım olan hısım akrabalarıma, eş dost yaren arkadaş, konu komşu, mahalleli, şehirli, Türkiyeli ve dünyalı, dinli, dinsiz, siyah, beyaz ve sarı tenli yeryüzündeki bütün insanlığa… beni tanımadığınız için değil, ben sizi tanıyamadığım için üzgünüm diyorum.

Bakın şimdi bir tabutta yatıyorum, ölmüşüm. Ne olur sevenlerim ağlamasın. Nasıl ki güneş, ay batar kaybolur da başka yerde yeniden doğarsa, ben de ölmekle berzah âleminde yeniden doğuyorum.

Ne acım var ne de sızım… Bir zamanlar sizlerle var idim, şimdi yokum. Oysa sizler yaşıyor, başucumda sıralanmış bana son görevi ifa ediyorsunuz. Bense berzah âleminden sizleri görüyor duyuyor, hepinize ve her şeye teşekkür ediyorum.

Bir zamanlar benim en büyük servetim olan bu koca dünyayı sizlere bırakıyorum. Ne olur ona iyi bakın…” (Yazan: Yılmaz Şenkardeş / 12.04.2006)

Bu yazı, koronavirüs salgınında hayatını kaybeden insanların birtakım sayılardan ve istatistiklerden ibaret olmadığını hatırlatmak amacıyla, sevenlerinin yasını hep beraber tutalım diye yazılmıştır. Okuduklarınız, merhumun yakın çevresinin anlattıklarından ibarettir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus