Salgın başlayalı beş ay oldu, bugün bilim insanları koronavirüs hakkında ne biliyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

The Guardian Bilim Editörü Robin McKie’nin 15 Nisan’da yayımlanan haberinin çevirisini paylaşıyoruz.

Koronavirüs ve neden olduğu hastalık hakkında bildiğimiz her şeyi virüs ve salgın hakkında yürütülen tıbbi araştırmalar sayesinde öğreniyoruz. Peki bilim insanları bu süreçte virüs hakkında neler öğrendi? Edindikleri bilgiler bu salgınla başa çıkmaya yetecek mi?

Koronavirüsün farklı türleri insanlık için uzun bir süredir tehdit oluşturuyor. Bu virüsün birkaç türünün soğuk algınlığını tetiklediği ve yayılmasına neden olduğu biliniyor. Son dönemde ön plana çıkan iki tür koronavirüs ise ölümcül salgınlara neden oldu. Bunlardan biri şiddetli akut solunum yetmezliği sendromu (SARS), diğeri ise Ortadoğu sendromu (MERS) olarak biliniyor.

Ancak bugün koronavirüsün neden olduğu salgın ve küresel yıkımla kıyaslandığında, diğer türlerin etkisinin hafif olduğu söylenebilir. Bugün hızla yayılan koronavirüs, yalnızca birkaç ay içinde onlarca ülkede karantina önlemleri alınmasını tetikledi ve 100 binden fazla insanın ölümüne neden oldu. Daha da kötüsü, hastalık yayılmaya devam ediyor. 

Bu, çapı metrenin seksen milyarda biri olarak ölçülen, etrafı lipid adı verilen yağlı maddeyle kaplı dikenli bir topu andıran bir genetik materyal için muazzam bir başarı. İnsanlık, çok mütevazı bir saldırgan tarafından alaşağı edildi.

Öte yandan, koronavirüs, tam adıyla Sars-Cov-2 hakkında kayda değer bilgilere sahibiz. Beş ay önce bu virüs, bilime tamamen yabancı bir organizma idi. Bugün ise daha önce eşi benzeri görülmemiş bir ölçekte yürütülen çalışmaların teması. Virüse karşı etkili bir aşı üretmeye yönelik projeler çoğalıyor, ilaç tedavilerini uygulamaya ve hastalığın teşhisini kolaylaştırmaya yönelik testler ortaya çıkıyor.

Bu yüzden, yanıtlanması gereken sorular açık ve net: Son beş ayda ne öğrendik ve öğrendiklerimiz bu salgına nasıl son verebilir?

Virüs nereden geldi ve ilk etapta insanlara nasıl bulaştı? 

Araştırmacılar, koronavirüsün virüslere karşı oldukça güçlü bağışıklık tepkileri geliştirdikleri ortaya çıkan yarasalardan kaynaklandığından neredeyse emin. Yarasaların vücudunda gelişen bu savunma sistemi ise virüsün varlığını sürdürmek için daha hızlı çoğalmasına neden oldu. Sonuç olarak yarasalar, bu oldukça bulaşıcı yeni tip koronavirüsün varlığını sürdürdüğü ve hızla çoğaldığı bir çeşit hazneye dönüştü. Yarasalardan farklı memelilere, daha zayıf bağışıklık tepkisi gösteren canlılara bulaşan virüs, kendine yeni konak hücreler buldu. Birçok bilimsel bulgu, koronavirüsün karıncayiyenler gibi bir ara türden insanlara bulaşmaya başladığına işaret ediyor.

Sidney Üniversitesi’nden bir virolog, Profesör Edward Holmes, “Bu virüs muhtemelen bir yarasadan başka bir hayvana sıçradı, o hayvan da muhtemelen bir insanın yakınındaydı, belki de bir pazardaydı. Eğer bu virüs bir yarasadan vahşi bir hayvana bulaştıysa ve bu vahşi hayvan da insanlarla etkileşim halindeyse, virüsün önce bu vahşi hayvanın sorumluluğunu üstlenen kişiye bulaşma ihtimali oldukça yüksek. Ardından bu kişi eve gidip virüsü başka birine bulaştırmış ve salgını başlatmış olabilir” diyor.

Koronavirüsün bulaşma şekline gelince, enfekte olan birinin öksürük ya da hapşırıkla etrafa saçtığı virüs içeren damlacıklar virüsün ortamda bulunan diğer bireylere bulaşması için yeterli.

Virüs nasıl yayılıyor ve insanları nasıl etkiliyor?

Virüs bulaşmış parçacıklar sağlıklı bireyler tarafından solunduğunda boğaz ve gırtlağı kaplayan hücrelerle temas ediyor. Bu hücrelerin yüzeyinde çok sayıda almaç bulunuyor. Ace-2 olarak da bilinen bu almaçların görevi hücre dışından gelen sinyalleri hücre içine aktarmak ve diğer hücrelere sinyal geçişini tetiklemek. Nottingham Üniversitesi’nden viroloji profesörü Jonathan Ball, “Koronavirüsün yüzeyinde, bu almaçlar üzerine sabitlenip kendi RNA’sını hücre içine geçiren bir protein mevcut” diyor.

Sağlıklı hücrenin içine girdikten sonra, koronavirüsün RNA’sı hücrenin kendi çoğalma mekanizmasını kullanarak virüsün çoğalmasına neden olur. Çoğalan bu virüsler hücre dışına taştığında enfeksiyon yayılır. İnsan vücudunun bağışıklık sistemi tarafından üretilen antikorlar virüsü hedef alır ve çoğu durumda ilerleyişini durdurur. 

Ball, “Koronavirüsün neden olduğu hastalığa neden olan enfeksiyon ve belirtileri genellikle hafiftir ve virüsün bu kadar başarılı bir şekilde yayılmasının da sırrı aslında bu. Birçok insan virüsün kendilerine bulaştığının farkına bile varmadan işyerlerine, evlerine, market alışverişine gidip virüsü diğerlerine bulaştırıyor” diye ekliyor. 

Bunun aksine, başka bir koronavirüs türünün neden olduğu SARS, bulaştığı bireylerin hasta olmasına ve kendini kötü hissetmesine neden olur, bulaştığı her on kişiden birini ise öldürür. Bu virüsün bulaştığı bireyler belirtileri gösterdikleri için hastaneye kaldırıldığında, iletim zinciri kırılır, virüsün yayılması büyük oranda önlenmiş olur. Koronavirüsün neden olduğu hastalığa yakalananların çok daha hafif semptomlar göstermesi, hatta bazen hiçbir semptom göstermemesi ise bunun uygulanmasına engel oluyor.

Virüs neden her zaman değil de bazen ölüme neden oluyor?

Bununla birlikte, virüs bazen oldukça ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu sorunlar, virüs solunum yolundan aşağı inip, Ace-2 olarak bilindiğinden bahsettiğimiz almaçlar bakımından zengin akciğer hücrelerini etkilediğinde ortaya çıkar. Virüs hücrelerin çoğunu parçalar ve akciğer kırık hücre parçalarıyla tıkanır. Böyle bir durumda, hastanın yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınması gerekir.

Daha da kötüsü, bazı hastalarda bağışıklık sistemi gereğinden fazla çalışarak, virüs yerleşmiş hücreleri yok etmek isterken bu hücreleri akciğere çekerek sağlıklı akciğer hücrelerini de zedeler ve iltihaplanmaya neden olur. Bu durum “sitokin fırtınası” olarak bilinir. Adını Yunanca hücre anlamına gelen “sito” ve hareket anlamına gelen “kino” kelimelerinden alan bu fırtına, hastanın ölmesine neden olabilir.

Sitokin fırtınasının neden hastaların büyük çoğunluğunda değil de sadece bazı hastalarda görüldüğü ise henüz açıklığa kavuşmuş değil. Bu durumu açıklayabilecek bir olasılık, bazı insanların hücrelerinde diğerlerinden farklı, koronavirüs türlerine  karşı daha zayıf Ace-2 almaçlara sahip olması.

Bir kez enfekte olursak, virüse karşı ömür boyu bağışıklık kazandığımızı varsayabilir miyiz?

Koronavirüsü atlatan hastaları inceleyen doktorlar, bu bireylerin kanında virüsü etkisiz hale getirebilecek antikor miktarının oldukça yüksek seviyede olduğunu tespit ediyor. Bağışıklık sistemi tarafından üretilen bu antikorlar, vücudu ele geçirmeye çalışan koronavirüsü belli noktalarda kaplayarak, virüsün sağlıklı hücrelere girmesini engeller. 

Imperial College London’dan virolog Mike Skinner, “Koronavirüs bulaşan hastalığa karşı bir bağışıklık tepkisinin oluştuğu açık. Bağışıklık sistemlerinin bu vesileyle oluşturduğu antikorlar gelecekte bu bireyleri virüse karşı koruyacaktır. Ancak bu korumanın ömür boyu sürmesi pek olası değildir” diyor.

Bunun yerine, virologların çoğu, koronavirüse karşı geliştirilen bağışıklığın yalnızca bir ya da iki yıl etkili olabileceğini düşünüyor. “Bu varsayım, insanlara bulaşan diğer koronavirüs tiplerine bakıldığında, mantıklı” diyor Skinner ve “Bu demek oluyor ki, çoğu insan eninde sonunda virüse maruz kalsa bile neden olduğu hastalık endemik hale gelebilir yani belli dönemlerde virüsün ve neden olduğu hastalığın yeniden nüksettiğini, vaka sayısının yükseldiğini gözlemleyebiliriz. Koronavirüs vakalarında ise istikrarlı bir noktaya ulaşmış olacağız” diye ekliyor. 

Kısacası, virüs bir süre daha aramızda olmaya devam edecek. Ama ne kadar ölümcül olacağı noktasında bir şeyler değişebilir mi? Bazı araştırmacılar virüsün daha az öldürücü hale gelebileceğini belirtiyor. Diğerleri ise virüsün mutasyona uğrayarak daha öldürücü bir hal alabileceğini söylüyor. Skinner bu konuya şüpheyle yaklaşıyor: “Salgına bir de virüsün açısından bakmalıyız. Şu anda dünya genelinde gayet güzel yayılıyor, değişimin virüse bir faydası dokunmaz.”

“Günün sonunda bizi koronavirüs tehdidinden kurtaracak olan etkili bir aşının bulunması ve yaygın üretimi olacak” diyor Skinner.

Aşıyı ne zaman bulacağız?

Nature dergisi geçen cuma günü dünya çapında 78 aşı projesinin başlatıldığını, 37 projenin daha geliştirme aşamasında olduğunu bildirdi. Devam eden projeler arasında Oxford Üniversitesi’nde birincil deneme aşamasında olan bir proje, ABD’deki biyoteknoloji şirketlerinin yürüttüğü iki proje ve Çin’deki bilim insanları tarafından yürütülen üç proje daha yer alıyor. Aşı geliştirme projeleri üzerinde çalışan çok sayıda şirket ve laboratuvar da geliştirdikleri aşıyı insanlar üzerinde denemeye bu yıl içinde başlayacaklarını belirtiyor.

Bu çalışmalar kayda değer, koronavirüs aşısının yakın zamanda geliştirileceğine dair umut verici gelişmeler. Bununla birlikte aşılar üzerinde, güvenli ve faydalı olup olmadıklarından emin olmak için geniş çapta çalışmalar yürütülmesi gerekiyor. Aşının doğal yollarla karşılaşabilecekleri virüse karşı etkili olup olmadığının anlaşılması için yürütülen testlerde binlerce insan ya aşının kendisini ya da etkisiz bir ilacı alacak. Bu, kaçınılmaz bir şekilde, uzun bir süreç. 

Sonuç olarak, bazı bilim insanları süreci hızlandırmak için bir öneride bulundu: Aşının etkisini gözlemlemek için, gönüllü bireyleri bilerek virüse maruz bırakmak ve ardından onlara aşıyı uygulamak. Rutgers Üniversitesi’nde biyoetik profesörü olarak görev yapan Nir Eyal, “Bu yöntem elbette riskli. Ancak geliştirilen aşı modellerinin test edilmesini birkaç ay öne çekebilme potansiyeline sahip” diyor.

Eyal, gönüllülerin genç ve sağlıklı bireyler arasından seçilmesi gerektiğini vurguluyor. “Gönüllülerin sağlık durumu yakından takip edilmeli ve yoğun bakım ile her türlü mevcut ilaç tedavisine erişimleri olmalı” diye ekliyor. Sonuçta, standart olarak üç aşamalı deneme sürecinden geçen aşıya kıyasla çok daha kısa sürede elde edilmiş ve milyonlarca insanın hayatını kurtaracak bir aşı elde edilebilir.

Ancak insanlara virüsü bilerek bulaştırmak, özellikle de aşının etkisini test etmek için etkisiz ilaç verilecek olan gönüllüleri düşününce, tartışmalı bir hal alıyor. Bristol Üniversitesi’nden Profesör Adam Finn, “Bunun etraflıca düşünülmesi gerekiyor. Genç bireyler böyle bir deneye katılma fırsatını kaçırmamak için gönüllü olabilir, ancak sözkonusu olan, yadsınamayacak sayıda gencin de ölümüne yol açan bir virüs. Nedenini henüz bilmiyoruz. Üç aşamalı aşı testleri ve çalışmalar henüz devam ediyor, bu da bize bu alışılmadık fikri dikkatlice gözden geçirmek için zaman tanıyor” diye konuşuyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus