Salgından Sonra (2) – Ayşen Uysal: “Herkes evine kapandı ama dünya tarihi bize insanların en baskıcı dönemlerde bile seslerini duyurabildiğini öğretti”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Modern tarihin gördüğü en büyük krizlerden birini yaşıyoruz. Bildiğimiz dünyanın sonu bir kez daha gelmiş olabilir. "Salgından Sonra" haber dizimizde etkileri yaşamın her alanında hissedilen koronavirüs salgınının ardından dünya nasıl bir yer olacak sorusuna cevap arıyoruz. Bu soruyu ekonomiden siyasete, felsefeden psikolojiye, sinemadan edebiyata alanında uzman kişilere sorduk.

Paris Sosyolojik ve Siyasal Araştırmalar Merkezi‘nde (CRESPPA) araştırmacı olarak çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Ayşen Uysal, koronavirüs krizi sebebiyle eve kapanmış olmanın toplumsal muhalefete engel olmayacağını, eylem pratiklerinin dijitalleşerek dönüşeceğini söyledi.

“Koronavirüs krizi başlamadan önce de sokaklar hareketliydi. Özellikle toplumsal adalet sorunsalı çerçevesinde kitlesel eylemlere tanıklık ettik. Türkiye bundan çok nasibini almasa da son yıllarda özellikle dünya tarihi boyunca görülmüş en kitlesel eylemleri gördük. Fransa önemli bir örnekti. Sarı yeleklilerle başladı genel grevle başladı. Sokakların bu kadar hareketli olduğu bir evreden, sokakların ve meydanların bomboş olduğu bir evreye geçmiş olduk. Bunun şüphesiz hem toplumsal hem politik hem psikolojik etkileri söz konusu. Örneğin Fransa’da herkes bir anda herkes ne oldu böyle demeye başladı. Özellikle genel grevi düşündüğümüzde her yer oldukça hareketliydi, hatta üniversitelerde yeni oluşumlar çıkmaya başlamıştı. Birden herkes evine hapsoldu. Dünya tarihinin bize öğrettiği bir şey var, insan her türlü toplumsal meselenin üstünden gelmeyi başaran bir varlık. En baskıcı dönemlerde bile bir yolunu bulup insanlar sesini duyurabilmiş. Baskı dönemlerinde genellikle bireysel ve örtük eylemler ağır basar. Böyle sağlık krizleri ve salgınlar karantina uygulamaları şüphesiz insanlığın çok deneyimlediği bir değil, yeni bir deneyim. Bütün dünyada yeni pratikler gelişecektir ve eskiler dönüşecektir. 

Salgının süresinin ne kadar olacağını bilemiyoruz. Toplumsal ve politik sorunlar da katlanarak arttığına göre yeni çıkışlar da aranacaktır. Yakın zamanda, karantina dönemi başladıktan sonra yeni eylem biçimlerine tanıklık ettik. Bu sadece eylemlerin dijital ortama taşınması değil. Evet bu süreçte pratikler dijitalleşecek. Bu süreçte birçok işimizi internet üzerinde yapmaya başladık. Bunun insan davranışı üzerinde etkisi olacaktır. Kolektif veya bireysel davranışımıza da yansıyacak. İnternet üzerinden yapılan eylemler dışında Fransa’da ve Türkiye’de de örtük bir şekilde grev çağrısı yapıldı. Dijital de olsa imza kampanyaları devam ediyor. Yine insanlık tarihinin önceden de deneyimlediği, pencereden balkondan ses çıkarma eylemlerini yani müzikle ortaklaşarak kolektif olmayı görüyoruz. Kamusal alan olarak balkonlar ve pencereler, kolektif eylem açısından çok önemli hale gelecek. Başka bir boyut da devlet pratikleri. Bu süreçte otoriterliğin ateşi yükseldi. Gözetme teknikleri açısından düşündüğümüzde, baskı pratikleriyle kolektif eylemler arasında diyalektik bir ilişki var. Aslında baskı arttıkça eylem artabiliyor, şekil değiştirebiliyor ya da yeni eylem biçimleri geliştirilebiliyor. Baskının artması protestonun eylemlerin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Dönüşümün nasıl olacağını önümüzdeki günlerde daha net göreceğiz diye düşünüyorum.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus