Salgından Sonra (10) – Metin Sarfati: “İyimserlik dolu modern zamanlar insanı alıp bugünün ortasına bıraktı, altıncı yok oluş dönemi insanlık için sinyallerini veriyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Modern tarihin gördüğü en büyük krizlerden birini yaşıyoruz. Bildiğimiz dünyanın sonu bir kez daha gelmiş olabilir. "Salgından Sonra" haber dizimizde etkileri yaşamın her alanında hissedilen koronavirüs salgınının ardından dünya nasıl bir yer olacak sorusuna cevap arıyoruz. Bu soruyu ekonomiden siyasete, felsefeden psikolojiye, sinemadan edebiyata alanında uzman kişilere sorduk.

Doç. Dr. Metin Sarfati, yaşanan tüm krizlerin ve salgınların sebebinin ihtiras ve açgözlülük olduğunu vurguluyor, ona göre böyle giderse özgürlük yanılgısı içinde karanlığa yuvarlanacağız:

“Tahmin yapmaktan çok yana değilim, daha kuşkuyla bakarım sosyal olgulara dolayısıyla biraz daha geriden alıp biraz önce daha metaforik bir şekilde yarın olabileceklere bakmaya çalışacağım. Bu olan bitenler bana Anders’i hatırlattı. Nagazaki’den yükselen dumanları gördüğünde, Auschwitz’de olanları gördüğünde hepimizi şöyle uyarmıştı: “Geleceğin kapıları kapandığında bildiklerimiz bir toz bulutu halinde boşlukta kaybolacaktı.” Modern zaman insanını uyarmaya çalışmıştı. Tanrıyı bıraktıktan sonra insan, bilime tapınmaya başladı. Anders, akla ve bilime olan aşırı güveni uyarmak istemişti ama galiba bu uyarı pek dinlenilmedi. Kant‘lı, iyimserlik dolu modern zamanlar insanı alıp bugünün ortasına bıraktı. Çok güvenilen bilim teknoloji insanın geleneksel olan ilişkilerini allak bullak etmişti. Akıl kısa zaman içinde insanın despotu oldu, Spinoza’ya göre insan özgürleşmenin anlamını unutup, yeni bir esaret türü yarattı. İnsan, “her şey insan içindir” anlayışının içinde çırpınıyor. İnsan hem aklın hem Tanrının onu terk ettiğine defalarca tanık oldu. İnsan, ihtirası yüzünden tabiatın parçası olduğunu unuttu. Tabiat egemenlik altına alınabilir sanıldı. İçinde yaşadığımız sistem, ihtirası doyuramadı. Bugünün insanı bir çöp yığının içinde geçici olanın, uygarlığın tahtına kurulduğu bir dünyada, özgür olduğunu zannederek yaşıyor. Geldiğimiz durumda tabiat bizi bütün ihtirasımızla, ikiyüzlülüğümüzle baş başa bıraktı, insanı aynaya bakmaya çağırdı.

1945’ten beri patlayan birçok salgın, kriz var. Bunun modern zamanlarla bir ilişkisi var. Bugün yaşadığımız bir uyarı. Altıncı yok oluş dönemi insanlık için sinyallerini veriyor. Etrafımızdaki tüm canlıları yok ediyoruz, ne için?  Bu dengesizlikte türeyebilecek çok fazla hastalık var. En son okuduğum bir makalede, insanların Brezilya’da zehir yediğini yazıyordu. İnsanların bütün zehri tarım ürünlerine akıyor. Daha çok ve daha ucuz yiyoruz ve daha çok ürüyoruz. Bu noktaya geldik. Yarın ne olur? Bilemiyorum ama başlamış olan büyük diktatörlüklere, faşizmlere kapı açılır. Küçük sayıdaki büyük sermayenin gücü belirgin bir hale gelir ve biz gelir onların altında yaşayıp, iki haftada bir modaya uyarak giysi değiştirmenin özgürlük olduğunu zannederek sonsuz bir karanlığa yuvarlanırız. Tabiatın karanlıklaşması, insan toplulukların faşizmlere kayarak karanlıklaşmasıyla tamamlanacak. Unutmamalıyız ki tabiatın sadece bir parçasıyız, emperyal ihtiraslarımız bizi yok olmanın eşiğine getirdi.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus