Sürü bağışıklığı neden kötü? Epidemiyolog Meyerowitz-Katz anlatıyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kronik hastalıklar üzerine çalışan epidemiyolog Gideon Meyerowitz-Katz, koronavirüse karşı uygulanabilecek politikalardan biri olan sürü bağışıklığının ne gibi sarsıcı sonuçları olabileceğini Avustralya örneği üzerinden The Guardian için kaleme aldığı yazıda anlattı. Yazının çevirisini sizin için paylaşıyoruz.

Son birkaç ay hepimiz için yoğun bir deneyim oldu. Şubat ayında artan endişeden mart ayındaki sonsuz uçuruma kadar hayatlarımız, dünyayı süpüren koronavirüs salgınının gerçekleri tarafından tüketildi. Ve bazı erken istisnalara rağmen bu gerçeklere karşı tepkimiz şaşırtıcıydı: Virüsü atlatabilmek için hayatımızı birkaç hafta önce imkansız görünen bir şekilde tamamen kapattık.

Ancak şimdi, biz evlerimizde oturup geçici bir şekilde bütün işlerimizi evlerimizde hallederken tünelin sonunda bir ışık gözüküyor. Vaka sayıları düşmeye başlıyor – Avustralya’da bir hafta boyunca yeni vaka oranlarında sürekli bir düşüş gördük. Merak ediyoruz: Sırada ne var? Normal hayatımıza nasıl dönebiliriz?

Bu merak bazılarımızın aklına “sürü bağışıklığı” kavramını getiriyor.

Koronavirüsün bizi evlerimize kilitleme durumunun bitişi uzak göründüğünde, birçok insan bu sosyal mesafe arafını sona erdirmenin en iyi yolunun virüsün insanlar içerisinde serbest veya kısmen serbest bir şekilde dolaşımına izin vermek olduğunu savunmaya başladı. Bu fikirlerini desteklemek için de sürü bağışıklığı denen bir şeyden bahsediyorlar; sanki sürü bağışıklığı ne pahasına olursa olsun kaçınmak istediğimiz dehşet verici şeylerden daha kolay bir çıkış yoluymuş gibi.

Sürü bağışıklığı neden kötü, size açıklayayım.

Sürü bağışıklığı, bir hastalık karşısında yeterli sayıda insanın bağışıklık geliştirerek hastalığın popülasyon içerisindeki yayılımının durması durumunu tanımlayan basit bir epidemiyolojik kavramdır. Temel olarak, eğer 100 kişiden 80’i hastalığı geçirdikleri için hastalanmazsa, diğer 20 kişi hastalığa maruz kalmayacakları için korunmuş olur. Bu senaryoda, ortaya çıkan bir enfeksiyon salgını hızla ölecektir.

Bütün bunlar kulağa ümit verici geliyor ancak sürü bağışıklıyla ilgili problem onun gerçekten aşılamaya bağlı olması. Aşı olmadan bir hastalığa karşı bağışıklık kazanmanın tek yolu onu elde etmek ve onunla yaşamaktır, bu da bu stratejiyi çok daha ölümcül bir hale sokuyor.

Ne kadar ölümcül olabileceğini görmek için sayılara bakalım. İlk tahminlerimize göre, Kovid-19’un yayılımını durdurmak için nüfusun yüzde 60 veya yüzde 70’inin bu virüse karşı bağışıklık kazanmış olması gerekiyor. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri’nden (CDC)  gelen veriler bu oranın yüzde 85 kadar yüksek olabileceğini gösterse de, sürü bağışıklığının uygulanabilir olması için nüfusun minimum yüzde 60 ya da yüzde 70’inin enfekte olması gerekiyor. Ve burada önemli olan nokta, enfekte olacak insanları bizim seçemeyecek olmamız çünkü ülkenin her yerinde bu eşiğe ulaşmadıkça salgının devam ettiğini göreceğiz. Yalnızca genç insanları enfekte edebileceğimiz fikri de oldukça yanlış. Öncelikle toplum böyle işlemiyor ve aynı zamanda bunu yapmak hastalığın yayılımına son derece açık olan düşük bağışıklık kümeleri yaratabilir.

Bu oranlar, Avustralya’da yaklaşık 15-17 milyon insanın enfekte olması anlamına geliyor. Şu aşamada hastalıktan kaynaklanan ölüm oranlarıyla ilgili oldukça bilgiliyiz. Vaka-ölüm oranları oldukça yüksek olsa da, çökmemiş olan bir sağlık sisteminde enfeksiyon-ölüm oranlarının yüzde 0,3 ve yüzde 0,6 arasında olması muhtemel. Diğer bir deyişle, tüm asemptomatik vakalar dahil, enfekte olan her bin kişiden yaklaşık üç ila altısı ölecek. Bu sayıları genişleterek sürü bağışıklığını gündeme alırsak, en iyi senaryoda Avustralya’da en az 43 bin, en fazla 100 bin kişi ölecek.

Bu sayı gerçekten çok fazla. Ve unutmayın ki bu senaryoda sağlık sisteminin çökmemiş olduğunu varsayıyoruz. 

Birçok insanın söylediği gibi, virüsün insanlar arasında dolaşmasına izin vermenin bazı maliyetleri vardır. Bunlardan biri hastanelerin hasta olan herkesi tedavi edememesidir. Örneğin, başlangıçta salgına karşı “müdahale etmeme” politikası uygulayan İsveç, şu an hastanelerdeki yoğun bakım yataklarına ihtiyaç duyan 80 yaş üstündeki hastaları ve hatta 80 yaşın altında olup eşlik eden hastalığı olan bazı insanları bile geri çevirmek zorunda kalıyor. Sağlık sisteminin tıkandığı bir durumda ölüm oranlarını daha kötümser bir şekilde ele alırsak, sürü bağışıklığında yüzde 60-70 eşiğini bile göremeden 250 bin insanın öldüğünü görebiliriz.

Ve bunlar yalnızca ölümler. Hastalığın uzun vadeli komplikasyonlarının neler olduğunu hala bilmiyoruz ancak birçok komplikasyonun ortaya çıkacağını varsayabiliriz. Nüfusun büyük bölümünün aynı zamanda hasta olmasının, temel hizmetlerin sağlanmasında ortaya çıkacak zorluklardan bütün aile fertlerinin eşzamanlı olarak hasta olmasına kadar çok büyük maliyetleri olabilir. 

Aşı olmadan sürü bağışıklığı gibi bir politika uygulamanın kolay bir yol olmadığı oldukça basit bir gerçek. Sonunda o büyülü yüzde 60-70 eşiğine ulaşşak bile, bunun sarsıcı maliyetleri olacak. Hastalığın doğası göz önüne alındığında, enfeksiyon ve ölümler en çok yaşlı ve dezavantajlı insanları vuracak bu da 60 yaşın üzerindeki kişilere önem veren herkes için endişe kaynağı.

En nihayetinde, bir sonraki adımımız bilimsel bir karardan ziyade politik bir karar olacaktır. Avustralya Başbakanı Scott Morrison, perşembe günü Avustralya’nın sürü bağışıklığı gibi bir politika uygulamadığını doğruladı. Ancak seçtiğimiz her yolun belirli maliyetlerini olacağını hatırlamakta fayda var. Bazıları için sürü bağışıklığı bir cennet olabilir, ancak bunu uygulamak ekonomik düzenin önemsemediği savunmasız kişilerin çok büyük bir bölümünü feda etmemizi gerektirebilir. Herkes için konuşamam ama şahsen birkaç ay daha içeride kalmayı ve ailemi gelecek sene de görebilmeyi tercih ederim.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus