“Hastanede kim onunla bu kadar ilgilenirdi?” – Koronavirüs günlerinde hastane odasında, yalnız bir ölümden kaçınmanın vicdani yükü

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İtalya’da hastaneler ve yoğun bakım üniteleri yetersiz hale geldiğinde, koronavirüse yakalanan 93 yaşındaki babasına evde bakma kararı veren bir kadının gözünden, Carmelo Marchese’nin son günleri ve aile bireylerinin yaşadığı ikilemler… Washington Post’ta, Chico Harlan, Stefano Pitrelli ve Gianluca Panella imzasıyla yayımlanan haberin çevirisini sunuyoruz.

Carmelo Marchese’nin hastaneye gitmesi gerekip gerekmediği hakkında konuşma zamanı geldiğinde, kızı ona bir ambülansla ailesinden koparılıp bir daha onları göremeyeceğinden, korkularından bahsetmedi. Ne hastanelerin önünde üst üste yığılan siyah ceset torbalarından bahsetti babasına, ne de zihninde beliren, babasının cansız bedeninin o torbalardan birinde olduğu görüntülerden söz etti.

Emanuela, babasına sadece gerekli gördüğü kadarını; İtalya’nın kuzeyindeki hastanelerde kapasitelerinin ötesinde yatan hasta bulunduğunu, 93 yaşında, zayıf düşmüş, ateşi yüksek bir adama öncelik verilmeyeceğini, evde kalmanın babası için hastaneye gitmekten çok da kötü bir seçenek olmayabileceğini söyledi. 

İtalya’nın Brescia şehrinde bir çift, acil tıp teknisyenleri komşularının evindeki bir çağrıya yanıt verirken camdan bakıyor.
Brescia’da Kovid-19 tanısı koyulan bir hasta, acil müdahale ekipleri tarafından hastaneye götürülüyor. (Gianluca Panella/SestiniReportage)

Babasına “Kimbilir hangi küçücük hastane odasına yerleştirirler seni” dediğini hatırlıyor 59 yaşındaki Emanuela. Kızı bu konuşmaya, Carmelo Marchese’nin ölümü yatak odasında, yanı başında bir oksijen cihazı ve birkaç adım ötede onun için gözyaşı döken kızı ve torunu ile karşılayacağını kesinleştiren an gözüyle bakıyor. 

Resmi kayıtlara göre, koronavirüs salgını süresince dünya üzerinde 190 binden fazla ölüm gerçekleşti. Bu ölümlerin çoğu -belki de virüsün en tüyler ürpertici yönlerinden biri- aile üyelerinin giremeyeceği yoğun bakım ünitelerinde gerçekleşti. Ama sayısını net olarak bilemeyeceğimiz bir kalabalık çok farklı bir şekilde öldü; ya hastaneye gidemedi ya da gitmekten kaçındı. 

Onlardan bazıları ölürken kendini daha az yalnız hissetti.

Böylece sevdiklerine veda edememekten duyulan pişmanlığın önüne geçen aile üyeleri, bu sefer de doğru bir karar verip vermedikleri yönünde şüpheye düşebiliyor.

Ölümünün üzerinden üç hafta geçtikten sonra çocuklarıyla babasının yaşadığı daireyi temizleyen Emanuela, “Açıkçası, şimdi durup düşününce, babamın bana biraz kızmış olabileceğini düşünüyorum. Herkes bana suçlu hissetmemin yersiz olduğunu söylüyor ama içimden bir ses, babamın sesi, ’Beni hastaneye götürmedin. Neden?’ diyor. Bir türlü geçmeyen bir endişe, bir suçluluk hissediyorum” diyor.

Carmelo öldükten sonra ailesi, evinde sakladığı aile fotoğraflarını gözden geçirdi. Üstte: 1947 yılı, Carmelo İtalyan donanmasında görev yaptığı dönemde tersanede. Sol altta: 1962 yılı, Carmelo, eşi Bianca Postiglione ve kızı Emanuela ile memleketi Gallipoli’de deniz kıyısında. Ailesi, Carmelo’nun cansız bedenini buraya gömmeyi planlıyor. Sağ altta: Carmelo ve torunları, soldan sağa Elisa, Stefano ve Viviana. (Aile albümü)

Carmelo Marchese, 93 yaşında birine göre oldukça sağlıklıydı. Kulakları ağır işitiyordu, dizleri ağrıyordu ama biricik kızından aşağı yukarı bir buçuk kilometre uzakta, Brescia şehrinde tek başına yaşıyordu. Yemek pişiriyordu, bahçe işleriyle uğraşıyordu, Facebook ve WhatsApp kullanıyordu. 

Carmelo, İkinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü yıllarda, 13 yaşındayken bir saldırıdan sağ kurtuldu. Savaş sonrası denizci olarak görev aldığı donanmada, kaçakçılık faaliyetlerine karşı mücadelede görev üstlendi ve sonrasında Brescia Belediyesi’nde bürokrat olarak görev yaptı. 80-90 yaşlarına geldiğinde, özellikle eşini kaybettikten sonra, daha konuşkan, sosyal etkileşime daha çok ihtiyaç duyar hale geldi. Emanuela’yı iki gün görmese hemen yazıyordu ona: “En azından bir fotoğraf göndersen?” 

21 Mart’ta ateşi yükselince, Emanuela’nın aklına gelen ilk şey, babasıyla olabildiğince çok zaman geçirmek oldu. Babasına, bir süreliğine onun misafir odasına taşınacağını söylediğinde Carmelo buna pek de karşı çıkmadı.

Emanuela babasına koronavirüs bulaşıp bulaşmadığından emin değildi ama babasında semptomları gözlemledi. Carmelo, yürümesini güçleştiren dizleri için tedavi gördüğü bakımevinde virüsü kapmış olabilirdi. Aile doktoru, Emanuela’ya babasına koronavirüs vakasıyla aynı muameleyi göstermesini önerdi.

Babasının evine maske ve eldiven getiren Emanuela, ne zaman Carmelo’nun odasına girse bunları kullandı, mutfağı ve banyoyu sürekli temizledi. Eczaneye gidip bir oksijen cihazı aldı ve doktorun önerilerini takip ederek, babasının ateşini düşürmek için gerekli ilaç ve antibiyotik tedavisini uyguladı. Ama bunların hiçbiri, hastalığı duraklatmadı. 

Carmelo’nun ateşi birkaç gün içinde 39’un üzerine çıktı. 

“Baba, bu kez durum geçen yılkinden farklı” dedi Emanuela. Geçen yıl Carmelo bakteriyel zatürreye yakalanmış, hemen kaldırıldığı hastanede kendisine çok iyi bakan doktorların ve hemşirelerin gözetiminde çabucak toparlamış, tamamen iyileşmişti.

Brescia’da acil müdahale ekibinden biri, bir Kovid-19 hastasına yardımcı oluyor (Gianluca Panella/SestiniReportage)

Ama mart ayına gelindiğinde, İtalya’nın kuzeyindeki hastaneler de kırılma noktasına gelmişti. Doktorlar solunum cihazlarını kullanırken kurtulma şansı daha yüksek olan genç hastalara öncelik vermek zorunda olduklarını söylüyordu. Bu da yaşlı hastaların tek başlarına ölüme terk edildiği anlamına geliyordu. “Şu anda hastanelerdeki durumun ne kadar vahim olduğunu anlamıyorsun” diye anlatmaya çalıştı Emanuela. Babası anladığını söyledi, ama sonra da konuyu yine hastaneye gitmeye getirdi, geçen yıl nasıl da iyi bakmışlardı ona…

Bir yandan ne yapacağını düşünüp bir yandan durumu çocuklarıyla konuşan Emanuela’nın hissettiği en baskın duygu kızgınlıktı. Aile olarak böyle bir seçim yapmaya zorlandıkları için kızgındı. Hastanelerde ihtiyacı olan herkes tedavi edilemediği için kızgındı. Hastalarla ilgilenmek adına yapılması gereken her şey, Emanuela’nın deyimiyle “bu Allah’ın belası virüs” yüzünden altüst olduğu için kızgındı. 

Emanuela’nın babası zamanının çoğunu yatakta geçirdi. Sadece takma dişlerini çıkarmak, tuvalete gitmek ve kahvaltı etmek gibi sebeplerle çıktı yataktan. Gün geçtikçe güçten düştü, zayıfladı. Elleri titremeye başladı. Yemek yemekte zorlanır hale geldiğinde, Emanuela babasını kaşıkla besledi. Kendisi bu konuda bir şey söylemese de, kızı babasının gözünde utançla karışık bir minnet gördüğünü hissetti ve şöyle düşündü: “Hastanede kim onunla bu kadar ilgilenirdi?”

Emanuela’nın aynı zamanda hemşire olan en büyük kızı günde iki kez dedesinin antibiyotik iğnelerini yapmak için eve uğruyordu. Bunun dışında Emanuela babasıyla baş başaydı, onun durumunu sürekli takip ediyor, eğer hâlâ enerjisi varsa onunla biraz konuşuyordu. Bazı günler, ölen annesinin fotoğraflarına bakıp onunla konuşan Emanuela, sessizce ağladı. Bir gece, gözüne uyku girmedi ve misafir odasından, babasının nefes alış verişlerini dinledi. Ateşinin yükselmesinin ardından geçen altıncı günde, babası nefes almakta zorlanır hale gelmişti. Emanuela, “Sanki merdivenleri koşarak çıkıyordu” diye tarif ediyor babasının nefes alıp verme çabasını.

Acil müdahale ekibi ve torunu Stefano, Carmelo’yu kaldırıyor. Ekip ilkyardım uygulamalarını denedi, ancak Carmelo’yu hayata döndüremedi. (Gianluca Panella/SestiniReportage) 

Emanuela, oğlu Stefano’yu arayarak gelip kendisine destek olmasını istedi. O da olabildiğince dikkatli davrandı, maskesini taktı, eldivenlerini giydi. Sabaha karşı 2 gibi, birinin koridorun lambasını yaktığını fark eden de Stefano oldu. Dedesi banyoya gidiyordu. Var gücüyle yanına gitti.

Stefano ve Emanuela’nın yardımıyla koridorda yürüyen Carmelo’nun vücudu artık bütün gücünü kaybetmişti, düşüp bayılacak gibiydi. Ne yapacaklarını bilememenin verdiği korkuyla, onu aceleyle yatağına götürdüler. Carmelo’yu kendisine gelmesini sağlayacak kadar sarstıktan sonra ona şekerli su içirdiler. Gecenin en kötü kısmını atlatmış olabileceklerini düşündükleri anda Carmelo banyoya dönmek istedi. 

Daha sonra, dedesinin son saatlerini anlattığı dört sayfalık kişisel bir güncede, “Yere kapaklanmasından korktum” diye yazacaktı Stefano. Dedesine banyoya gitmesi için yardımcı oldu, dönüş yolu bu kez daha da zorluydu. Bu kez, Stefano’nun kollarındayken bile dizleri Carmelo’yu taşıyamadı ve torunu daha ne olduğunu anlayamadan, yaşlı adam yere kapaklandı.

Emanuela ve Stefano onu kollarından tutup yatağa yatırmayı başardılar ama bu kez Carmelo hiçbir şey söylemiyor, bilincini kaybediyordu. 

Stefano ağlayarak acil müdahale ekiplerini ve hemşire olan ablasını aradı, olabildiğince çabuk gelmesini söyledi. Daha sonra dedesine ilk müdahalede bulunmaya çalıştı. Emanuela ise tekrar tekrar feryat ediyordu: “Baba!”

Carmelo’nun torunu Elisa, annesi ve erkek kardeşinin yanına geldiğinde dedesini yerde uzanırken görüyor. (Gianluca Panella/SestiniReportage)

15 dakika sonra eve gelen, maskeli ve mavi önlüklü acil müdahale ekibi, yataktan kaldırıp yatak odasının sert, ahşap zeminine koydukları Carmelo’yu uyandırmak için dakikalar boyunca kalp masajı uyguladı. Sağlık görevlilerinden biri, kuvvetle göğsüne bastırarak Carmelo’ya doğru yaslandı, bu onun vücuduna hava girişini sağladı ama nefes almıyordu. Sağlık görevlisi durduğunda, Carmelo da hareket etmeyi bıraktı.

Üç hafta sonra, Carmelo Marchese’nin evinin yarısı boştu. Kızı ve iki torunu içerideydi, her biri maskelerini takmıştı. Her gün biraz biraz evdeki eşyaları toparladılar, bulaşıkları, kıyafetleri, eski fotoğrafları, opera kasetlerini temizleyip kutulara yerleştirdiler. Duvarlarda birkaç fotoğraf kaldı. İtalya’daki tecrit sona erdiğinde birileri kutuları taşıyabilir belki. 

Emanuela ve kızı Viviana, Carmelo’nun dairesini temizlerken onun gençlik yıllarından kalma fotoğrafları düzenliyor. (Gianluca Panella/SestiniReportage)

Carmelo’nun cansız bedeni, Brescia’daki bir mezarlıkta, güneydeki Gallipoli şehrine, doğduğu şehre nakledilmeyi bekliyor. Orada, eşinin yanına gömülecek. Ailesi, herkesin bir araya geleceği, bir ayinin düzenlendiği, bir donanma şiirinin okunacağı, Stefano’nun dedesinin arkasından dua edeceği bir cenaze töreni. Kimbilir ne zaman mümkün olacaktı bu? Belki aylar, belki yıllar sonra? 

“Şu veba bir bitsin” diyor Emanuela ve merak ediyor işte o zaman babasının ölümünü tam anlamıyla kavrayabilecek mi, koronavirüs yüzünden ölüp ölmediğini anlayabilecekler mi, o zaman hâlâ babasının kendisine kızgın olduğunu mu düşünüyor olacak?

Emanuela’nın iki kızından küçük olanı, 29 yaşındaki Viviana, Carmelo’ya evde bakmanın 93 yaşındaki biri için ve ona son bir kez bakabilmek, onunla ilgilenmek için en doğru seçenek olduğunu düşünüyor.

Elisa, eşi ve kızları, Carmelo’nun yasını tutuyor. (Gianluca Panella/SestiniReportage)

28 yaşındaki Stefano, dedesine ilkyardım müdahalesinde bulunduğu anları aklından çıkaramadığını, bir şeyleri farklı yapması gerekip gerekmediği hakkında düşünmeden edemediğini söylüyor.

Emanuela’ya göre, insan beyni iş işten geçtikten sonra da bir şeyler uydurmaya, tekrar tekrar geçmişe dönmeye devam ediyor. Aldığı kararın mantıklı olduğunu düşünüyordu. Babası için orada kalmış, onun yanında olmuştu. Son günlerinde babasını olabildiğince rahat hissettirmişti. Carmelo ile geçirdikleri süre boyunca aileden başka kimse hastalanmamıştı. “Sonra dönüp yine düşünüyorum, bu vicdan azabı yakamı bırakacak mı, bilmiyorum.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus