Korona günlerinde çalışma hayatı (10) – Market çalışanı anlatıyor: “Sermayelerini ikiye katladılar ama işçilerini korumak için hiçbir şey yapmadılar”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Zeynep*, Türkiye’nin en ünlü market zincirlerinden birinde çalışmaya başlayalı yaklaşık bir buçuk sene olmuş. Normalde günde sekiz buçuk saat çalışıyorlar, bir gün izinleri var ve haftalık 45 saati doldurmak zorundalar: “İlk girdiğim zaman şartları daha iyiydi market sektörüne göre. Bir de sendikalı.”

Salgın döneminde değişen çalışma tempolarını konuşuyoruz Zeynep’le. Virüsün Türkiye’de görülmeye başlamasıyla birlikte yaşananları şöyle anlatıyor: “Zaten vakalar açıklanmadan üç gün önce bir yoğunluk oluşmaya başlamıştı. Virüs geldi, Türkiye’de de var. Sokağa çıkma yasağı olacak falan diye. İnsanlar panik halinde alışveriş yapıyorlar. Stoklama başladı. İlk vakanın ardından da marketler hıncahınç doldu. İnsanlar stok yapmaya başladı. Biz ne olduğunu anlamıyoruz.”

Mağaza cirosunu üç buçuk katına çıkarıyor ama maske verilmiyor

Yoğunluktan dolayı normal çalışma tempolarına göre daha fazla çalışmaya başlıyorlar. Çok fazla alışveriş yapıldığı için mağaza geliri de artmaya başlıyor. Zeynep’in söylediğine göre mağaza cirosunu üç buçuk katına çıkarıyor fakat çalışanları salgından korumak için hiçbir önlem alınmıyor. Tüm çalışanlar maskesiz ve eldivensiz çalışıyor. Neden kendilerine maske sağlanmadığını yönetime sorduklarında, “Sağlık Bakanlığı’ndan bize henüz bir açıklama gelmedi. Şu an maskeye gerek yok” diye cevap alıyorlar.

Alışverişe gelen müşteriler çalışanların maskesiz olmasına tepki gösteriyor. Üstelik “Market, çalışanlarına maske takmasını yasakladı” haberleri çıkınca mağazanın boykot edilebileceğini düşünüp kendileri dezenfektan ve maske getiriyorlar. Fakat maske ilk etapta sadece kasiyerlere veriliyor ve günde sadece beş maske hakları var. Sonrasında ise Sağlık Bakanlığı’ndan gelen bir açıklama doğrultusunda artık tüm çalışanların maske takacağı duyuruluyor. Bu şekilde tüm çalışanlar maske takabiliyor.

Çalışanlar mesai saatlerinin kısaltılmasını istiyor

Zeynep, bu süreçte çalışma arkadaşlarıyla birlikte mesai saatlerinin kısaltılması, çalışma günlerinin azaltılması gibi beklentileri konuştuklarını söylüyor. Fakat sekiz buçuk saat çalışmaya devam ediyorlar. Bunun yanında eğer virüs kapmışlarsa yakınlarına bulaştırmaktan dolayı da korku içindeler: “Ailesiyle birlikte yaşayan çalışanlar var. Öyle çok imkanları yok. Bir odayı, aynı tuvaleti, banyoyu paylaşıyorlar. En çok biz bu virüsü evimize de götürecek miyiz? Her gün o panikle, o tedirginlikle çalışıyor insanlar.”

Diğer mağazalarda virüs vakaları çıkmaya başlıyor

Zeynep, bir süre sonra diğer mağazalarda virüs vakalarının çıkmaya başladığını ve bu bilginin çalışanlardan gizlendiğini söylüyor. Başka bir şubedeki bir çalışana koronavirüs şüphesiyle test yapılıyor ama test sonucu beklenirken de çalıştırılmaya devam ediyor. Haliyle çalışma arkadaşlarıyla ve müşterilerle de temas halinde olmaya devam ediyor. Testin pozitif çıktığı görülünce ancak o zaman eve gönderiliyor.

 Karantinaya gönderilen işçiler geri çağrılıyor

Diğer çalışanlara, arkadaşlarının koronavirüse yakalandığı dört gün sonra söyleniyor. Onlara 10 gün karantinaya alınacakları söyleniyor ve hepsi evlerine gönderiliyor. Fakat karantinanın ikinci gününde çalışanlara şöyle bir mesaj geliyor: “Yarın herkes mağazaya gelsin, doktor kontrolünden geçeceksiniz. Herhangi bir semptomu olmayanları çalıştırmaya devam ettireceğiz.”

Çalışanlar kontrolden geçmek için işe gidiyor. Bu kontrolden geçen bir arkadaşı Zeynep’e kontrolü şöyle anlatmış: “Evrak dolduruyorsun bir tane. Öksürüğün var mı? ‘Yok’ tik at. Ateşin var mı? ‘Yok’ tik at. O şekilde bir kontrol. Herhangi bir belirtisi olmayanlar tekrar çalıştırılmaya başlanıyor. Çoğu da çalışıyor zaten.”

Bu süre zarfında diğer mağazalardan da koronavirüse yakalanmış çalışanların olduğu haberleri geliyor: “Diğer mağazalarda da virüs vakaları çıkmaya başlıyor. Personel eksiliyor. Bu sefer başka yerlerden takviye yapmaya başlıyorlar. Orayı kapatıyorlar, sonra başka yerlerden personel getirerek tekrar açıyorlar.”

Çalışma saatleri artıyor

Zeynep, sokağa çıkma yasağının uygulandığı hafta sonundan sonraki ilk iş gününde kendilerine artık 10 saat çalışacaklarının haberinin verildiğini söylüyor: “Haftalık çalışma saatimiz 45 saat. Biz bu saatleri doldurmak zorundayız. Buna itiraz ediyoruz. Çünkü zaten yoğunluk var, o sokağa çıkma yasağının olduğu iş yükünü de hafta içinde karşılıyoruz. Zaman olarak değil ama performans olarak misliyle bizden alıyorlar. Buna itiraz ettik.”

Bu sırada sendikayla da görüşmeler oluyor. Fakat İş Kanunu’nda yazan 45 saatin doldurulması zorunluluğundan dolayı bir şey yapılamıyor.  

“Halsizliğim virüsten mi yorgunluktan mı ayırt edemiyorum”

Bu sefer de uygulanan dört günlük sokağa çıkma yasağından dolayı 12 saat çalışmaları isteniyor. Zeynep, iki saatte bir değiştirilmesi gereken maskeleri yoğunluktan değiştiremeyip dört saat kullanmak zorunda kaldıklarını söylüyor: “Yorgunluktan ve yoğunluktan virüs falan unuttuk biz artık. Bulaşacak mı, ne olacak, maskeyi bile değiştirmeyi unutuyoruz. Kasada dört saat aynı maskeyle çalışıyoruz. O yoğunluktan artık başını kaldıramıyorsun çünkü. Şu an benim her tarafım ağrıyor, halsizim ama virüsten mi yoksa yorgunluktan mı ayırt edemiyorum.”

“Marketler parayı görünce iyice çıldırdı”

Zeynep, çalışma saatlerinin artmasına tepki gösterdiklerini söylüyor: “12 saat dedikleri zaman biz tepki gösterdik. Artık katlanarak artıyor saatler durmadan. Marketler parayı görünce iyi çıldırdılar. Daha fazla, daha fazla deyip açık tutmaya çalışıyorlar.”

12 saat çalışmamak için sendikaya da baskı kuruluyor. Sonrasında mağaza yönetiminden çalışma saatinin 11 saate indirildiğine dair bir açıklama geliyor: “Bize ’11 saat çalışacaksınız artık arkadaşlar çünkü 11 saatin üzerinde çalıştırmalar yasaklandı’ diye açıklama yaptılar. Öyle bir genelge yayımlanmıştı zaten. 11 saat çalıştırmaya başladılar bu sefer. Bu şekilde devam ediyoruz, sonucu ne olacak bilmiyoruz açıkçası.”

“Sosyal mesafe falan kalmadı”

Zeynep, insanların sokağa çıkma yasağını duyunca daha fazla alışveriş yapmaya başladığını alatıyor: “İnsanlar sokağa çıkma yasağında iyice alışverişe yöneliyor, stoklamaya başlıyor. Dün mesela mağazayı kapatamadık. Müşteriler kuyruk oldu mağazanın önünde, mağazanın içi doldu. Sosyal mesafe falan kalmadı. Artık üç kasa arka arkaya çalışıyoruz. Arkamdaki müşteriyle aramdaki mesafe yok denecek kadar az yani. Benim oturduğum sandalyeye sürtünerek geçiyorlar. Temas ederek geçiyoruz birbirimize.”

“Maske ve siperlikle çalışmak rahatsız edici”

Şu anda markette çalışırken maske ve siperlik takılıyor. Fakat onlar da son derece rahatsız edici: “Maske ve siperlik takıyoruz. Siperlik ve maskede 10-11 saat boyunca nefesini soluyorsun. Yani o siperlikte buhar oluşuyor artık gözün yanmaya başlıyor belirli bir saatten sonra. Nefesini içine alıp veriyorsun. Yüzümüzde sivilceler falan oluşmaya başladı. Kulaklarımızın arkası yara. Maskeler sıkıyor ama bu şekilde devam ediyoruz.”

Zeynep ve çalışma arkadaşları kasalarda izolasyon ve çalışırken giymek için işçi tulumu istiyor: “Şimdi katı izolasyonların geleceğini söylüyorlar ama hepsi gecikmiş tedbirler aslında. Bu mağazalarda virüs vakalarının çıkması onların tedbirsizliğinden kaynaklanıyor.”

Yemekhane küçük, servis kalabalık

Zeynep, yemekhanelerin çok küçük olduğunu, orada ancak iki kişi yemek yerse sosyal mesafenin korunabileceğini söylüyor: “Markette 14 çalışan var. İki kişi çıkıyoruz molaya. Hemen yiyip çıkman lazım. Çünkü 14 kişinin de yemek yiyip, dinlenmesi lazım.”

İşe gidip gelmek için servis kullanırken veya dolmuşta da sosyal mesafe kuralını uygulamanın çok mümkün olmadığını söylüyor Zeynep. Servis iki mağaza personelini aldığı için, dolmuşlar da kalabalık olduğu için sosyal mesafe kuralı göz ardı ediliyor. 

Zeynep son olarak, yaşadıklarıyla ilgili şunları söylüyor: “Bu dönemde özellikle market sektöründe yaşanan bu alışveriş çılgınlığı sonrasında gözü dönen bir sermaye var. Daha fazla ne kadar satabilirim, ne kadar para kazanabilirim? Sermayeyi ikiye katladılar. Bunun karşılığı olarak da işçilere hiçbir şekilde bir prim veya onları koruyabilecek hiçbir şey yapmadılar. İşçi burada hiçbir şekilde düşünülmüyor. Düşündükleri tek şey daha fazla ne kadar kazanırız?”

*Röportaj yapılan kişinin ismi değiştirilmiştir

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus