Sokağa çıkma yasakları ne kadar işe yaradı? Resmi rakamlar gerçeği yansıtıyor mu? – Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü ile söyleşi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, koronavirüse dair gündemdeki birçok soruya ve salgın sonrası sürece dair Medyascope’a açıklamalarda bulundu. Sokağa çıkma yasaklarından Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan rakamlara, Kovid-19 gölgesinde yeniden şekillenecek yaşam tarzlarına ve koronavirüsten çıkarılması gereken derslere dair görüşlerini paylaştı.

Prof. Dr. Özlü, belirli günleri ve yaş gruplarını kapsayan sokağa çıkma yasağının eleştirilerin aksine bulaşma hızını düşürdüğünü söyledi. Daha ağır önemlerin alınabileceğini anlatan Özlü, “Toptan bir sokağa çıkma yasağının topluma ağır bedelleri olurdu. Daha ağır önlemler alan ülkeler bunu sürdüremediler, geri adım atmak zorunda kaldılar. Hayatı nasıl normale döndürebiliriz diyorlar. Türkiye belli ölçüde, hayatı bütünüyle durdurmadan salgını kontrol etti” dedi. 

Salgının tümüyle durdurulmadığını sık sık tekrarlayan Özlü, mayıs ayı sonu ilk atağın sonu olarak işaret edilse de bunun toplumun alacağı tedbirlere ve rehavete kapılmamayla ilişkili olduğunu söyledi. 

Daha önce 10 Nisan akşamı aniden açıklanan ve iki saat içinde 250 bin kişinin temasta bulunmasına sebep olan hafta sonu sokağa çıkma yasağı için daha önce basında “Bir bedeli olacak” açıklaması yapan Özlü, o bedelin ödenip ödenmediğini de açıkladı: “3 binli rakamlara düşmüştük, 5 bine yakın rakamlarda oynama oldu. Dalgalanma oldu. Böyle bir karşılaşma olmasa bugün süreci daha erken atlatıyor olabilirdik. Hassas bir dönemden geçiyoruz.

Son günlerin tartışmalı konusu: Gerçek vaka sayısı ve DSÖ kriterleri

Bilimin akılcılığının ve doğanın öneminin bu sürecin kazanımı olduğunu anlatan Özlü, son günlerin tartışılan konusu, “Vaka sayısı saklanıyor mu sadece testi pozitif olanlar mı istatistiklere ekleniyor” sorusuna da yanıt verdi. Bu tip verileri saklamanın kolay olmadığını, otomasyon sistemlerinde her hastanın kayıtlı olduğunu ve iyileşmenin herkes tarafından görünür olduğunu söyleyen Özlü şöyle konuştu: “Bu pozitif olgular dışında olgu var mı diye sorabilirsiniz. Evet, var. Bunlar kesin tanı konulamayan dünyanın her yerinde olabilecek olgular. Biz dünyayla aynı dili konuşmak zorundayız ve vaka bildiriminde Dünya Sağlık Örgütü kriterlerini kullanıyoruz. Bu da testi pozitif olanları bildirmek.

Özlü test konusunda DSÖ’nün kriterlerine de şöyle açıklık getirdi: “DSÖ ‘Test yapabiliyorsanız yapın ve bildirin’ der. ‘Ancak test yapamıyorsanız, klinik bulgularla veya tomografiyle vaka girebilirsiniz’ diyor. Biz test yapabilen gruptayız. Günde 50 bin test kapasitemiz var. Biz Afrika ülkeleriyle aynı kodu kullanamayız.”

Kuşkulu vakaların tüm dünyada olduğunu yineleyen Özlü, mevcut sayısının “gerçek resmi” görmede etkili olamayacağını, doğrulanmamış vakalarla ilerlenemeyeceğini ve sonuç olarak Almanya, Güney Kore ve Fransa gibi ülkelerle aynı dili konuşamayacağımızı kaydetti. Vaka sayısının gerçeği yansıtmadığını iddia edenlerin kanıt göstermesi gerektiğini ve seferberlik halindeki bu günlerde kaostan kaçınılmasının zorunlu olduğunu anlattı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus