Salgının düşündürdükleri: Hayırseverlerin bağışları vergilerin yerini alabilir mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
İngiltere’de bulunan hayırseverlik vakfı Centre for Philanthropy’nin müdürü Beth Breeze ve Wolfson Vakfı’nın başkanı Paul Ramsbottom, The Guardian için kaleme aldıkları yazıda, koronavirüs salgınında hayırseverlerin üstlendiği rolü ve hayırseverliğin önemini anlattı. Yazının çevirisini sizin için paylaşıyoruz.

Bill Gates, 2015’te yaptığı bir o kadar ürkütücü ama aynı zamanda ileriyi gören Ted Talk konuşmasında “Küresel felaket açısından en büyük risk füzeler değil mikroplar” diyordu ve gelecekte 10 milyon kişinin ölebileceğini, 3 trilyon doların (2.4 trilyon euro) da küresel ekonomiden silinebileceğini söylüyordu.

Gates kesenin ağzını açarak ortaya çıkabilecek salgın hastalıklara karşı aşı geliştirme gibi faaliyetler yürüten küresel kamu, özel sektör ve hayırsever ittifakı olan Salgın Hazırlık İnovasyonları Koalisyonu’nun (CEPI) kurulması için 100 milyon dolar katkıda bulundu. CEPI, küresel elitlerin yıllık toplantısı olan Dünya Ekonomik Forumu’nun (Davos) 2017 zirvesinde kamuoyuna tanıtıldı ve şu an koronavirüs salgını için aşı geliştirme yarışında oldukça önemli bir oluşum. Bu, hayırseverliğin temel ve belirgin rolünün vurgulanması açısından iyi bir örnek. Bütün şüphelere ve alaycılığa rağmen, mevcut krizde bu hayırseverliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Yaygın bir görüş, hayırsever elitlerin dünyanın sorunlarını çözmekten uzak kalmaları gerektiğini ve yalnızca “saygın toplumların” vergi sistemi aracılığıyla topladıkları fonları dağıtmaları gerektiğini söylüyor. Ancak büyük ve küçük bağışçılar; araştırmalara fon sağlayarak, ihtiyacı olanlara ekonomik rahatlık sağlayarak ve geleceği inşa etmek için hazırlanarak koronavirüsle mücadele için üç katmanlı, hayati bir destek sağlıyor. 

CEPI’ya yeni aktarılan paranın yanında (buna Birleşik Krallık merkezli Wellcome Trust tarafından aktarılan 40 milyon sterlin de dahil) Wolfson Vakfı, İngiltere’nin önde gelen bulaşıcı hastalık laboratuvarlarını geliştirmek adına hem tedavi hem de aşı arayışlarını içeren bilimsel çalışmalara her yıl düzenli olarak 5 milyon sterlin bağışlıyor. Özel hayırseverlik, uzun vadeli ve riskli yatırımlar yapmak konusunda devlete ve hatta özel sektöre oranla her zaman daha fazla özgürlüğe sahipti. Para harcamadan önce seçmenleri veya hissedarları ikna etmek gibi engelleri yoktu. 

İkinci olarak, bağışçılar, insanların evlerinde kalmasından en çok etkilenen sektörlere rahatlık sağlamak için hızla hareket ediyor. İngiltere’deki Gıda Bankası Ağı, İngiliz milyarder David Sainsbury’den 1 milyon sterlinlik bir destek aldı. Money Saving Expert (MSE) şirketinin kurucusu Martin Lewis, finansal krizdeki kişilere destek veren yardım kuruluşları için 1.9 milyon sterlin bağışladı ve diğer onlarca özel finansör de, ihtiyacı olanları desteklemek adına yeni kurulan Ulusal Acil Durum Güven Fonu’na katkıda bulundu. Kitlesel yardımların yanında, hayır kurumları için para toplama kampanyasıyla şimdiye kadar 30 milyon sterline yakın bir bağış toplayan 99 yaşındaki gazi Tom Moore gibi insanların çabalarıyla kişisel bağışların da önemi gittikçe artıyor.

Üçüncüsü olarak ise özel finansmanlarla desteklenen birçok hayır vakfı, sağladığı hizmetlere olan talebin iki kat artmasının yanında bağış gelirlerinde dramatik düşüşler yaşayan firmaların ayakta kalmalarına destek olmak için daha büyük bütçeler ve daha rahat fonları içinde barındıran yeni stratejiler yaratmaya çalışıyor. Bu ihtiyaç, özel sektöre sunulan açık uçlu operasyonların aksine, hükümetin yardım sektörüne 750 milyon sterlin ayırma kararı ile daha da çok arttı.

Hayırseverlik sektörünün bu önemli katkısına rağmen, kimse bunun devlet tarafından organize edilen vergi destekli eylemlerin yerini alabileceğini veya alması gerektiğini düşünmüyor. Kamu finansmanlarının ve özel finansmanların farklı rolleri var, farklı avantajlardan faydalanıyorlar ve kısıtlamaları da farklı. Bu nedenle hem kademeli ve yasal boşluk içermeyen vergilendirme taraftarı olmak hem de özel bağışların meşru ve kritik öneme sahip olduğunu düşünmek mümkün. Hem Bill Gates hem de Warren Buffet da bu fikri destekleyici açıklamalar yaparak, en zengin yüzde 0,001’lik kesimin vergiden kaçan, diğer vatandaşları ve gelecek nesilleri hiç düşünmeyen plutokratlardan (zenginlerin iktidarını savunan kişi) oluştuğuna dair basit genellemelerin dışına çıktı.

Dünyanın sorunlarını sadece seçilmiş politikacıların çözmesi gerektiğini ve bununla bağlantılı olarak varlıklı insanların bu alanda herhangi bir işi olmadığını öne süren düşünce biçimi, artan eşitsizlikler içerisinde büyüyen anlaşılabilir öfke ve elitlere olan yaygın güvensizlikle besleniyor. Bu analiz içinde hayırseverlik; zenginlerin, küresel elitlerin ve vergi desteği sağlananların oynadıkları gösteriş oyunlarını finanse eden ve kötülüklerini gizleyen bir incir yaprağıdır. Hollandalı tarihçi Rutger Bregman’ın geçen yılki Davos’ta katılımcılara söylediği ünlü söz gibi: “Aptal hayırseverlik planlarından bahsetmeyi bırakın ve bunun yerine vergilere odaklanın.

Ancak bu salgın, hayır kurumlarına vergilendirme yapılmasının yanlış bir bölünmeye yol açtığını gösterdi. İnsanlar bir perşembe gecesi kamu destekli İngiliz Ulusal Sağlık Servisi’ni alkışlamak ve hayırseverler tarafından finanse edilen toplululuklara girmek arasında bir sorun görmüyor. Hayır kuruluşları eşi benzeri görülmemiş bir fon kriziyle karşı karşıya. İster bilimsel araştırmaları ister akıl sağlığıyla ilgili olan girişimleri desteklesin, hayırsever girişimlere daha önce hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var. Tıpkı sağlıkçılar gibi bağışçıları alkışlayabileceğimiz bir zaman dilimi olsun demiyoruz fakat bu çaresizce ihtiyaç duyduğumuz hayırseverliği teşvik etmek için iyi bir hareket olmaz mıydı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus