Ebola nedir, nasıl öldürür, ne kadar korkmalıyız?

Ebola

İSTANBUL (Medyascope) – Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Uganda’da görülen Ebola salgını, Dünya Sağlık Örgütü’nün küresel acil durum ilanıyla yeniden gündemde. Nadir görülen Bundibugyo türünün yol açtığı salgında onaylı aşı ya da özel tedavi bulunmuyor. Peki Ebola nedir, insanı nasıl öldürür ve bu virüsten ne kadar korkmalıyız?

Haberin özeti:
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Uganda’daki Ebola salgını, Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel acil durum olarak ilan edildi.
  • Bundibugyo türü Ebola virüsü, ciddi sağlık riski taşıyor ancak henüz onaylı aşı veya tedavi yok.
  • Ebola, başta grip benzeri belirtilerle başlıyor ve sıvı kaybı, organ yetmezliği gibi durumlara yol açabiliyor.
  • Hastalık, doğrudan temas yoluyla bulaşıyor, Dolayısıyla hava yoluyla yayılmıyor.
  • Dünya genelinde Ebola riski düşük ancak salgının görüldüğü bölgelerde uluslararası destek ve izleme gerekiyor.
İlgili bağlantılar:

Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin doğusundaki Ituri eyaletinde başlayan ve Uganda’ya da sıçrayan Ebola salgını, hastalığın yeniden dünya gündemine taşınmasına neden oldu. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), salgını “uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu” ilan ederken, bunun koronavirüs benzeri bir pandeminin başlangıcı anlamına gelmediğini de vurguluyor.

Ebola, nadir görülen ancak ağır seyreden ve ölümcül olabilen bir virüs hastalığı. Virüsün doğal kaynağının çoğunlukla meyve yarasaları olduğu düşünülüyor.

İnsanlara hayvanlardan geçebilen hastalık, daha sonra enfekte kişilerin kan, kusmuk, dışkı, meni ve diğer vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla yayılıyor. Bu nedenle Ebola, grip ya da koronavirüs gibi hava yoluyla kolay bulaşan hastalıklardan farklı.

Ebola

Ebola nasıl öldürür?

Ebola’nın ilk belirtileri çoğu zaman grip benzeri şikayetlerle başlıyor. Ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik ve boğaz ağrısı ilk evrede görülebiliyor. Hastalık ilerledikçe kusma, ishal, döküntü, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulma ortaya çıkabiliyor. Bazı hastalarda iç ve dış kanama da gelişebiliyor.

Ancak Ebola’nın öldürücü etkisi yalnızca kanamadan kaynaklanmıyor. Hastalık ağırlaştığında vücutta ciddi sıvı kaybı, tansiyon düşüklüğü, şok, pıhtılaşma bozuklukları ve çoklu organ yetmezliği gelişebiliyor. Bu nedenle erken bakım, hastanın hayatta kalma ihtimalini artıran en önemli faktörlerden biri.

Ebola için her türde etkili ve onaylı bir tedavi bulunmuyor. Tedavi çoğu zaman destekleyici bakım üzerine kurulu. Hastaya sıvı verilmesi, elektrolit dengesinin sağlanması, ağrının kontrol edilmesi, ikincil enfeksiyonların tedavi edilmesi, beslenme desteği ve gerekirse yoğun bakım uygulamaları sağkalım şansını artırabiliyor.

Son salgın neden endişe yaratıyor?

Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Uganda’daki son salgına Bundibugyo türü Ebola virüsü neden oluyor. Bu tür, Ebola’nın daha nadir görülen türlerinden biri. Daha önce yalnızca 2007 ve 2012’de iki salgına yol açmıştı. Bu salgınlarda enfekte kişilerin yaklaşık yüzde 30’u hayatını kaybetmişti.

Bundibugyo türünü daha riskli hale getiren nedenlerden biri, bu türe karşı onaylı bir aşı ya da özel bir ilaç tedavisinin bulunmaması. Ebola’nın bazı türleri için geliştirilen aşı ve tedaviler olsa da bunlar Bundibugyo için doğrudan kullanılabilecek onaylı araçlar değil.

Salgının geç fark edilmesi de endişeyi artırıyor. İlk bilinen vakanın 24 Nisan’da belirti gösterdiği, salgının doğrulanmasının ise yaklaşık üç hafta sürdüğü belirtiliyor. Bu gecikme, virüsün kimlere bulaştığını tespit etmeyi ve temaslıları izlemeyi zorlaştırıyor.

Ituri’deki koşullar da salgınla mücadeleyi zorlaştırıyor. Bölge, çatışmalar, yerinden edilmeler ve yoğun nüfus hareketliliğiyle karşı karşıya. Salgının görüldüğü bazı yerlerin madencilik bölgeleri olması, insanların topluluklar ve sınırlar arasında sık hareket etmesi nedeniyle yayılma riskini artırıyor.

Dünya ne kadar risk altında?

Ebola, yakından izlenmesi gereken ciddi bir hastalık ancak uzmanlara göre dünya genelinde risk hâlâ düşük. Bunun temel nedeni, virüsün bulaşma biçimi. Ebola, hava yoluyla kolayca yayılmıyor. Bulaşma için genellikle hastalık belirtisi gösteren bir kişinin vücut sıvılarıyla doğrudan temas gerekiyor.

Bu nedenle Ebola’dan asıl risk, salgının görüldüğü bölgeler ve bu bölgelerle yoğun ticaret, seyahat ve nüfus hareketliliği olan komşu ülkeler için geçerli. Uganda, Güney Sudan ve Ruanda gibi ülkeler bu nedenle yüksek riskli görülüyor.

Ebola salgınlarında en kritik adımlar, vakaların hızla tespit edilmesi, hastaların izole edilmesi, temaslıların bulunması, sağlık merkezlerinde bulaşın engellenmesi ve hayatını kaybedenlerin güvenli şekilde defnedilmesi. Çünkü Ebola, hastalık sırasında olduğu gibi ölümden sonra da enfekte bedenle temas yoluyla bulaşabiliyor.

Korkmalı mıyız?

Ebola, ölüm oranı yüksek ve ağır seyreden bir hastalık olduğu için hafife alınamaz. Özellikle sağlık sisteminin zayıf olduğu, çatışmaların sürdüğü ve insanların sık yer değiştirdiği bölgelerde hızla büyük bir krize dönüşebilir.

Ancak Ebola’nın koronavirüs gibi küresel ölçekte hızla yayılan bir pandemiye dönüşmesi beklenmiyor. Bu nedenle dünyanın geri kalanı için panikten çok dikkatli izleme, uluslararası koordinasyon ve salgın bölgelerine destek gerekiyor.

Bu salgının büyüyüp büyümeyeceğini ise önümüzdeki günlerde verilecek yanıt belirleyecek. Vakalar ne kadar hızlı tespit edilir, temaslılar ne kadar etkili izlenir ve sağlık merkezlerinde bulaş ne kadar iyi engellenirse salgının kontrol altına alınma ihtimali de o kadar artacak.

Kaynak: BBC, Guardian

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.