Mediapart: Salgın BM Güvenlik Konseyi’ni felç etti, BM’nin geleceği tehlikede

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Mediapart'ın kurucu üyelerinden François Bonnet, koronavirüs salgınında Birleşmiş Milletler'in bir türlü uzlaşma sağlayamadığını ve bu durumun hem süreci hem de geleceği riske attığını yazdı.

Bu benzeri görülmemiş bir durum ve eğer devam ederse Birleşmiş Milletler‘in (BM) tamamı parçalanabilir. Neredeyse iki aydır, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Mart’ta pandemi ilan ettiğinden beri, BM sisteminin kalbi ve en güçlü organı olan Güvenlik Konseyi tamamen felç olmuş durumda. Konsey, koronavirüsün neden olduğu küresel krize çözüm bulmayı amaçlayan hiçbir karar çıkartamadı. Şimdiye kadar hiçbir sağlık krizinde felç olmayan konsey, Soğuk Savaş’ın zirvesinde çocuk felcine karşı birlikte ve yoğun bir şekilde mücadele etmeyi kabul etmiş, 2000 yılında da Dünya AIDS Planı’nı savunmuştu. 2014 yılında ise topluca Batı Afrika’daki ebola salgını ile başa çıkmayı başarmışlardı. Bu sefer ise hiçbir karar alabilmiş değil.

Bu tıkanma BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’i ve büyük uluslararası sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere, Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan on üyesini (Almanya, Belçika, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Estonya, Vietnam, Tunus, Nijer, Saint Vincent & Grenadinler ve Güney Afrika) de kızdırıyor; beş daimi üye (Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık) arasındaki anlaşmazlıkları izlemekten başka bir şey yapamıyorlar. Bu beş daimi üye, veto hakkına sahip olduğu için kararlar alınırken daha fazla söz hakları var.

Bu tıkanmanın ana nedeni, Çin-ABD çatışması. Ancak, uzlaşma arayışını zorlaştıran başkaları da var. Rusya‘nın isteksizliği ve Fransa‘nın beceriksiz girişimleri gibi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, iki hafta önce bir kararın gözden geçirilmekte olduğunu açıkladı ama bazı hassasiyetler ve temel anlaşmazlıklar devam ettiği için hâlâ br gelişme yaşanmıyor. Sözkonusu karar da zaten dünyayı yeniden düzenleyecek devrim niteliğinde bir karar değil. Karar, uluslararası hukuk gücü ile 193 BM üyesi ülke üzerinde bağlayıcı güce sahip Güvenlik Konseyi’nin Genel Sekreter Guterres‘e destek verdiğini ilan etmesini içeriyor.

23 Mart’ta Genel Sekreter Guterres krizin ciddiyetini vurgulamış ve “dünyanın her yerinde acil ateşkes” çağrısında bulunarak, “Savaşlara son verelim ve dünyamızı sarsan hastalıkla mücadele edelim” demişti.

Bu müdahale Güvenlik Konseyi’ne bir uyarıydı çünkü mart ayı boyunca, konseyin aylık dönem başkanlığını yürüten Çin, koronavirüs salgını konulu bir toplantı ve tartışma düzenlememeye büyük özen gösterdi. Çünkü Pekin, kendi ülkelerindeki sağlık krizini idare etmekle uğraşan diğer üyeler tarafından suçlanmaktan korkuyordu. Guterres’in müdahalesinin ardından, daimi olmayan birkaç üye konseyin toplanmasını talep etti. Tam o sırada bir girişimde bulunan Fransa suyu bulandırdı. Macron 27 Mart’ta yaptığı açıklamada, Donald Trump ile “önümüzdeki birkaç gün içerisinde önemli bir girişim” hazırlığında olduklarını duyurdu.

Fransa’nın P5 fiyaskosu

Fransa’nın amacı beş daimi üyenin (P5) katılacağı bir video konferans zirvesini organize etmekti. Trump, Şi Cinping, Putin, Macron ve Johnson (henüz hastaneye kaldırılmamıştı), gezegenin beş büyükleri… Bu, Macron için çok güzel bir fotoğraf olacaktı.

3 Nisan’da Beyaz Saray ve Élysée, “salgının üstesinden gelmek” için beş daimi üyeden oluşan bir toplantının hazırlığını yaptıklarını ilan etti. Élysée, böyle bir zirvenin “tamamen istisnai” olduğunu da belirtti.

Sonuç ise tam bir fiyasko oldu. ABD’deki krizden bunalmış olan Donald Trump, Çin’e saldırdı ve Pekin’i “Vuhan virüsü”nü örtbas ettiği için kınadı, Çin de bunu karşılıksız bırakmadı. Rusya, Suriye’deki insani koridorlara karşı çıkacağını söyledi. Moskova ayrıca, uluslararası işbirliği ve dayanışmadan bahsedilecekse, Avrupa’nın ve ABD’nin kendisine, Venezüela’ya ve İran’a uyguladığı ekonomik yaptırımların kaldırılmasının “iyi olacağını” da belirtti. 5 Nisan’da İngiltere Başbakanı Boris Johnson hastaneye kaldırıldı. Macron dünya büyüklerini bir daha bir araya getiremedi.

Bu arada, Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan on üyesi de bir kenarda bırakılmaktan rahatsız oldu. Nisan ayında konseyin başkanlığının devralma sırası Dominik Cumhuriyeti’ne geldi. Almanya, diğer daimi olmayan üyelerin de desteğiyle, 9 Nisan’da Güvenlik Konseyi’nin koronavirüse ayrılmış ilk toplantısını yürüttü. AFP’ye konuşan diplomatlara göre bu toplantı “grup terapisinden” öteye gitmedi.

15 üye arasındaki tartışmalar kısa sürdü. Tunus, birkaç gündür diğer daimi olmayan üyelerle görüşülen bir karar taslağı hazırladı. Guterres’in konuşmalarına dayanan bu projede, “koronavirüsün etkisini sınırlamak için acil, koordineli ve birleşik uluslararası bir hareket” ve “gerekli insani yardımı sağlamak için derhal küresel ateşkes çağrısı” da bulunuyordu. 

Fakat Fransa, bu kez sadece daimi üyelerle görüşülmüş olan yeni bir taslağı sunarak salgını durdurmak için “düşmanlıkların sona ermesi” çağrısında bulundu. Bu girişim, daimi olmayan üyeleri daha da kızdırdı. AFP’ye isimlerini vermeden konuşan birkaç diplomat bu durumun “çok moral bozucu” olduğunu dile getirdi.

Sonuç olarak, 9 Nisan’daki bu toplantıdan hiçbir sonuç elde edilmedi. Konsey “genel sekreterin tüm çabalarını” desteklediğini açıkladı. Ancak o günden beri hiçbir ilerleme olmadı. Daimi ve daimi olmayan üyeleri uzlaştırmak için Tunus’la işbirliği yapmayı kabul eden Elysée hâlâ “özel P5” zirvesini sahnelemeye hevesli. Kararın bu hafta kabul edilmesi öngörülmüştü ancak yeni tıkanmalar meydana geldi. Trump yönetimi, Çin’in sorumluluğunun kararda kesin bir şekilde belirtilmesini istiyor, Pekin de doğal olarak bunu reddediyor.

15 Nisan’da Senato’da konuşan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, hâlâ planladıkları karara ve P5 zirvesine inandığını söyledi. Le Drian, “Çatışmalar devam ediyor, dolayısıyla Güvenlik Konseyi’nin genel insani ateşkes için çerçeve oluşturacak şekilde, acilen, sağlam bir karar alması gerekiyor. P5’in bu bakış açısını olabildiğince sürdürmesini umuyoruz, video konferans toplantısı önemli bir siyasi olay olacak. Bunun da hızlı bir şekilde gerçekleşeceğini umuyoruz” dedi.

Senato’nun dışişleri komitesinden Ladislas Poniatowski ise Le Drian’ın aksine, Güvenlik Konseyi’ni kilitleyen süreçten umudunu kesmiş görünüyor: “Trump, ‘Çin virüsü’ demeyi tercih ederek koronavirüs terimini kullanmayı reddediyor! General de Gaulle‘ün söylediği gibi, bu ‘zımbırtı’ hâlâ bir işe yarıyor mu?”

Eski Fransa cumhurbaşkanlarından Charles de Gaulle “zımbırtı” derken, “BM denilen aygıt”ı kastediyordu. Bugünkü sorun ise o zamanki sorunla hâlâ aynı: BM bu krizden zarar görecek mi, Güvenlik Konseyi’nin bu yeteneksizliği sistemin kullanışsız olduğunu ortaya çıkaracak mı? 

Genel Sekreter Guterres’in çırpınışları

Genel Sekreter Antonio Guterres, kurtarılabilecek şeyleri kurtarmak için daha fazla çağrı yaparak, yazılar yayımlayarak ve konuşarak elinden geleni yapmaya çalışıyor. Birkaç gün önce, New York Times’a konuşan Guterres tüm bu olup bitenlere karşı sesini şöyle yükseltmişti: “Gerçek liderler, bu içinden geçtiğimiz sürecin büyük ve daha cömert düşünülmesi gereken bir zaman olduğunu anlıyor. Marshall Planı’ndan ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler’in kurulmasının arkasında bu tür bir düşünce yatıyor. Bugün de benzer bir durumdayız. Şimdi harekete geçmeliyiz ve birlikte hareket etmeliyiz.”

Avrupa Birliği Dışişleri Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise, BM sistemindeki çıkmazdan duyduğu endişeyi kaleme aldığı bir yazıda şöyle dile getirdi: “Birleşmiş Milletler’in kuruluşundan bu yana ilk kez bir salgının, fikir birliği sağlayamaması kötüye alamet. Bu işbirliği zorunluluğu, yasaklar kalktıktan sonra daha da gerekli olacaktır. Eğer her bir devlet yasakları tek başına, kendi köşesinde kaldırırsa, büyük zorluklarla karşı karşıya kalacağız. Bu nedenle küresel kaostan kaçınmak için işbirliğini kabul etmeliyiz. İnsan Hakları İzleme Örgütü veya Uluslararası Kriz Grubu (ICG) gibi büyük sivil toplum kuruluşları, güçler arasındaki rekabete bir son verilmesi çağrısında bulunuyor.

ICG’den Richard Gowan ise tüm bu süreçle ilgili şöyle diyor: “Bu kriz, ne Çin’in ne de ABD’nin BM’nin liderliğine hazır ve muktedir olmadıklarını gösteriyor.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus