Thomas Piketty: “Avrupa, bankalar kadar vatandaşları için de koronavirüse karşı seferber olmalı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Tüm dünyada büyük yankı uyandıran “Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital“in yazarı Fransız ekonomist Thomas Piketty, 12 Mayıs 2020'de Le Monde'da yayımlanan “Yeşil para zamanı” başlıklı yazısında(*) Avrupa'nın koronavirüs salgınının yarattığı ekonomik krizle nasıl baş etmesi gerektiğini anlatıyor. 

Koronavirüs krizi daha adil ve daha sürdürülebilir yeni bir kalkınma modelinin benimsenmesini hızlandırabilir mi? Cevap evet; ancak bu, belirli koşullar altında mümkün olabilir. Önceliklerimizde net bir değişim olması; parasal ve mali alandaki tabuların bir kısmına meydan okunması gerekiyor. Parasal ve mali politikalar, reel ekonominin yararına çalışmalı, sosyal ve ekolojik hedeflere hizmet etmek için kullanılmalı.

İlk olarak, bu zorunlu ekonomik durgunluğu yeni bir başlangıç yapmak için kullanmalıyız. 

Böyle bir durgunluktan sonra, devlet büyüme ve istihdamı yeniden ayağa kaldırmak için merkezi bir rol oynamak zorunda kalacak. Ancak bu rolü oynarken, yeni sektörlere (sağlık, inovasyon, çevre) yatırım yapmalı ve karbon ağırlıklı faaliyetlerin kademeli ve sürdürülebilir bir şekilde azaltılmasına yönelik kararlar almalı. Somut olarak ifade edersek, hastaneler, okullar ve üniversitelerin yanı sıra, binaların ısı yalıtımı ve yerel hizmetler gibi farklı iş alanlarında milyonlarca kişi için istihdam yaratılması ve maaşların yükseltilmesi gerekiyor.

Yakın gelecekte, bunlar sadece borçlanarak ve merkez bankalarının aktif desteği ile mümkün olabilir. 2008 yılından bu yana merkez bankaları, özel bankaları kendilerinin neden olduğu finansal krizden kurtarmak için büyük miktarda para bastı. Eurosystem‘in (Avrupa Merkez Bankası-ECB tarafından yönetilen merkez bankaları ağı) bilançosu, 2007 başında 1 trilyon 150 milyar euro iken 2018 sonunda 4 trilyon 675 milyar euroya yükseldi. Bu da Euro bölgesi gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) neredeyse yüzde 10’undan yüzde 40’ına yükselmesi demek oluyor. Bu politika kuşkusuz ki 1929 yılında dünyayı Büyük Buhran‘a sürükleyene benzer bir iflas serisinin önlenmesini sağladı. Ancak kapalı kapılar ardında ve yeteri kadar demokratik olmadan verilen bu parasal genişleme kararı, reel ekonominin yapısal sorunlarını (yatırım eksikliği, eşitsizliklerin artması, çevresel kriz) çözmeden finans ve emlak fiyatlarının artmasına; zenginlerin daha da zenginleşmesine katkıda bulundu.

Eğer bu şekilde devam edersek karşımıza ciddi bir tehlike çıkacak. Koronavirüs ile başa çıkmak için Avrupa Merkez Bankası (ECB) yeni bir varlık alım programı başlattı. ECB tarafından 5 Mayıs’ta yayımlanan verilere göre; Eurosystem‘ın bilançosu, 28 Şubat 2020’de 4 trilyon 692 milyar eurodan, 1 Mayıs 2020’de 5 trilyon 395 milyar euroya yükseldi. Ancak, bu büyük parasal genişleme (iki ayda 700 milyar euro) yeterli olmayacak: ECB duyurularının ardından mart ayı ortasında düşen faiz marjları, çok hızlı bir şekilde tekrar yükselmeye başladı.

Ne yapmalı? 

İlk olarak, Euro bölgesinin, 19 farklı faiz oranını piyasa spekülasyonuna tabi tutmaya devam ettikçe kırılgan kalacağını anlamamız gerek. Acilen tek ve aynı faiz oranına sahip ortak bir borcumuz olmalı. Duyduğumuzun aksine, amacımız her şeyden önce faiz oranını aynı seviyeye getirmek ve bazı ülkeleri diğer ülkelerin borçlarını ödemek zorunda bırakmamak olmalı.

Bu sorun konusunda en ileri noktada olduklarını söyleyen ülkeler (Fransaİtalya, İspanya) net ve operasyonel bir öneri oluşturmalı. Aynı zamanda sistemin demokratik denetimini sağlayacak bir parlamenter meclis oluşturmalı: Tıpkı geçen yıl kurulmuş olan Fransız-Alman Meclisi’nde olduğu gibi, ancak bu meclis, gerçek güçlere sahip ve katılmak isteyen bütün ülkelere açık olmalı.

Anayasa hâkimleri tarafından Avrupa ile ilişkisini netleştirmeye çağrılan Almanya, büyük olasılıkla somut bir öneri masaya konduğunda ve ana ortakları ilerlemeye hazır olduğunda buna katılmaya çekinmeyecektir. Her halükârda, durum, hiçbir şey yapmadan arkamıza yaslanıp asla gelmeyecek, oybirliğiyle alınmış bir kararı bekleyemeyeceğimiz kadar acil.

Daha da önemlisi, yeni parasal genişlemenin borsa fiyatlarını yükseltmek için değil, yeşil ve sosyal ekonominin yeniden başlamasını finanse etmek için kullanılması gerektiğini açıkça belirtmeliyiz. İspanya hükümeti 1 trilyon ila 1.5 trilyon euroluk ortak bir borç (Euro bölgesi GSYİH’sının yaklaşık yüzde 10’una tekabül ediyor) belirlenmesini ve bu faizsiz borcun ECB’nin bilançosuna temelli (veya çok uzun vadeli) dahil edilmesini önerdi. Bu konuyla ilgili olarak Almanya dış borcunun 1953 yılında dondurulduğunu (ve 1991’de kesin olarak silindiğini) ve savaş sonrası dönemin dev kamu borcunun geri kalan kısmının en yüksek finansal varlıklara getirilen özel bir vergiyle (ki bunun yine yapılması gerekecek) ödendiğini hatırlayalım. İspanya’nın önerisi, enflasyon orta düzeyde kaldığı sürece desteklenmeli ve gerekirse tekrarlanmalı. Avrupa Birliği Anlaşmaları’nın fiyat istikrarı hedefini tanımlamadıklarını unutmayalım (Fiyat istikrar hedefini yüzde 2 olarak belirleyen ECB’nin kendisi, bu oran aslında yüzde 3 veya yüzde 4 de olabilir). Ancak bu anlaşmalar, ECB’nin, tam istihdam, sosyal ilerleme ve çevrenin korunması (AB Anlaşması’nın 3. maddesi) da dahil olmak üzere AB’nin genel amaçlarının uygulanması için çalışması gerektiğini belirtiyorlar.

Kesin olarak bildiğimiz bir şey var, o da, bu meblağı borç almadan toplamanın imkansız olduğu. 2050 yılına kadar karbon emisyonlarını sıfırlamayı hedef olarak koyan Yeşil Avrupa Mutabakatı’na (Green Deal) ilişkin olarak büyük paralardan bahseden ama hiçbir finansman önerisi sunmayan Brüksel’dekiler, siyasetin itibarı için hiçbir şey yapmıyorlar. Bunun anlamı, mutabakatın hedeflerini gerçekleştirmek için başka yerlere ayrılmış meblağı kullanacakları (Örneğin, AB’nin toplamı 150 milyar euro veyahut toplam AB GSYİH’nın yüzde 1’i olan kısıtlı bütçesinden kaynak alacaklar).

Bazen  bir harcamayı farklı yerlerde yeniden hesaplıyorlar veya kamu ve özel harcamaları birlikte topluyorlar (ki bu, gezegendeki tüm spekülatörleri kıskançlıktan çatlatacak bir kaldıraç etkisi demek), aslında çoğu durumda bunların hepsini aynı anda yapıyorlar.

Bu uygulamalara son verilmesi şart.

Avrupa, vatandaşlarına, koronovirüs karşısında en az bankalar için olduğu kadar seferber olabildiğini gösteremezse ölümcül bir tehlike ile karşı karşıya kalacak.

(*) Yazının, Le Monde’da yayımlanan İngilizce çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus