Prof. Devi Sridhar: “Koronavirüse karşı neyin etkili olduğunu biliyoruz, Doğu Asya’dan alınması gereken sekiz önemli ders var”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Edinburgh Üniversitesi Küresel Halk Sağlığı Bölümü Başkanı Prof. Devi Sridhar, “Salgın başlayalı dört ayı geçti. Koronavirüse karşı neyin etkili olduğunu biliyoruz” diyor ve önümüzdeki günlerde zor kararlar vermek durumunda kalacak hükümetlerin Doğu Asya’daki uygulamalardan çıkarabileceği sekiz ders olduğuna dikkat çekiyor. Sridhar'ın The Guardian gazetesi için kaleme aldığı görüş yazısının çevirisini sizinle paylaşıyoruz. 

İşin zor kısmı koronavirüsün yayılmasını nasıl kontrol altına alabileceğimizi bilmek değil, dünya genelinde hükümetlerin deneyimlerine baktığımızda, bunu uygulamaya geçirmek gibi görünüyor. 31 Aralık’ta Çin, Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) yeni tip koronavirüs hakkında uyardığında, diğer bütün ülkeler için geri sayım başladı, bu virüse karşı savunma hazırlıklarına girişmeleri gerekiyordu. Güney Kore, Tayvan ve Hong Kong gibi bazı ülkeler, MERS ve SARS gibi iki farklı ve ölümcül koronavirüs türünün yayılmasından edindikleri tecrübelere dayanarak, temkinli hareket ettiler. İngiltere ve ABD gibi diğer ülkeler ise kendi içlerindeki politik meselelere gömülmüş, bu yeni virüsün de ağır bir grip salgınına benzer şekilde geçip gideceğini umarak izleyip beklediler. 

Salgının başlangıcının üzerinden dört ay geçti ve Doğu Asya ülkelerinden öğrenebileceğimiz, koronavirüsü nasıl kontrol altında tutacağımıza ve günlük yeni vakaların görülmesini nasıl azaltabileceğimize dair dersler apaçık ortada. Bunların arasında, önümüzdeki günlerde zor kararlar vermek durumunda kalacak hükümetlerin farkına varması gereken sekiz madde ön plana çıkıyor. Bu sekiz madde aynı zamanda halklara, hükümetlerinden, yöneticilerinden neler beklemeleri, neler talep etmeleri gerektiği noktasında bir tür kılavuz olma işlevi görüyor. 

İlk olarak, virüsün nerede görüldüğünü kesin olarak tespit edilmeli ve iletim ya da bulaşma zinciri kırılmalıdır. Bu da “test uygula, takip et, tecrit et” adımlarının uygulanmasını gerektiriyor. Bu uygulama, kitlesel test uygulamaları, test sonucu pozitif çıkan bireyin bir önceki hafta boyunca kimlerle temas halinde olduğunun tespit edilmesi ve bu bireylerin her birinin karantina altına alınmasını içeriyor. Tabii, hükümetler ve yerel yönetimler, bu adımları uygulamak için özel ekipler görevlendirmek ve onları yetiştirmek zorunda kalacaklardı. Test uygulamak tek başına yeterli değil, ancak koronavirüsün yoğun olarak görüldüğü (kümelendiği) bölgeleri tespit etmek ve halk sağlığı uzmanlarının zamanında harekete geçebilmesini sağlamak için hayati önem taşıyor. Bu yaklaşımı uygulayarak günlük vaka sayısını düşük tutmak, hastanelerin yükünü azaltarak ekonominin bel kemiğini oluşturan faaliyetlerin de gerçekleştirilmesine imkan sağlar. 

İkinci adım, virüse karşı en savunmasız grubun, işlerini yaparken yüksek düzeyde virüse maruz kalma riski altında olan sağlık ve sosyal yardım çalışanlarının korunması olmalıdır. Bu koruma, yalnızca test uygulamalarına öncelikli erişim değil, aynı zamanda kişisel fiziksel koruma malzemelerinin de her an hazır bulundurulması anlamına geliyor. Dikkatlerin çoğu hastalar için yeterli yatak, solunum cihazı, oksijen cihazı olup olmadığına yönelmişken, virüsle mücadelede ön saflarda yer alacak personelin yeterliliğine çok az dikkat edildi, ki bunların hiçbiri günler ya da haftalar içinde yetiştirilemez. 

Üçüncüsü, ülkenin belli bölgelerinin tehlikeli bölgeler haline gelip gelmediğini, nüfusun belli bir kısmını oluşturan ve birbiriyle yakın temas halinde bulunan gruplar arasında virüsün daha hızlı yayılma riski olup olmadığını anlamak için sürekli gözetim sistemleri kullanarak virüsü takip etmektir. Mevcut grip izleme ağları kullanılarak ve verilerin eşzamanlı olarak paylaşıldığından emin olarak bunu başarmak mümkün. Bu da bizi çıkarmamız gereken dördüncü derse getiriyor: Virüsün yayılmasını önlemek için sınırların gözetim altında tutulması. Belli ülkelere yönelik seyahat kısıtlamalarının etkileri oldukça sınırlı. Ancak uluslararası seyahatlerde 14 günlük karantina uygulaması yeni vakaların olabildiğince çabuk ve yayılmasına izin vermeden tespit edilmesini ve kontrol altına alınmasını sağlıyor. 

Beşincisi, kamuoyu ile açık ve dürüst bir şekilde iletişim kurulması ki bu tutum halkın izlenen politikaları anlaması ve desteklemesi açısından da önemli. Günlük yaşantımızın alışık olmadığımız kurallar çerçevesinde yeniden düzenlendiği ve yanlış bilgilendirmenin yaygın hale geldiği bugünler hepimizi tedirgin ediyor. Bu nedenle, karar alma süreçlerine ve mevcut politikaların neden uygulamaya geçirildiklerine dair şeffaf ve tutarlı mesajların kamuoyu ile paylaşılması, bu bilgi kirliliği içinde güvenilir bir mesaj vermenin en iyi yolu olacaktır. 

Altıncı ders, karantina ve benzeri önlemlerden herhangi bir “çıkış” stratejisinin, hayatımızın koronavirüs öncesi günlere döneceği anlamına gelmediğini kavramak. Mümkün olduğu durumlarda kişisel mesafenin korunması, halka açık alanlarda yüz maskesinin kullanımı, kamu kuruluşlarına giriş çıkışlarda ateşimizin ölçülmesi gibi önlemlerin sürdürüldüğü, yeni bir “normal” bizi bekliyor olacak. Hedef, ekonomik ve sosyal hayatın bir şekilde devam etmesini sağlarken virüsün yayılmasını önlemeye yönelik adımları atmaya devam etmek. 

Yedinci ders, tecrit ve karantina uygulamalarıyla ilgili. Erken ve hızlı hareket edilirse, bu uygulamalar virüsün yayılmasını yavaşlatabilir, ancak tek başlarına salgına çözüm üretemezler. Karantina uygulamaları, maliyeti yüksek ve oldukça ilkel, zorunda kalmadıkça başvurulmaması gereken yöntemler. Hükümetler, bu tip uygulamalarla zaman kazanırlar ve kazandıkları bu zamanı sağlık hizmetlerine yönelik altyapının iyileştirilmesi için kullanmalıdırlar. 

Çıkarılması gereken son ders ise, yukarıdakilerin hepsinin kısa vadeli çözüm önerileri olduğunu ve hükümetlerin bu süreçten “nihai çıkış” için bilimsel bulgulara dayanarak, bilinçli politikalar yürütmeleri gerektiğini unutmamak. Bu virüs hakkında bildiklerimize dair, bağışıklık, semptomların bireysel etkileri, etkili bir aşının ya da tedavinin ne zaman geliştirilebileceği gibi doldurulması gereken çok boşluk var. Ancak yukarıdaki adımlar, günlük vaka sayılarının düşük tutulmasında yardımcı olabilir ve bizi “güçlü olanın hayatta kaldığı” 1918 salgınına benzer bir duruma düşmekten kurtarabilir. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus