2019 Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan Esther Duflo ve Abhijit Banerjee: “‘Herkese temel gelir’ politikası, mevcut krizin büyük bir felakete dönüşmesini önleyebilir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
2019 Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan Esther Duflo ve Abhijit BanerjeeThe Guardian için koronavirüs salgınının yol açacağı ekonomik krizlerin nasıl çözülebileceği ile ilgili bir yazı kaleme aldı. Yazının çevirisini aktarıyoruz.

Avrupa ve Doğu Asya’daki ülkeler kademeli olarak salgınla mücadele kapsamında alınanlar önlemleri gevşetirken güneydeki ülkeler salgının en yıkıcı kısmının gerçekten geride kalıp kalmadığını merak ediyor. Gelişmiş ülkelerdeki yoksulluğun azaltılmasıyla ilgili çalışmalar yürüten ekonomistler olarak bize koronavirüsten güney ülkelerinin ve Afrika’nın nasıl etkileneceği sık sık soruluyor. Açıkçası bunu bilmiyoruz. Kapsamlı bir vaka haritası incelemeden de net konuşmamız mümkün değil. 

Koronavirüsün güneş ışığından, sıcaklıktan ve nemden nasıl etkilendiğini bilemiyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu genç nüfusa sahip olduğu için salgının yol açtığı felaketin boyutu diğer ülkelere kıyasla biraz daha düşük oluyor. Ancak güney ülkelerindeki sağlık sistemleri oldukça yetersiz ve yoksulluğun getirdiği ek hastalıklar da insanların hayatını büyük bir riske sokuyor.

Yoksul nüfusu fazla olan ülkelerin çoğu henüz geniş test taramaları yapmadan oldukça katı önlemler aldı. 24 Mart günü Hindistan’da 500 vaka tespit edilmiş durumdayken ülke çapında karantina uygulanması kararı alındı. Ruanda, Güney Afrika ve Nijerya gibi ülkeler de mart ayı sonunda ülke genelinde karantinaya geçerken salgının zirve yapmasına daha uzun bir süre olduğu belirtilmişti. 

“Zengin ülkeler yoksul ülkelere bir şey bırakmadı”

Yoksul ülkeler karantina sürecinde virüsün nasıl yayıldığını tespit edip test ve temas takibi sistemleri geliştirebilirdi. Ancak böyle olmadı. Zengin ülkeler ise bırakın güney ülkelerine yardım etmeyi, kişisel koruyucu ekipmanlar ve solunum cihazları üzerinden bir yarışa girmeyi tercih etti ve yoksul ülkelere hiçbir şey bırakmadı.

Pek çok yerde karantina uygulamasının sonuçları şimdiden ortaya çıkmaya başladı. İşsizlik arttı, piyasa dengeleri altüst oldu. Koronavirüs salgını dünyayı vurmadan önce güney ülkelerinde her gün beş yaşının altındaki 15 bin çocuk hayatını kaybediyordu. Çocukların büyük kısmı da önlenebilen hastalıklar yüzünden ölüyordu. Eğer ailelerinin yaşadığı yoksulluk artarak devam ederse bu ölümlerin sayısı maalesef yükselebilir.

Yoksul ülkeler salgınla başa çıkmak için ne yapabilir ve zengin ülkeler nasıl yardım edebilir? 

İlk olarak sistemik bir test mekanizması geliştirilmeli. Bu test modeli sayesinde Avrupa’da salgın bir noktadan sonra kontrol altına alınabildi. Kamu sağlığı uzmanlarının yeterli bilgiye sahip olmadığı ve tedavi ekipmanının sınırlı olduğu bölgelerde koronavirüsün en aktif ve etkin olduğu yerler tespit edilmeli. Bu sayede küresel bir karantina uygulamasına gidilmeden, karantina gerektiren bölgeler kümelenerek salgın kontrol altına alınabilir. 

İkinci olarak, gelişmekte olan ülkeler hastaneye bir anda akın etmesi muhtemel hastaların hepsini tedavi etmek için sağlık sistemlerini geliştirmeli. Üçüncüsü, ülkeler insanların birkaç ay sonra güvenli bir hayat süreceklerini teminat altına almalı. Bu garanti verilmeden karantina uygulamalarının hayata geçirilmesi zorlaşacaktır. Talepteki yetersizlikten dolayı ekonominin sallantıya geçmesini önlemek için, hükümetler süreç boyunca maddi yardıma ihtiyacı olandan bu yardımı esirgememeli.

Herkese temel gelir

Koronavirüs salgınından önce yazdığımız “Good Economics for Hard Times” (Zor Zamanlar İçin İyi Ekonomi) isimli kitapta özellikle yoksul ülkelerin açlıkla başa çıkmasını sağlamak adına uygulanabilir olduğunu düşündüğümüz bir model önermiştik. Bu model hükümetler tarafından vatandaşlarına düzenli olarak temel gelir sağlanması üzerine kurulu. Bu politikayı “herkese temel gelir” diyerek kavramsallaştırmıştık. Yani her insanın hayatta kalmaya yetecek bir geliri olmalı. Bu da “hak etmeyen para kazanmamalı” anlayışını bertaraf etmek için geliştirdiğimiz bir yöntemdi. Özellikle bu tip salgın dönemlerinde hükümetler herkese para yardımı yapmaya çalışırken bizim önerdiğimiz model hayat kurtarıcı olabilir. 

Bu düşünceler basit bir fanteziden ibaret değil. Batı Afrika’nın 8 milyon nüfuslu küçük ülkesi Togo’da kişi başına düşen gelir miktarı 1538 dolar. Ancak ülke yönetimi bu konuda somut adımlar atmaya çalışıyor. Şu ana kadar salgının yayılma hızını ölçmek için rasgele 5 bin kişiye test yapıldı. Testlerin sonucuna bakılarak hangi bölgede yaşayan insanların hareketliliğinin sınırlandırılacağı belirlenecek. Ayrıca virüsü kapma riski yüksek olan 7 bin 900 kişiye de test uygulandı. Aynı zamanda hükümet, elektronik cüzdan uygulaması ile cep telefonları üzerinden insanlara maddi yardımda bulunuyor. Sisteme şu ana kadar 1,3 milyon insan kayıt olurken 500 bin insana bu maddi yardımlar ulaştırıldı.

Afrika’daki ülkelerin büyük kısmında cep telefonu ile çok sayıda insana para gönderilebilmesini sağlayan bir altyapı olması önemli bir şans. Zaten bu uygulamaların hayata geçirilmesi zorlaştıran unsur altyapı yetersizliği değil, maddi kaynağı insanlara dağıtmak isteyen güçlü bir irade olmaması. Vatandaşlarına temel ihtiyaç geliri sağlamak isteyen gelişmekte olan ülkeler için zengin ülkelerden borç almak kaçınılmaz olabilir. Ancak ulusal para birimlerinin değerinin düşmesinden çekinen ve ileride bir borç krizi ile karşılaşmak istemeyen yöneticiler bu seçeneğe sıcak bakmıyor. Bu yüzden de uluslararası örgütler aracılığıyla bu borç işlemleri gerçekleştiriliyor.

Neredeyse herkesin önceden elde ettiği gelirde azalma olması, kriz öncesi uygulanan modelleri verimsiz hale getiriyor. Ancak gelişmekte olan ülkeler temel ihtiyaç geliri uygulamasına giderse kısa dönemde bütçe açığı verebilir. Ayrıca karantina uygulamaları bitirildikten sonra üretim yeniden başladığında ciddi bir talep krizi ortaya çıkabilir. Ancak insanların cebine daha çok para girdikçe ve hayat normale dönmeye başladıkça talep yeniden artacak. Bu da ekonominin canlanmasını sağlayacak bir faktör olacak.

Bunların hiçbiri hükümetlerin makroekonomik istikrarsızlıkları önemsemeyecekleri anlamına gelmiyor. Ancak koronavirüs krizinin yaratacağı ekonomik olumsuzlukları göz önüne alırsak mevcut krizin gelecekte bir felakete dönüşmesini önlemenin en makul yolu da bu politikayı hayata geçirmek gibi duruyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus