Bahçeli, Erdoğan ile arasına mesafe mi koyuyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumartesi günü MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın, Bahçeli’den alıntı yapıp attığı tweetlerde “Üç Hilal’in tek başına iktidarı”ndan söz etmesi ortalığı karıştırdı. Ancak önce Yalçın, ardından Bahçeli yine sosyal medyadan Cumhur İttifakı’na sonuna kadar sahip çıkacaklarını söylediler. Neler oluyor?

Yayına hazırlayan: Zehra Lal Şimşek

Merhaba iyi günler, iyi haftalar.

MHP konuşuyoruz, daha da konuşacağa benziyoruz. Olayı tabii ki gündeme taşıyan MHP’nin üst düzey yöneticilerinden, Devlet Bahçeli’ye en yakın isimlerden Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın oldu. Cumartesi günü sosyal medyada bir dizi –10 tane yanılmıyorsam– tweet paylaştı; burada Devlet Bahçeli’nin ağzından ülkücü hareketin geçmişi, MHP’nin geçmişi, yaşadıkları, çektiği çileler ve hayata, dünyaya ve Türkiye’ye nasıl baktığı var — ve de tabii ki en önemlisi tek başına iktidar vurgusu. Şöyle diyor: “Kararsızlığın, inançsızlığın, gecikmenin ve tembelliğin başarısızlığı hazırlayan unsurlar olduğu şüphesizdir. Üç hilâlin tek başına iktidarı artık bir zorunluluktur, ihtiyaçtır ve geleceğin lider ülke idealinin gerçekleşmesi buna bağlıdır.” 

 Şimdi bu açıklama tabii ki akıllara ne zamandır spekülasyonu yapılan baskın seçim, erken seçim çalışmalarını getirdi. Geçmişte yaşanan erken seçimlerin birçoğunda Devlet Bahçeli’nin bir şekilde müdahil olması, hatta onun vesile olması da hatırlanınca, MHP ve Bahçeli’nin AK Parti ve Erdoğan’dan kopmakta olduğu ve bir tür pazarlık yaptıkları yorumlarına yol açtı. Ama kısa süre içerisinde olayın tam da böyle olmadığı anlaşıldı; çünkü bu sözler zaten 2011’de Devlet Bahçeli’nin söyledikleri idi. Buradan hareketle durum biraz yatışır gibi oldu. Peki neydi? Semih Yalçın niye böyle çıkış yaptı? Cumartesi günü YouTube canlı yayınında izleyicilerin sorularını cevaplandırırken en çok gelen soru buydu ve ilk verdiğim cevaplardan birisi de bu konuyla ilgiliydi. Orada da şunu söylemiştim: Grup Yorum üyesi, ölüm orucu sonucu hayatını kaybeden İbrahim Gökçek’in cenazesi memleketi Kayseri’de defnedildi. Ama bu defnin engellenmesi konusunda Kayseri’deki Ülkü Ocakları çok aktif bir şekilde, sert bir şekilde müdahalede bulundular ve buna karşılık da sosyal medyada ülkücüleri faşistlikle suçlayan paylaşımlar yapıldı ve “trending topic”, öne çıkan başlıklardan birisi oldu. Ülkücüler de buna karşı kendileri başka bir hashtag açmaya çalıştılar vs.. MHP bu tür sosyal medya olaylarını çok önemseyen bir parti. Devlet Bahçeli de bu noktada çok dikkat çekici. Yani dünyada bu işi –Twitter üzerinden siyaseti– en çok ve en iyi Amerikan Başkanı Donald Trump yapıyor. Türkiye’de ise iyi yapıp yapmadığı tartışmalı ama, en çok kullananın Devlet Bahçeli olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla bence bunlar aslında başka bir niyetle atılmış tweet’lerdi; ama burada tabii ki “tek başına iktidar” cümlesi işin rengini değiştirdi ve ardından Semih Yalçın bunun böyle olmadığını söylediği. Diyor ki: “Sosyal medyada bazı yorumcular kendi aculluklarını ve isabetsiz değerlendirmelerini sorgulamak yerine, kabahati başkalarında aramaya çalışmaktadır –vs.–, MHP’nin tutumlarını hâlâ anlamıyoruz moduna girip siyasî şıklıktan dem vuranlar, söylediklerimizden söylemediklerimizi çıkaranlardır. Ve hiç kimsenin endişesi olmasın; Cumhur İttifakı dimdik ayaktadır, Türkiye’nin geleceğinin mimarı olacaktır”. Tabii Semih Yalçın bu son attığı tweet’lerde, Devlet Bahçeli ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birlikte fotoğraflarını da paylaştı ve “Yıkılmadık, ayaktayız, beraber hareket ediyoruz” diyerek, bu “erken seçim” ya da “koalisyonda çatlak” spekülasyonlarının önüne geçmek istedi. Ve ardından Devlet Bahçeli girdi devreye; belli ki o da bundan rahatsız oldu. O da peş peşe bayağı sayıda bir tweet attı, zincirleme halinde. Tabii ki en çok paylaşılan, ilgi çeken tweet şu oldu — okuyorum: “Elbette ormanda ağaçların arasında lodos eserken sinek vızıltısı duyulmaz, ama sesi duyulmayıp küçük de olsa sineğin mide bulandırdığı aşikâr bir gerçektir. Ne tuhaf ki: Sancho Panzo’nun” demiş, “Don Kişot’la şüphe ve belirsizlik üzerinden kurduğu bağlılığın kırıntısı bunlar da yoktur”. Ondan sonra uzun uzun Devlet Bahçeli Türkiye’nin yaşadığı süreçten, salgınla mücadeleden ve bunun ekonomide neden olduğu sorunlardan söz ediyor ve burada CHP’ye saldırıyor. Belli ki ekonomide işlerin iyi gitmediği gerçeğini, sorumluluğunu, bir şekilde CHP’ye yıkmak istiyor. Ve tabii ki burada yıkmak isterken, “CHP ekonomiyi bozdu” demiyor, ama şöyle cümleler var: “Türkiye bir felaketin kuşatmasını yarmak için adeta çırpınıyor, milli dayanışma hayranlık uyandırıyor. CHP ise; ekonomik tetikçilere, demokrasi düşmanlarına, küresel tefecilere, vatansız fesat yuvalarına kucak açıp gel gel yapıyor” diyor ve bu minvalde giden CHP’ye yönelik ciddi suçlamalar var.

Yani şöyle bir tablo çiziyor Devlet Bahçeli: Evet, ekonomi kötü gidiyor olabilir, bunu aşarız; ama bazıları –CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere– dış güçlerle işbirliği yapıp Türkiye’nin bu ekonomik sorunlarından istifade ederek bu iktidarı ortadan kaldırmak istiyorlar demeye getiriyor — demeye getiriyor değil aynen diyor. Mesela: “Türkiye ekonomisi yakın zamanda dört şiddetli operasyona maruz kaldı: Ağustos 2018, Mart 2019, Ekim 2019 ve 6 Mayıs 2020 hafıza kayıtlarımızda mahfuzdur. 2000 ve 2001 krizlerinde hangi ayak oyunları hangi karanlık senaryolar devreye alındıysa şimdilerde benzerleri olmaktadır ve bu gemi batarsa hepimiz suyun dibini boylarız. Fareler gidebilir, ama biz gitmeyeceğiz” sözü de Devlet Bahçeli’nin. Bence Bahçeli’nin uzun tweet’lerinden en çarpıcı olanı, bence en önemlisi, altını çizmek gerekir — burası çok önemli diyelim, çünkü Berat Albayrak’tan bahsediyor: “IMF heyeti ile otel lobilerinde kulis yapanlar, Türkiye ekonomisine atıp tutuyorlar. Çok başarılı bulduğumuz sayın Berat Albayrak’a verip veriştiriyorlar. İnsanda biraz edep olur, biraz erdem olur. Kemal Derviş’in yardakçıları, devşirilmiş ucubeler Türk milletini kandıramazlar”. Bence işin kilit noktalarından bir tanesi Berat Albayrak’a bu şekilde sahip çıkması.

Şimdi bunlardan ne anlıyoruz? Berat Albayrak konusunda bir de not düşeyim; ilginç bir şeyler yaşanıyor Türkiye’nin yeraltı dünyasında –ki çok da yeraltında değiller–, onunla ilgili ayrı bir yayın yapmayı düşünüyorum. En son Karadağ’dan Sedat Peker’in kaydettiği bir video izledim ve orada açık açık Berat Albayrak’ın adını vererek kendisine Berat Albayrak’ın komplo kurduğunu söylüyordu. Devlet Bahçeli’nin de cumartesi günü attığı tweet’lerde Berat Albayrak’a bu şekilde sahip çıkması aklıma ister istemez bunu da getirdi. Çünkü orada biliyorsunuz Alaattin Çakıcı ile Sedat Peker gerginliği var ve Alaattin Çakıcı’nın Bahçeli’nin önayak olduğu İnfaz Yasası ile beraber dışarı çıkmış olduğunu biliyoruz. Neyse bu ayrı bir konu. 

Burada MHP’lilerin, özellikle Semih Yalçın’ın sonradan attığı, ama Devlet Bahçeli’nin sıraladığı tweet’lerde, sosyal medya paylaşımlarında bence en dikkat çekici husus, MHP’nin erken seçim için AK Parti’yi ve Erdoğan’ı sıkıştırması falan değil, tam tersine ülkenin erken seçime gitmemesi, herhangi bir şekilde seçime gitmemesi, bu ittifakın dağılmaması, kendilerinin bu ittifakın yanında olduklarını, ona kalkan olduklarını vurgulamaları. Bu kadar açık vurgulama bence şu âna kadar olmamıştı. MHP’nin tavrı, genellikle –tabii ki ittifaka destek veriyorlardı– Erdoğan’a destek verdiler, ama genellikle ekonomi başta olmak üzere, iktidarın birtakım çözemediği sorunlara pek dokunmadılar ve buradan kendilerine bir fatura çıkarılmasına izin vermediler. Özellikle ekonomi konusuna çok fazla girmediler ve sanki şöyle bir şeydi: “Biz siyaseten bu iktidarı destekliyoruz, Erdoğan iktidarını destekliyoruz. İşte, terörle mücadele, beka sorunu vs.. Öteki konular bizi ilgilendirmiyor, oralarda bir şeyler varsa o da doğrudan ülkeyi yönetenlerin meselesidir” gibi açıkça söylenmeyen bir pozisyonları vardı. Ve bu aslında çok da akılcı bir şeydi. En çok görünür, vatandaşın en çok yaşadığı sorun tabii ki ekonomi, işsizlik, pahalılık vs. ve buralarda MHP hiçbir şekilde ucunun kendisine dokunmasını istemedi. Ama şimdi virüsle beraber, salgınla beraber ekonomide o kadar ciddi bir sorunun içerisine girdik ki, bunun siyasî sonuçlarının olması kaçınılmaz ve böyle bir durumda artık MHP bence bir ikilemle karşı karşıya kaldı: ya bu ekonominin gidişatını da görüp iktidardan kendisini iyice çekecek ve onu bir anlamda yalnızlaştıracak ya da tam tersine burada kendisi de bilfiil olayın içerisine dahil olacak. Dolayısıyla bu desteği azaltma değil, desteği artırma, hatta tam anlamıyla angaje olma anlamına geliyor. Bu anlamda MHP riskli bir şey yapıyor ve kaderini Erdoğan’la ve AK Parti’yle iyice eşleştiriyor. Yani bu yaşanan ekonomik sorunlar karşısında, seçmen eğer bir siyasî fatura kesecek ise, bu faturanın artık doğrudan iki muhatabı olacağa benziyor. Bunlardan birisi de tabii ki MHP olacak. 

Burada Devlet Bahçeli’nin, olayı CHP ve Kılıçdaroğlu’na yıkmak istemesi ve onu dış güçlerin bir uzantısı gibi göstermek istemesi tabii ki Erdoğan’ın şu âna kadar izlediği politikadan çok da farklı bir şey değil. Olayın kendisini tartışmak yerine, olayın nedenlerini tartışmak yerine, burada yapılan hataları masaya yatırmak yerine, hiçbir hata görmeyip, bunları bir tür kader gibi resmeden, yani: “Bu kaçınılmazdı, salgında zaten tüm dünya büyük krizler yaşıyor, dolayısıyla bizim ülkeyi yönetenlerimiz, ekonomiyi yönetmenlerimiz çok başarılı olabilirler, çok başarılılar, ama buna rağmen güçleri belli bir yere kadar yetmiyor” demeye getiren bir perspektif. Ve buna karşılık ekonomik sorunları bir kader olarak görüp ekonomik sorunlar üzerinden siyaset yaptığı iddiasıyla muhalefeti ve CHP’yi suçlayarak bütün kötülükleri ona yıkmak isteme çabası. Açık söylemek gerekirse; ülkenin yaşadığı veya yaşayacağı belli olan ekonomik sorunları CHP’nin öyle çok ciddi bir siyaset malzemesi yaptığı kanısında hiç değilim. CHP nedense bu konularda çok ürkek davranıyor, çok temkinli davranıyor. İktidarın söylediği gibi, ekonomik sorunlardan istifade etmiş bir muhalefet yok. Hele bu muhalefetin içerisinde İYİ Parti’nin pozisyonu bambaşka bir pozisyon. En son Meral Akşener, HDP’yi dışlayarak herkesi memleket için bir masaya çağırdı. Ve sanki esas orada ilginç bir şeyler oluyor, ya da olabilir diye not düşmek lâzım. İYİ Parti sözcülerinin son günlerde sistemli bir şekilde HDP’ye yönelik birtakım çıkışlar yapmasını ayrıca not etmek lâzım. Bu noktada MHP’nin bu çıkışını da bu bağlamda değerlendirmek mümkün olabilir. Çünkü burada, MHP’ye göre daha az yıpranmış diyelim, bir başka potansiyel müttefik olabilir Erdoğan için, diye endişeleniyor olabilirler. MHP’nin başına gelebilecek en ciddi sorunlardan birisi kendi yerini İYİ Parti’nin alması olacaktır. Çünkü MHP son dönemde tamamen –birkaç yıldır– iyice Erdoğan’a ve onun başkanlık sistemine o kadar angaje oldu ki, bunun dışında bir alan kendisi için şu anda çok mümkün gibi gözükmüyor. Dolayısıyla toparlayacak olursam; bu, Erdoğan’a bir meydan okuma, Erdoğan’la bir mesafe açma değil; tam tersine Erdoğan’ın işinin iyice zorlaştığını görüp, onunla birlikte kendilerinin de geleceğinin pek parlak olmadığını görüp, buraya kendilerini daha fazla katma meselesi. Uzaklaşma değil tam tersine yakınlaşma ve sahiplenme meselesi. MHP’nin bu hamlesi stratejik bir hamle olarak görülebilir –taktikten öte bir strateji– ve cumartesi günü peş peşe yapılan çıkışlar ve o araya karışan “tek başına iktidar” tanımının yarattığı hızlı, kısa ömürlü kriz nedeniyle tam bir kader birliğine doğru MHP’nin girmiş olduğu görülüyor. Erdoğan’ın bundan memnun olmaması diye bir şey söz konusu olamaz; ama Erdoğan, bu içinde yaşadığı krizden çıkışı sadece ve sadece MHP ile yapabileceğini düşünmezse, MHP’nin yetmediğini –yetmeyeceğini– düşünürse, başka arayışlara girmek isteyecektir. İşte o zaman işin rengi değişebilir. Şu aşamada benim gördüğüm; MHP, Erdoğan’a tam anlamıyla angaje olduğunu, bu koalisyonu, bu ittifakı sürdürmek için sorumlulukları –ekonomik anlamda yaşanan sorumlulukları da dahil olmak üzere– paylaşmaya hazır olduğunu söylüyor. Bundan sonraki hamleyi birisinden bekleyecek isek, bu birisi tabii ki Erdoğan olacaktır. Ama kısa vâdede MHP’yi dışlayıcı bir pozisyon alacağını açıkçası sanmıyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus