Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (83): Erken seçim tartışmaları

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba iyi haftalar. Bu hafta başlığımız erken seçim tartışmaları. Benim tahminin çok da uzamadan yatışacak ama kapanmadan önce iki satır da ben bir şeyler ekleyeyim istedim.

Erken seçim tartışmalarını tetikleyen gelişmeler neler?

Birincisi tabi ki en güçlü belirti olan, siyaset dilinin çok sertleşmesi. Önce sosyal medya başlayan, sonra doğrudan Erdoğan’ı ve iktidar sözcülerini kuşatan bir sertleşme. Özellikle ana muhalefeti sert suçlamalarla itham eden, salgınla ilgili konuşmada bile muhalefete laf eden bir dil. Hem salgının hem sürmekte olan ekonomik krizin derinleşeceği ve dolayısıyla şartların daha kötüye gideceği fikri de erken seçim ihtimalini düşündüren ve güçlendiren temalardan biri. Her zaman kullanıldığı gibi, muhalefet hazırlıksız, AKP içinden çıkan partiler de çok büyük bir varlık gösteremediler, muhalefeti hazırlıksız yakalayarak bir erken seçim yapmak isteyebilir fikri var. Salgındaki ölüm oranlarının düşüklüğü üzerinden oluşturulmuş ve biraz köpürtülen bir başarı hikayesinin de seçimde iktidara avantaj yaratabileceği, bunun için hızlı bir erken seçim olasılığının gündemde olduğu söylendi. Zaten aslında bütün erken seçim tartışmalarına iktidar böyle bir şeye hazırlanıyor mu fikrinden yola çıkılarak varılıyor. Yoksa muhalefetin böyle bir şey talep ettiği ya da iktidarı zorlandığı yok. 

Dilin sertleşmesi ve siyasi saldırganlık dozunun artması illa bir atak hazırlığı değil mevcut durumu sürdürme ihtiyacından da doğabilir. Ekonomik sorunlar meselesinde de, sadece geleceğin kötülükleri değil bugünün zorluklarını dengeleme ihtiyacı neden olmuş olabilir. Muhalefetin hazırlıksızlığı teması için söylenecek şey: Ne zaman hazırlıklı olduğunu gördük? Yani burada kast ettiğim siyasi hazırlık, bir siyasi programla iktidarı seçime, değişime zorlamak. Açıkçası muhalefette böyle bir pozisyon çok uzun bir zamandır görünmedi. İktidar, muhalefet kazandığı için değil kendi kaybettiği için geriliyor. Bir de son tema olarak bir başarı hikayesi var mıdır bu salgında? Beklenenden ve dünyadaki diğer ülkelerden daha az ölüm oldu diye ya da kendi vatandaşımıza maske dağıtamasak bile bir takım yerlere uçak  gönderebildik diye seçim kazandıracak başarı hikayesi çıkar mı? Bence son derece tartışmalı. Dolayısıyla, erken seçime gerekçe olarak kullanılan temaların çok kuvvetli olmadığını ve başka cevapları olduğunu düşünüyorum. 

Erken seçimle iktidar neyi geçmiş olacak ve nasıl rahatlamış olacak?

Biraz önce de söylediğim gibi, iktidarı seçime zorlayan bir dinamik yok. Ne muhalefet partileri açısından böyle bir zorlama var ne de devletin, ekonomin, bürokrasinin içindeki hakim güçlerin bir zorlaması var. Uluslararası konjonktürün de böyle bir hava yarattığını söylemek mümkün değil. Bir yönetememe krizi var ama bu iktidarın seçimlerde aldığı sonuçlarla ilgili değil. Politik programının iflas etmesi ve artık siyaset üretememesi yüzünden bir yönetememe krizi var. Yoksa sağlayabildiği ve tutabildiği desteğin artık onu tutamaz hale gelmesiyle ilgili bir noktaya varmış değil. Yaşadığı krizin bir aritmetik kriz olmadığını düşünebiliriz. Ayrıca iktidarın bir takım iç tartışmaları olduğunu biliyoruz. Kişiler, ideoloji ve güç merkezleri bazında önemli çatlamalar var ama henüz bunların bir tavır değişikliğine yöneldiklerini ve Erdoğan’ı bir seçime, seçmeye zorladıklarını söyleyemeyiz. Genellikle çatlaklar, iktidarın kendi içindeki güç mücadelesi sınırda devam ediyor. 

Bir de zaman kazanmaktan bahsediliyor. İktidar, baskın bir seçime giderek kazanacağı zamanı ne için kullanacak? Zaten teorik olarak 2023’e kadar kullanacağı bir zaman var. Özellikle Erdoğan’ın bir seçim hakkını daha kaybedeceği düşünülürse, bu zamanın ne işe yarayacağıyla ilgili bence şüpheler var. Baskın seçimle gitmeyeceğini ya da gücünü koruduğunu göstermesi bir argüman olarak kullanılıyor ama -krizi biraz ileriye itmek anlamında- bunu sağlayabilmenin başka imkanları da var iktidarın elinde. Seçim başvuracağı kolay seçenek olarak durmuyor. Çünkü evet aritmetik bir problemi var -50 artı birden dolayı- yeterli sayıyı ittifakla bulabilme gibi bir problemi var.  Ama şu anda yaşadığı yönetememe krizi, bu aritmetik krizden daha derin. Dolayısıyla, seçim oy oranını korusa bile çare olmayacak.  Politika üretmek sadece sandıktan alacağı destekle mümkün olamıyor. Bunu en net 2018 seçimlerinde gördük.

Sertleşme ve saldırganlık oy artışı sağlayabiliyor mu?

Bunu daha önceki seçimlerde de gördük. Saldırganlık dozunu artırmak ve beka davası etrafında kurulan kutuplaştırıcı siyaset dilinin evet oyu korumaya belki ama oy artışına ivme yaratmadığını çok net gördük. Hatta büyükşehirlerde tersi bir etki yarattığını, rahatsızlığı daha da büyüterek reaksiyon ürettiğini de gördük. Siyaset dilinin sertleşmesini illa bir siyasi atak olarak yorumlamak doğru değil. Son dönemde çoğunlukla bir savunma refleksi olarak gündeme geliyor. Şu andaki bu sertleşme, yeni bir kalabalıklaşma dalgasının değil gürültünün tercih edilmesi. Gürültüyle baskınlık yaratmak yani durumu sürdürmekle ilgili sertlik. Yeni bir durumu sağlamak için değil durumu korumak için gürültü çıkartılıyor. Propaganda her zaman daha fazlası için değil kaybedilenin azaltılması için de yapılması gereken bir şey. 

Erken seçim tartışmalarının biçimi, sertleşmenin yönü ve dozu bizi aslında biraz diğer kesimlere dönük bir etki yaratmaktan çok iktidarın kendi kemik taraftarına dönük dil ve içerik taşıyor. Seçim dediğimiz şey başka kesimleri etkilemek ya da kendi tarafına çekmek için yapılacak bir şey… Burada bu dilin, yönü ve içeriği itibariyle bunu dert eden bir tarafı olduğunu görmüyoruz. Tam tersi kendi destekçileri arasında azınlık olan bir kesime kilitlenmiş durumda.  Buna siyasette trolleşme diyoruz. Çok sertleşmiş kabuk ve arkaik bir siyaset diline doğru sıkışıyor. Bunun bir atak gösterdiğini söylemek bence çok gerçekçi değil. 

Ekonomik kriz açısından durum sonra daha iyi olabilir mi?

Bu 2018’de Bahçeli’nin çıkışıyla seçime gidilmesine benzetiliyor. O zaman da ekonomik kriz geliyordu. İktidar krize yakalanmadan önce seçime gitti ve istediği sonucu almayı başardı. Salgından kaynaklanan daha büyük dalga olarak gelecek ekonomik krizden önce seçim yapmak istediği söyleniyor. Ama diyelim ki seçimi geçti ve 2018’e yakın bir sonuç alabildi. Bu büyük bir olasılık olarak durmuyor, son yapılan araştırmalardaki rakamlar bunu doğrulamıyor. Ama varsaydım öyle oldu. Sonra çok sert ekonomik kriz dalgası geldi. Bu neyi halletmiş olacak? Zaten 2023’e kadar olan üç yıl süresini ne kadar daha artıracak? Çünkü kriz ortamında seçimden çıkmış, ‘güven tazelemiş olan ya da olmayan bir iktidarın krizle baş etmesine seçmenin vereceği reaksiyon çok farklı olmayacak. Süreler uzun, değişim hızı da çok yüksek. Dolayısıyla bugünden yarına gelen yeni dalga ileri itilerek halledilecek bir dalga gibi durmuyor. 

Tersinden bakalım; eğer bu zor günleri atlatıp biraz idare edebilirse hızlı bir toparlanma sürecine girebilir ve bunu da avantaja çevirebilir. Bu zorlu dönemi geçmek istiyor, baskıyı kaldırmak istiyor diyelim. Bu argüman açısından baktığımızda: Eğer ileriye iterek geçebileceği bir kriz öngörüsü varsa zaten elinde 3 yıl sürdürebileceği bir iktidar var. Kimsenin “seçime gidelim sen artık iktidarda kalamazsın” dediği yok. Ciddi bir toplumsal muhalefet de yok. Biraz dişini sıkarsa baş edilebilir bir hale sokabilecekse neden seçim gibi herkesi ajite edebilecek bir şeye soyunsun. Geleceğe ilişkin endişeler çok yüksek, güven endeksleri kötü, neden böyle bir şeyi aktive ederek başına dert etsin? Bunu da anlamak mümkün değil. Şu anda birikmekte olan ve bu salgın dolayısıyla artma ihtimali olan memnuniyetsizliği bir politik baskıya çevirmemek için, mevcut durumu devam ettirme ihtiyacı daha belirgin. Yani seçim gibi herkesi aktive edecek ve aslında kendi tabanından da yeniden bir şey talep etmesine neden olacak bir girişim yerine mevcudu sürdürmeye yarayan bir gürültü, bazıları sanal bazıları köpüklü tartışmalar elverişli duruyor gibi. 

Seçim sistemi değişikliği ve MHP’nin tutumunun rolü nedir?

MHP Genel  Başkan yardımcısı “Üç hilalin tek başına iktidar zamanı gelmiştir” gibi bir sosyal medya paylaşımı yaptı. Bu, Bahçeli’nin 2011’de seçim beyannamesini yaparken yaptığı konuşmadan bir parçaydı. Bu paylaşım, seçim tartışmalarıyla birleştirildi. Semih Yalçın, “Cumhur İttifakı yerinde, sorun yok” gibi düzeltme mesajları attı. Daha sonra da Bahçeli bir seri tweet atarak muhalefete ve CHP’ye çok sert saldırdı. Cumhur ittifakına bağlılığı teyit etti. Hatta Süleyman Soylu tartışmasında taraf tutuyor gibi göründüğü için, Berat  Albayrak’ı da takdir etti, çok da lüzumu olmadan bunu belirtme ihtiyacı duydu. Hem AKP içindeki MHP’den rahatsızlık hem MHP’nin AKP ile beraber erime sürecinde dibe doğru gitmeyi kabullenmemesi  aslında şu anda açık siyasi sonuçlar halinde karşımızda değil. En azından bu düzeltmelere bakarak böyle bir niyetin olmadığını söyleyebiliriz. MHP AKP ittifakı artık pek çok açıdan bir aritmetik mesele olmaktan çok başka bir içerik kazanmış durumda. 

Seçim  sisteminin değiştirilmesi ve yüzde 50 artı birin ortadan kaldırılacağı bir değişiklikten bahsediliyor. Bunun olabilmesi anayasa değişikliği ile mümkün. Anayasa değişikliğinin yapılabilmesi için de Cumhur İttifakı sayısal olarak yetersiz. Dolayısıyla iktidarın muhalefet partilerinden biri ya da bir kaçını ikna etmesi gerekiyor. Bunu nasıl yapabileceğiyle ilgili fazla veri yok. Neden muhalefet böyle bir anayasa değişikliğine destek verecek? Çok gerçekçi de bulmadığımı söylemeliyim. Bunun AKP içinde bir rahatsızlık yarattığını biliyoruz. Bunun lafının da edildiğini de biliyoruz. Ama bunun formülünün üretilmiş olduğunu düşünmüyorum. Bu kendi başına üretebileceği bir formül değil ve muhalefetle yürütülen ilişki de buna imkan sağlamıyor. Mecliste bir uzlaşma görmüyoruz. 

Tekrar iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus