Dani Rodrik: “Küresel ekonominin kaderini virüsün ne yaptığı değil, bizim buna nasıl cevap vereceğimiz belirleyecek”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Harvard Üniversitesi’nden politik ekonomi profesörü Dani Rodrik, 12 Mayıs günü Project-Syndicate için kaleme aldığı yazıda, koronavirüs salgınının orta ve uzun vadede küresel ekonomi için ne gibi sonuçlara yol açabileceğini anlattı. Yazının çevirisini paylaşıyoruz.

Küresel ekonomi önümüzdeki yıllarda üç değişkene bağlı olarak şekillenecek. İlki piyasalar ile devlet arasındaki ilişki. Burada devlet lehine birtakım gelişmelerin meydana gelmesi muhtemel. İkincisi hiper-küreselleşme ile ulusal ekonomiler arasındaki bağlantı. Burada da ulusal ekonomiler lehine bir şekillenme yaşanacak. Üçüncü faktör ise ekonomik büyüme ile ilgili farklı istatistikler ile karşılaşmaya başlayacağımız gerçeği.

Salgın dönemleri, piyasaların kolektif eylem gerektiren anlardaki yetersizliğini ortaya çıkartan ve devletin vatandaşları korumasının önemini gözler önüne seren zamanlardır. Koronavirüs krizi evrensel sağlık sigortası gibi uygulamaların daha kuvvetli şekilde dile getirilmesini, işçilerin daha iyi yasalarla korunması çağrılarını ve tıbbî ekipman dağıtımı gibi önemli konularda iç talebin korunması isteklerini hızlandırdı. Karantina uygulamaları ile üretim süreçleri bozulurken küresel talep zincirinde de dengesizlikler ortaya çıkmaya başladı.

Daha katılımcı ve sürdürülebilir bir küresel ekonomi modeli mümkün mü?

Her ne kadar koronavirüs bu eğilimler açısından bir katalizör görevi görse de yukarıda bahsettiğim üç faktör de salgın öncesinden beri mevcut olan ikilemler. Her ne kadar bu sorunlar insanların zenginliği için büyük bir tehdit olarak görülse de daha katılımcı ve sürdürülebilir bir küresel ekonomi modelinin habercisi de olabilir.

Örneğin devletin rolünü ele alalım. Neoliberal piyasa köktencileri arasındaki uzlaşı uzun zamandır etkisini kaybetmiş durumda. Devletin ekonomik güvencesizlik ve eşitsizlikle mücadelede daha büyük bir rol üstlenmesi fikri pek çok ekonomist ve siyasetçi için temel öncelik haline geldi. Her ne kadar ABD’deki Demokrat Parti’nin ilerici kanadı, partinin başkanlık adayı konusunda açık bir fikir birliğine varmakta başarısız olsa da tartışmanın ana eksenini oluşturmayı başardı.

Joe Biden merkezde duran bir siyasetçi olabilir. Ancak Demokrat Parti’nin bir önceki seçimlerdeki adayı Hillary Clinton ile kıyaslandığında sağlık, eğitim, enerji, çevre, ticaret ve suç gibi konulardaki bakışı sola yakın. Bir gazetecinin dediği gibi: “Eğer Biden bundan önceki başkanlık yarışlarından birinde aday olsaydı mevcut siyasî görüşleri radikal olarak algılanırdı.”

Joe Biden

Biden kasım ayındaki seçimleri kazanamayabilir. Kazansa bile fikirlerini tamamen uygulama şansı bulamayabilir. Yine de hem ABD’de hem de Avrupa’da devletin ekonomiye daha çok müdahil olmaya başlayacağı bir döneme geçiş yapılacağı açık.

Devletin ekonomiye bakışı nasıl şekillenecek?

Sorulması gereken soru ise devletin yeni ekonomik planlamalarda nasıl bir form alacağı. Önceden olduğu gibi devletin ekonomiyi yönlendirdiği ancak amaçlarından çok azına ulaşabildiği bir modele dönüş yapılma ihtimalini göz ardı edemeyiz. Diğer yandan ise piyasa köktenciliğinden yeşil ekonomiye ve orta sınıfı güçlendirme siyasetine geçiş yapılma ihtimali de yüksek. Mevcut teknolojik ve ekonomik koşullar altında böyle bir dönüşüm gerekli de olabilir. Bu yapılırken İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki 30 yıllık “altın çağda” uygulanan siyasî pratikleri taklit etmeye çalışmamak gerekir.

Devletin geri dönüşü, ulus-devletlerin yenilenmiş modelleri ile el ele ilerleyecektir. Artık her yerde yerli üretimi güçlendirmek, küreselleşme sürecini sınırlandırmak ve yabancı ürünlere olan bağımlılığı azaltmak konuşuluyor.

Yeni ekonomik modelin çerçevesini ABD ve Çin çizecek. Ancak krizden önce malî bir birliğin sınırında olan Avrupa Birliği (AB) buna karşı çıkabilir. Yine de kriz süresince AB’de dayanışma yerine ulusal egemenliğin öne çıktığını gördük.

Hiper-küreselleşmeden geriye dönüş demek ticaret savaşlarının ortaya çıkması ve etnik milliyetçiliğin yükselmesi anlamına gelebilir. Bu da herkesin ekonomik çıkarlarını zedeler. Yine de tahayyül edebileceğimiz tek sonuç bu değil.

Akla uygun ve bu kadar içe dönük olmayan bir ekonomik küreselleşme modeli tahayyül etmek de mümkün. Daha önce uluslararası işbirliğinin işe yaradığı küresel kamu sağlığı, çevre antlaşmaları, vergi cennetleri gibi konulara odaklanılırsa başarıya ulaşılabilir. Aksi halde ulus devletler sadece kendilerini ilgilendiren ekonomik ve sosyal çıkarları hiçbir engelle karşılaşmadan hayata geçirebilecekler.

Böyle bir küresel düzen dünya ticaretinin ve yatırımların genişlemesini engellemez. Hatta ülke içi talepleri yeniden düzenleyeceği için ileri ekonomilerin daha makul büyüme stratejileri geliştirmesine olanak sağlar.

“Gelişen ekonomiler yeni büyüme modelleri benimsemek zorunda”

Dünya ekonomisi için orta vadedeki en büyük risk büyüme yüzdelerindeki ciddi düşüşler. Pek çok gelişmekte olan ülke son 25 yıllık süreçte yoksullukla başa çıkma, eğitim ve sağlık gibi alanlarda büyük ilerleme katettiler. Ancak bugün, salgının getirdiği yüklerin yanı sıra, sermaye akışının kesilmesi ve turizm gelirlerinin azalması gibi büyük dış sorunlarla mücadele ediyorlar.

Yine de belirtmek gerekir ki koronavirüs sadece var olan büyüme sorunlarını şiddetlendirdi. Doğu Asya dışında gelişmekte olan ülkelerin çoğundaki ekonomik büyüme talep yanlı faktörlere bağlıydı. Özellikle kamu yatırımlarına ve doğal kaynakların arttırılmasına bağlı olan bu ekonomik büyüme modelleri sürdürülebilir değildi. Uzun süreli kalkınmanın en güvenilir aracı olan ihracat temelli sanayileşme modeli ise devam edecek gibi gözüküyor.

Gelişen ekonomiler artık yeni büyüme modellerini de benimsemek zorunda. Salgın krizi daha geniş bir vizyona sahip olmak ve muhtemel büyüme beklentilerini revize etmek için bir uyarı niteliği de taşıyor.

Ekonominin zaten kırılgan ve sürdürülemez olduğu bir dönemde karşılaştığımız koronavirüs salgını mevcut sorunları nasıl yorumlamamız ve karar mekanizmalarımızı nasıl şekillendirmemiz gerektiğini netleştirdi. Bütün alanlarda siyasetçilerin önünde seçenekler var. Daha iyi sonuçlar da elde edebiliriz daha kötü sonuçlar da. Küresel ekonominin kaderini virüsün ne yaptığı değil, bizim buna nasıl cevap vereceğimiz belirleyecek.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus