Epidemiyolog Rowland Kao: “Buluşmaları ve seyahatleri kısıtlayarak ikinci dalgayı kontrol edebiliriz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Veteriner epidemiyoloğu Rowland Kao, The Guardian için koronavirüs salgınının yayılma hızını ve ikinci dalganın etkisinin düşürülmesine yönelik nasıl önlemler alınması gerektiğini anlatan bir yazı kaleme aldı. Yazıyı özet olarak aktarıyoruz.

İngiltere’de koronavirüs ile mücadele kapsamında alınan önlemlerin gevşetilmesiyle birlikte herkes ikinci dalga senaryolarını konuşmaya başladı. Mağazaların ve restoranların çekingenlikle yeniden açıldığı Almanya’da bulaşma katsayısı (R) 1.1’e yükseldi. Seul’de ise kısa zaman önce ortaya çıkan 170 yeni koronavirüs vakasının toplam beş farklı bar ve restoranla ilişkili olduğu ortaya çıktı. Güney Kore gibi salgınla en iyi başa çıkan ülkelerde dahi, en ufak bir rehavete yer olmaması gerekiyor.

“İkinci dalgayı kontrol altında tutabiliriz”

Veteriner epidemiyoloğu olarak, virüsün hayvanlar arasında nasıl yayıldığını araştırıyorum. Aslında hayvanlar arasındaki virüs geçirgenliği insanlar arasındakine oldukça benzer. Zaten pek çok epidemiyolog ikisini aynı anda çalışır. Bulaşıcı hastalıklarda ikinci dalganın insan dışındaki faktörlerden kaynaklandığı varsayımı yaygındır. Genellikle hastalık taşıyan böcekler olağan şüpheliler olarak görülür. Ancak koronavirüs salgınında beklenen ikinci dalganın insanlar vasıtasıyla yayılması ve yine insanlar tarafından kontrol edilebilmesi muhtemel.

Sosyal davranışlarda yaşanan değişimler insanlar arasındaki temas için daha fazla fırsat yaratıyor. Çin’de, Rusya sınırından geçen pek çok koronavirüs taşıyıcısı yeni vakalara neden olmuştu. Almanya’da ise koronavirüsün yayılmasında oldukça kötü koşullarda görev yapan mezbaha çalışanlarının etkili olduğu söyleniyor. Bu da bize virüs güvencesiz insanlarda ilk kez ortaya çıktığında R sayısının dramatik şekilde yükseldiğini gösteriyor.

“Karantina uygulamaları sona erdikten sonra bulaşma katsayısı yükselecek”

Karantina uygulamaları sona erdikten sonra R sayısının yükseleceğini herkes tahmin ediyor. Eğer verimli test uygulamaları ve isabetli temas takibi yapılırsa ikinci dalga kontrol altında tutulabilir ve ilki kadar ölümcül olmaz.

Ancak en büyük endişemiz R sayısının kontrol edilemeyecek boyuta ulaşması ve virüsün hem sağlık ve yaşam koşulu açısından kırılgan insanlara daha rahat bulaşması hem de dramatik bir artış durumunda sağlık sistemlerini zora sokması.

Bir başka ifadeyle R sayısı kadar önemli bir başka istatistik de toplam vaka sayısı. Yani Almanya’daki R sayısı hayli endişe verici, ancak Almanya’daki toplam vaka sayısı İngiltere’deki kadar fazla olsaydı bu istatistik çok daha kötümser bir tabloya işaret ederdi.

R sayısını yorumlarken elbette bölgesel farklılıkları da dikkate almalıyız. Geniş sağlık imkânlarının olduğu, aktif koronavirüs vakası sayısının daha düşük olduğu ve nüfusun çoğunun virüse karşı bağışıklık geliştirdiği bölgelerdeki risk diğer bölgelere göre çok daha düşük olacaktır.

Koronavirüs hastaları ve teşhis edilmese bile potansiyel vaka olarak görülen insanlar arasındaki temas arttıkça R katsayısı da yükselecektir. Ancak bu artış doğrusal olmaz. Örneğin temasta yaşanan yüzde 10’luk artış R sayısının ya da bir kişinin virüse yakalanma ihtimalinin yüzde 10 artacağı anlamına gelmez.

“Tek bir vaka ile temas edilmesi karantina altındaki bölgeyi riske sokabilir”

Koronavirüs özelinde konuşmak gerekirse, tek bir vaka ile temas edilmesi bile karantina altındaki bir bölgeyi riske sokabilir. Virüsün bir insandan nasıl yayıldığını inceleyen çalışma alanına “ağ bilimi” diyoruz. Ağ biliminde bu duruma “küçük dünya” deniyor. Durumun bu şekilde kavramsallaştırılması ise ortak noktaları olan insanların farkında olmadan birbirleriyle temas kurmak zorunda olmasından kaynaklanıyor. Yani sadece nüfusun fazla olduğu yerlerde değil, az olduğu yerlerde de hastalıkla ilgili ciddi riskler bulunabilir. Örneğin İngiltere’de şu ana kadar nüfus yoğunluğu yüksek olmayan yerlerde küçük salgınlar ortaya çıktı. Bu da toplum bağışıklığının gelişmesini önlüyor.

Sosyal toplanmaların neden enfeksiyon için bu kadar önemli olduğunu anlamak için ise ağ biliminin kullandığı “ölçeksiz ağ” kavramını ödünç alabiliriz. Bu kavram ile ağ içindeki bazı bireylerin ortalamaya kıyasla çok daha fazla temasa maruz kalması açıklanıyor. Sosyal toplanmalar da bu açıdan tehlikeli. Bir kişi ortalamadan çok daha fazla sayıda kişiyle temas kurup virüsü yayabiliyor. Ancak bilim insanlarının henüz cevap veremediği soru, virüsün bulaşma hızındaki farklılığın bağışıklık sisteminin kişiden kişiye değişmesinden mi yoksa temas sayısının artmasından mı kaynaklandığı.

Bu noktada belirli aralıklarla yapılan futbol maçları ve dini ritüeller öne çıkıyor. Bu tip ortamlarda hem virüse yakalanma ihtimaliniz hem de virüsü başkasına bulaştırma olasılığınız artıyor. Durum böyle olunca salgının yayılma hızı kontrolden çıkıyor.

İkinci dalganın etkisini düşürmek için bu faktörlere fırsat vermemeliyiz. Sosyal toplanmaları ve uzun mesafeli seyahatleri kısıtlamaya devam etmeli, doğru test ve temas takibi uygulamalarını hayata geçirmeliyiz. Bu kavramların bir kısmı sezgisel olsa da ağ biliminin bize söylediği bir gerçek var: İnsanlar arasındaki temasın küçük oranda artması bile oldukça büyük riskleri beraberinde getirebilir. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus