“Adana’ya Temiz Hava”: İskenderun Körfezi’nde yaşamın sürmesini isteyenler, EMBA Hunutlu Termik Santrali’ne karşı çıkıyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Enerji ve sanayi üretimi yapan kirletici tesisler İskenderun Körfezi’ne yığılmış durumda. Körfeze kıyısı olan kentler her yıl iklim değişikliği kaynaklı aşırı iklim olayları yüzünden tarımsal üretim kapasitelerini biraz daha yitiriyor, termik santraller kaynaklı partikül madde kirliliği ise kanser vakalarını artırıyor. Bölgesel ve ulusal örgütler ile körfez kıyılarında yaşayan yurttaşlar, kirletici yükünü daha da artıracak olan inşaat aşamasındaki kömüre dayalı EMBA Hunutlu Termik Santrali projesinin durdurulmasını istiyor

Hatay’dan yola çıkıp Adana’nın kıyı kasabası Yumurtalık’a doğru seyahat ettiğinizde sırasıyla, ithal kömüre dayalı Atlas Enerji Diler Termik Santrali, İskenderun Demir Çelik Fabrikası ve fabrikaya enerji sağlayan kömürlü termik santral, Egemer Doğalgazlı Çevrim Santrali, birçok petrokimya tesisi, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, İSKEN Sugözü Termik Santrali ve nihayet ithal kömüre dayalı EMBA Hunutlu Termik Santrali inşaatı önünden geçmeniz gerekecek.

Bölgedeki kirletici nitelikteki enerji ve sanayi tesislerinin pek çoğuna karşı hukuk mücadelesi yürüten Avukat İsmail Hakkı Atal bunun bir tesadüf olmadığı görüşünde.

Atal’a göre 2000’li yıllardan itibaren, İskenderun Körfezi’nin bir enerji ve sanayi havzası olması tasarlandı. Ancak bu tasarı hayata geçirilirken enerji ve sanayi projelerinin insan sağlığı, hayvancılık, tarım ve iklim değişikliği üzerindeki etkileri hesaplanmadı.

Bölge kentlerinin iklim değişikliği kaynaklı aşırı iklim olaylarına karşı kırılganlığı, neredeyse her sene yaşanan normalin üzerinde yağışlar, sıcaklık artışları ya da don olaylarıyla ayyuka çıkıyor; bu kentlerdeki tarımsal üretim kapasitesi hiç olmadığı kadar tehlikede. Üstelik termik santraller kaynaklı partikül madde kirliliği yüzünden kanser vakalarında da artış görülüyor. Bu tabloya yol açan kirleticiler arasına çok yakında yeni bir kömürlü termik santral daha eklenecek. İskenderun Körfezi’ne kıyısı olan kentlerdeki sivil toplum kuruluşları ile ulusal çevre ve sağlık örgütlerinin başlattığı Adana’ya Temiz Hava kampanyası, Çin’in Kuşak ve Yol Projesi kapsamında inşa edilmekte olan EMBA Hunutlu Termik Santrali’nin işletmeye alınmadan durdurulmasını istiyor.

Mart 2020’de EMBA Hunutlu Termik Santrali projesi hakkında görüşmeler yapmak üzere gittiğim Adana’da ilk durağım Yumurtalık S.S. Balıkçılar Kooperatifi Balıkçı Barınağı oldu.

Yumurtalık S.S. Balıkçılar Kooperatifi Balıkçı Barınağı

Bölgedeki pek çok balıkçı, mesleklerini ailelerinden devralmış. Sezonluk bir iş olduğu için bazıları balıkçılığın yanı sıra başka işlerle uğraşmış ya da tarımla ilgilenmişler. Fakat tamamının fikir birliğine vardığı konu, balıkçılığın artık tek başına geçim sağlamak için yeterli olmadığı.

50’li yaşlarındaki balıkçı Ali Gündüz, “Fazlasıyla kazanıyorduk. Lagos zamanı lagos boldu, kefal zamanı kefal boldu… Her türlü balık çoktu, boş döndüğümüz pek nadirdi. En kötü günümüz nafakamızı yeterince karşılıyordu. O zamankine kıyasla şimdi balık çok düşük. Yani yüzde 5 diyeyim…” sözleriyle kendi ilk gençliğindeki durumu bugünle kıyaslıyor.

Bölgedeki termik santraller ile diğer enerji ve sanayi yatırımları, deniz ekosistemine iki türlü etkide bulunuyor.

İlk sırada sıcak su deşarjları geliyor. Özellikle kömüre dayalı termik santrallerde denizden çekilen soğuk su, ısınmış halde tekrar denize bırakılıyor. Deşarj noktaları ve çevresindeki deniz suyunun ısınması, santrallerin kurulduğu bölgelerdeki yerel canlı türlerini etkilediği gibi ekosistemin yabancı türlerce istila edilmesine de yol açabiliyor. İskenderun Körfezi örneğinde, balıkçıların tanıdığı balık türleri olumsuz etkilenirken, bölgeye daha yüksek sıcaklıkta yaşayabilen istilacı türler yerleşiyor.

Ali Gündüz, sanayi tesisleri çevresinde ağ attığında hem ağlarında hem de o bölgelerde tuttuğu balıklarda, balıkçıların şal adını verdiği siyah kalıntılara rastladığını söylüyor.

Öte yandan denizden soğutma suyu çeken tesislerin suyla birlikte deniz canlılarını da soğutma borularına aldığı ve bu hatta giren canlıların öldüğü de balıkçılar tarafından konuşuluyor. Yumurtalık’ta yaşayan diğer bir balıkçı Osman Pişmiş, santrallerin denizden su çekmesiyle yaşananları, “Büyük borularla soğuk suyu denizden çekiyorlar. Boruların ağızları çok geniş, balıkları da olduğu gibi içine çekiyor. Santralin içinden dolanıyor su, tekrar denize veriyorlar. Süzgeçlerin ağzında kalan balıklar hep ölüyor, telef oluyor yani” diye özetliyor.

Balıkçı Ali Gündüz

Yumurtalık’ta balıkçılık malzemeleri satan bir dükkân işleten Ömer Erzin ise bir mühendisle arasında geçen konuşmayı şöyle aktarıyor: “Mühendis bir arkadaşla görüştüm, ‘Ya arkadaş… Bu su filtreleri [termik santralin denizden su çektiği boruları kastediyor] yokken buradan balıklar geçiyordu. Balıkları ne yapıyorsunuz?’ diye sordum. ‘Ağabey hiç sorma. O balıklar imha ediliyor’ dedi. ‘Nasıl?’ dedim. ‘Kazıyoruz, bir yere gömüyoruz’ diye cevap verdi.”

İkinci etki ise termik santraller ile diğer tesislerin limanlarından kaynaklanıyor. Kilometrelerce uzunluktaki limanlar ve limanlardaki aydınlatmalar, deniz canlılarını etrafına topluyor. Kömür ve diğer sanayi hammaddelerini taşıyan tankerlerin girip çıktığı limanlara balıkçıların yaklaşıp ağ atmasına sahil güvenlik ekipleri izin vermiyor. Dolayısıyla tesisler hem deniz canlılarının yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor hem de limanların etrafına toplanan deniz canlılarına balıkçıların erişimi yasaklanıyor. Gündüz bu durumu, “Termik santralde balık var mı? Var! Işıklarından dolayı balık toplanıyor. Oraya kimse de gitmiyor. Balık orada çok!” diye anlatıyor.

Ömer Erzin, deniz suyu sıcaklığındaki artışın görmezden gelinemeyecek seviyeye ulaştığını, bölgede eskiden sualtı kıyafetiyle dalış yapan zıpkıncıların artık sadece şortla rahatlıkla daldığını söylüyor. Balıkçı Osman Pişmiş ise “Dededen, babadan kalma geçim kaynağımız olan balıkçılığı neredeyse bırakacağız artık. Balık da olmadığı zaman yapacak bir şey yok. Evimize ekmek götüremiyoruz” diye tepki gösteriyor.

Bölgenin halihazırdaki kömürlü termik santrallerine, inşaatı süren EMBA Hunutlu Termik Santrali projesiyle birlikte bir yenisinin eklenmesi planlanıyor fakat Adana daha şimdiden iklim değişikliği etkileri karşısında oldukça kırılgan.

Adanalı iklim aktivisti Çiğdem Güvercin Dağdelen, iklim değişikliğinin, kentin sembollerinden Nisan’da Adana’da, Portakal Çiçeği Festivali’ne bile etki yaptığını anlatıyor: “Portakal Çiçeği Festivali adını, Adana’da üretimi çok fazla yapılan narenciyenin baharda çiçek açtıkları ay olan nisanda düzenlenmesinden alıyor. Normalde nisanın ikinci yarısından itibaren çiçekler açardı. Ama artık mart ortasıyla birlikte çiçeklenen narenciye türleri oluyor. Artık o hıza yetişmek için “Nisanda Adana’da” ismini kaldırıp, sadece “Portakal Çiçeği Festivali” deyip, tarihini de yavaş yavaş marta doğru almaları gerekecekmiş gibi görünüyor!” (Nisan’da Adana’da Portakal Çiçeği Festivali, bu sene koronavirüs salgını yüzünden iptal edildi)

Adana sıcaklık rekorlarıyla tanınan bir kent fakat iklim değişikliğine bağlı aşırı iklim olayları sadece aşırı sıcaklardan ibaret değil.

Adana’da Aralık 2019’da meydana gelen yağışlar kentte benzerine az rastlanan bir sele yol açmıştı. Şehrin birçok mahallesinde nehir taşkınları yüzünden evlerinde mahsur kalan yurttaşlar için kurtarma ekipleri seferber olmuştu. Çalışmalara katılan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar aşırı yağış kaynaklı seli, “60 yıldır Adana’da böyle bir sel, böyle bir yağmur, böyle bir felaket görmedim” diye tarif etmişti.

25 Aralık 2019 akşamı, Adana’daki aşırı yağış sonrasındaki kurtarma çalışmaları

Daha geçen hafta, aşırı iklim olaylarının bölgedeki tarıma etkileri hakkında yeni bir bulgu ortaya çıktı. Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, mevsim normalleri üzerinde seyreden mayıs ayı sıcaklıkları yüzünden narenciye bahçelerinde yüzde 80’e ulaşan ürün kayıpları olduğunu açıkladı.

Şubat-Mart 2020’deyse Çukurova’da don olayları görülmüş, yine birçok narenciye bahçesinde ağaçlar kurumuştu. Bu etkileri gözlemleyenlerden biri, Hatay-Erzin’de narenciye tarımı yapan, Adana Çevre Koruma Derneği’nin başkanlığını da yürüten Dr. Sadun Bölükbaşı.

Ailesine ait mandalina bahçelerine gittiğimizde Bölükbaşı bana hemen dondan ötürü kuruyan ağaçları gösteriyor: “İklimin değiştiğini veya havanın değiştiğini görüyoruz. Ani, şiddetli yağışlar, dolu veya don olayları… Önceki haftalardaki ani ısı düşüşünden dolayı kuruyan 15 yaşındaki bu ağacı sökmek zorunda kalacağız…” Bahçede bunun gibi yüzlerce kurumuş ağaç bulunuyor. Komşu bahçelerde de durum aynı.

Bölükbaşı’nın bahçesinde kuruyan narenciye ağaçlarında kalan mandalinalar

Donun bölgedeki binlerce ağacı kuruttuğunu belirten Bölükbaşı, dikilecek yeni mandalina ağaçlarının meyve vermesi için yaklaşık 10 yıl geçmesi gerekeceğini söylüyor.

İklim değişikliği etkilerini yaşayan Bölükbaşı, sözü çok geçmeden kömürlü termik santrallere getiriyor: “Bu bölgeye onlarca termik santral yapma projesi vardı. İklim değişikliğine sebep olan en önemli şey karbondioksit gazı. Karbondioksit gazı da en çok termik santraller gibi fosil yakıt yani kömür kullanan enerji üretim tesislerinden geliyor. Düşünün ki zaten iklimin çok şiddetli bozulduğunu yaşadığımız bir ortama yeni termik santraller yapmak isteyeceksiniz!”

Türkiye’de kömüre dayalı termik santrallerin sağlık etkileri ve bu projelerin yol açtığı toplumsal sorunlar, 80’lerden beri tartışılıyor. 2000’li yıllar sonrasında kömüre dayalı yatırımların artması yüzünden bu tartışmalar artık tüm toplumca biliniyor ve önemseniyor. Ancak Türkiye kamuoyu için henüz enerji tercihinde iklim değişikliği etkileri birinci parametre değil.

Fosil yakıtlar iklim değişikliğine yol açan sera etkisinin bir numaralı faili olsa da Türkiye’deki kömürlü termik santraller tartışmasında son yıllarda odak, baca filtrelerine sıkışmış durumda. Bilhassa özelleştirilen kömürlü termik santrallerin özelleştirme sırasında verilen taahhütlere karşın baca filtrelerini çalıştırmaması yani aslında daha az kirleticiyi atmosfere bırakabilecekken işletme kârlarını azaltmamak için bu önlemi almaması Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bile geri adım atmak zorunda bırakmıştı. Erdoğan Aralık 2019’da bu santrallerin işletmecilerine, “Havanın kirletilmesine, insanımızın temiz havayı solumasına fırsat vermeyen bu tür kuruluşları biz ilanihaye çalıştıramayız” diye seslenmişti.

Sadun Bölükbaşı kömürlü termik santraller tartışmasının baca filtreleri etrafında sürmesine tepki gösteriyor: “Sürekli olarak şu söyleniyor, ‘Termik santralleri yapacağız ama filtre takacağız, merak etmeyin.’ Ama benim bu ağacın kurumasına sebep olan, iklim değişikliğine sebep olan karbondioksit gazını filtre kullanarak tutamıyorsunuz ki! Çünkü böyle bir filtre sistemi yok, dünyada yok!”

İskenderun Körfezi’ndeki kömürlü termik santrallerden Atlas Enerji Diler Termik Santrali’nin Sarıseki’den görünümü

Bölükbaşı, ailesinin uzun yıllardır yaptığı tarım dışında bir mesleğe sahip. Ancak hem Erzin’de hem de İskenderun Körfezi çevresindeki pek çok çiftçinin tek geçim kaynağı tarım. Bölükbaşı, kendi çocukluğunda bir kilo mandalinayı satınca birkaç litre mazot alınabildiğini, şimdiyse bir litre mazot almak için neredeyse 10 kilo mandalina satması gerektiğini söylüyor. Bölgeye yeni kömürlü termik santraller kurulması, ekonomik darboğazdaki çiftçilerin aşırı iklim olaylarıyla daha sık karşılaşmasına onay vermekle eşdeğer.

İklim değişikliği küresel bir fenomen; yani bölgedeki kömürlü termik santrallerin kapısına kilit vurmak aşırı iklim olaylarından kurtulmak anlamına gelmiyor. Türkiye de tüm dünyayla birlikte iklim değişikliğiyle mücadele sorumluluklarını yerine getirirse, tarım ve gıda üzerindeki baskılar hafifleyebilir. Ancak Yumurtalık’ta tarım yapan çiftçi Mehmet Lök, kömürlü termik santrallerin daha doğrudan etkilerinden yakınıyor.

Buğday, pamuk, ayçiçeği, marul ve domates eken Lök, Yumurtalık’ta kurulu İSKEN Sugözü Termik Santrali’nin yaydığı tozların mahsule, özellikle de buğdaya çok zarar verdiğini söylüyor: “Kuzey rüzgârı esti mi komple böyle kıpkırmızı bir toz tabakası oluyor. Termiğin toz tabakasından… Şimdi iki defa zehir sıkıyoruz. Yoksa hiçbir verim alamıyoruz. 500 kilodan 100 kiloya verim düşüyor eğer bu zehri sıkmazsak. Bu ayın sonunda iki defa zehir sıkma, buğday alamazsın!”

Yumurtalık’ta çiftçilik yapan Mehmet Lök

EMBA Hunutlu Termik Santrali, yatırımcıları ve sermaye yapısıyla Türkiye’deki diğer kömürlü termik santrallerden ayrılıyor. Proje, Çin’den Türkiye’ye yapılmış en büyük doğrudan yatırım niteliğinde.

Çin’in Tarihi İpek Yolu’ndan esinlenerek oluşturduğu Kuşak ve Yol Projesi, Çin ile dünyanın geri kalanı arasında kara ve deniz üzerinden birer yatırımlar dizisi aracılığıyla fiziki bağlantılar kurmayı hedefliyor. Projenin kapsamı içinde denizyolu taşımacılığını kolaylaştıracak altyapı yatırımları, kara ve tren yolları, enerji tesisleri yer alıyor. Çin, son yıllarda kömür ekonomisine ağırlık veriyor olsa da Kuşak ve Yol Projesi kapsamındaki enerji projeleri sadece kömürle sınırlı değil. Projenin kapsayacağı ülkeler hangi enerji türlerine yatırım için kolaylık sağlıyorsa, Çin de o alanlara öncelik veriyor. Görünüşe göre Türkiye için ilk sırada kömür geliyor.

Çin’in Kuşak ve Yol projesi. Kaynak: CSIS Reconnecting Asia

Avrupa İklim Eylem Ağı’ndan Elif Gündüzyeli, bu yatırımın iki ülke arasındaki kömür projelerini artırabileceğini uyarısında bulunuyor: “Türkiye dahil olmak üzere, Asya ve Afrika’daki gelişmekte olan ülkelerde düşük karbon politikaları olmadığı için yani yerel politikalar kömürlü termik santral projelerine izin verebildiği için böyle bir gidişat var. Yani Çin’in amacı, ‘Kendi ülkemde termik santral yapmayacağım, gidip başka ülkelere yapacağım’ değil. Ama ‘Buna izin veren ülkeler varsa bu yoldan giderim çünkü en iyi bildiğim iş bu’ şeklinde biraz.”

Ancak Gündüzyeli, EMBA Hunutlu Termik Santrali projesinin Çin’in ciddiye aldığı sürdürülebilirlik prensiplerini ihlal ettiği görüşünde. Santral projesi Çinli üç bankanın oluşturduğu konsorsiyumdan sağlanan krediyle finanse ediliyor. Fakat projenin konumu, bu finansmanın sürdürülebilir bankacılık prensiplerine aykırılık teşkil ediyor. Zira EMBA Hunutlu Termik Santrali’nin proje alanı aynı zamanda Birleşmiş Milletler tarafından korunan, deniz kaplumbağalarının yuvalarının bulunduğu bir biyoçeşitlilik koruma alanı.

EMBA Hunutlu Termik Santrali’nin inşaat alanında sadece deniz kaplumbağalarının yuvaları yok.

Denizi arkanıza alıp gözlerinizi kuzeydoğuya çevirirseniz, santral inşaat alanının yaklaşık iki kilometre ötesinde çalışan bir başka kömürlü termik santral olduğunu fark edeceksiniz.

İSKEN Sugözü Termik Santrali ile EMBA Hunutlu Termik Santrali inşaatı arasında sadece 1.8 kilometre mesafe bulunuyor.

İşletmedeki İSKEN Sugözü Termik Santrali ile inşaat aşamasındaki EMBA Hunutlu Termik Santrali arasında 1.8 kilometre var

Kümülatif etki, Türkiye’deki tüm çevre-enerji ihtilaflarında karşımıza çıkan kavramlardan biri. Anlamı şu: Planlanan bir proje için öncelikle bölgenin halihazırdaki durumu dikkate alınmalı yani ilgili alanda zaten kirletici özellikteki işletmeler varsa yeni projenin sadece kendi yaratacağı etkiye değil, bölgedeki diğer kirleticilerle birlikte sebep olacağı toplam etkiye bakılmalı. Genelde bu detaylı inceleme ihmal ediliyor ve kümülatif etki kavramı çoğu zaman çevre davalarında bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkıyor. EMBA Hunutlu Termik Santrali’nin planlama süreci de istisna değil.

Adana’daki hava kirliliği ölçümleri dört farklı ölçüm istasyonu aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Bu istasyonların hepsi de İskenderun Körfezi’ne, yani enerji ve sanayi tesislerin yer aldığı bölgelere oldukça uzak. Yine de Adana Valilik İstasyonu ile Adana Meteoroloji İstasyonlarında ölçülen PM10 yıllık ortalama değeri, sınır değerlerin üzerinde. Türkiye’de ulusal yıllık sınır değer 40 μg/m3. Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul ettiği ortalama sınır değer ise 20 μg/m3. Oysa Adana’da Valilik İstasyonunun yıllık ortalama PM10 ölçümü 52 μg/m3’ü, Meteoroloji istasyonununkiyse 82 μg/m3’ü gösteriyor. Valilik istasyonunda 2019’da 365 günün 236’sında PM10 ölçümü 50 μg/m3’ün üzerinde ölçülmüş. Yani Adana halihazırda kirli hava soluyor. 

Gelelim aralarında 1.8 kilometre mesafe bulunan kömürlü termik santrallere.

İSKEN Sugözü Termik Santrali 2003’ten beri elektrik üretiyor ve havayı kirletiyor. Yani kurulu olduğu Yumurtalık ve çevresinde İSKEN Sugözü Termik Santrali yüzünden zaten kirli bir hava söz konusu.

EMBA Hunutlu Termik Santrali Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu’nda da bu gerçek bilimsel olarak kanıtlanmış. Santralin kurulmak istendiği bölgede 2013’te yapılan ölçümlerde, PM10 yoğunluğu ilk ölçüm noktasında 83 μg/m3, ikinci ölçüm noktasında ise 50 μg/m3 olarak tespit edilmiş. Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’nce 2013 itibarıyla öngörülen PM10 sınır değeri 100 μg/m3‘tü. Fakat yönetmelik sınır değerlerin yıllar içerisinde azalmasını öngörüyor. 2019 ve sonrası için yönetmelik tarafından belirlenen PM10 sınır değeri 50 μg/m3.

Bu, şu anlama geliyor: İSKEN Sugözü Termik Santrali tek başına havayı sınır değerlerin üzerinde kirletmeyi başarırken idare yönetmeliklere açıkça aykırı olmasına karşın aynı bölgeye ikinci bir kömürlü termik santralin kurulmasına izin veriyor.

Kümülatif etki incelemesi yapılsaydı, ikinci bir santrale izin verilmemesi gerekecekti.

EMBA Hunutlu Termik Santrali ÇED Raporu’na göre, yeni termik santralin kurulmak istediği bölgenin havası zaten kirli

Hava kirliliğinin en doğrudan sonuçlarından biri halk sağlığı etkileri.

Yumurtalıklı balıkçı Ali Gündüz, abisini akciğer kanserinden kaybettiğini, balıkçı kooperatifinden pek çok kişinin yakınlarının ve balıkçı arkadaşlarının da kanserden öldüğünü anlatıyor.

Avukat İsmail Hakkı Atal da aynı görüşte. 2007’de Sugözü Termik Santrali aleyhine balıkçılar adına tazminat davası açan Atal, Yumurtalık ve Ceyhan’daki kanser vaka artışlarına kendisinin de şahitlik ettiğini anlatıyor. Ancak nadir rastlanan bir gelişme Atal’ın bu tanıklığının sözde kalmamasını sağladı.

EMBA Hunutlu Termik Santrali için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verdiği ÇED Olumlu Belgesi’nin iptali için açılan davada, davacıların istemiyle bilirkişi heyetine bir de halk sağlığı uzmanı bilirkişi eklenmiş. Halk sağlığı uzmanı bilirkişinin Sağlık Bakanlığı’ndan temin etmeyi başardığı veriler, bölgedeki kanser vakaları artışının bir söylenti olmadığını resmen ortaya koymuş.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Yumurtalık ilçesindeki yeni kanser vakalarının yıllara göre değişimi

Dava kapsamında Sağlık Bakanlığı’nın ilettiği verilere göre Yumurtalık ilçesi sınırları içinde, 2009’da 5, 2010’da 7, 2011’de 12, 2012’de 19, 2013’te 44, 2014’te 60, 2015’teyse 49 yeni kanser vakası teşhis edilmiş (Yıllara göre teşhis edilen yeni vakalardaki artış sabit olsa da önceki yıllardaki ya da 2015 sonrasındaki durumu, Sağlık Bakanlığı bu verileri açıklamadığı için bilmiyoruz). Yani 2009-2016 arası dönemde 210 kanser vakasına rastlanmış ve yeni vakaların sayısı neredeyse her yıl artmış. Üstelik aynı dönemde Yumurtalık ilçe nüfusu azalmış.

HEAL (Health and Environment Alliance) tarafından yapılan değerlendirmede, sadece 2019’da Adana’da hava kirliliği emisyonlarına bağlı olarak ortalama 2 bin 72 kişinin yaşamını yitirmiş olabileceği vurgulanıyor. Adana’da 2019’da kazalar ve dışsal yaralanmalar hariç, doğal nedenlerle hayatını kaybedenlerin sayısının 9 bin 485 olduğu düşünülürse, HEAL’a göre Adana’daki ölümlerin beşte birinden fazlası hava kirliliği kaynaklı (HEAL’ın hesaplamalarına göre, Türkiye için dış ortam hava kirliliğine bağlı yıllık ortalama ölüm sayısı 51 bin 574).

İskenderun Körfezi etrafında 2000’li yılardan itibaren tam 38 termik santral planlandığını anımsatan Avukat Atal, 16 termik santral projesinin elektrik üretim lisansının iptali için 20 ayrı dava açtıklarını, bu davalardan çıkan kararlardan sonra Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun diğer 22 başvuruyu reddetmek zorunda kaldığını aktarıyor. Fakat davalara ve toplumsal mücadeleye rağmen dört santral onay almayı başardı. Bunlar işletmede olan İSKEN Sugözü Termik Santrali, Atlas Enerji Diler Termik Santrali ve Egemer Doğalgaz Çevrim Santrali ile inşaatı süren EMBA Hunutlu Termik Santrali.

Atal, EMBA Hunutlu Termik Santrali hakkındaki ÇED Olumlu Kararı’nın iptali için açtıkları davada ilginç bir süreç yaşandığını da ekliyor: “Bilirkişi raporu yüzde yüz bizim lehimize olmasına rağmen davayı mahkeme reddetti. Rapor Sugözü Termik Santrali’nin hem tarım alanlarını yok ettiğini hem de bölgede kanser oranlarının yüzde 1.200 arttığını ortaya koydu ve kümülatif etkinin hesaplanması gerektiği yönünde görüş sundu. Ama buna rağmen mahkeme davayı reddetti.”

Bilirkişi raporuyla tespit edilen bulgulara rağmen reddedilen dava şu sıralarda temyiz aşamasında, Danıştay 13. Dairesi tarafından değerlendiriliyor.

Dr. Sadun Bölükbaşı, bilimsel gerçeklerin sınanmasına gerek olmadığı görüşünde: “Şu anda bize net diyor bunu Dünya Sağlık Örgütü: Partikül madde PM10 ve PM2.5’la kirli bir havada akciğer kanseri olma riskiniz var, astım ve bronşit gibi akciğer hastalıklarına yakalanma riskiniz var. ‘Acaba bize de olur mu?’ diye test etme lüksümüz yok! Çünkü bu, bunu yapıyor! Kömürlü termik santrallerden yenisini yapmaktan kesinlikle vazgeçmezsek var olanları da kapatmayı düşünmezsek bu bölgedeki yaşamın daha da kısalacağı net. Bunu bilim diyor!”

Avukat İsmail Hakkı Atal, İSKEN Sugözü Termik Santrali’nin etkileri hakkında ortaya konan bulgulara dayanarak politika oluşturulması gerektiğini söylüyor: “Tek bir termik santralden dolayı denizde balık kalmadıysa, hayvanlar sakat doğuyorsa, insanlar kanser oluyorsa, bu kadar çok termik santralin kurulduğu bir bölgede böcek gibi ölürüz! Ya bu termik santralleri engelleyeceğiz ya da bu bölgeden göç edeceğiz. Bu bölgede yaşanmayacak!”

Avrupa İklim Ağı’ndan Elif Gündüzyeli, EMBA Hunutlu Termik Santrali projesinin hâlâ durdurulabileceği görüşünde. Çin’in iklim kriziyle mücadele yönünde adımlar atma sözü verdiğini, santralin ise biyoçeşitlilik koruma alanı üzerine inşa edildiğini hatırlatan Gündüzyeli, Türkiye’de ithal kömüre dayalı enerji politikalarının bitmesinin, yerli kömüre dayalı politikalarınsa yavaşlamış olmasının geçerli dayanaklar olduğunu söylüyor ve projenin vakit kaybetmeden iptal edilmesi gerektiği belirtiyor.

Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Platformu (DAÇE), Adana Tabip Odası, Adana Ziraat Mühendisleri Odası, 350.org, Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe), Ekosfer, Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL), WWF-Türkiye ve YUVA Derneği tarafından başlatılan kampanyaya AdanayaTemizHava.org adresinden erişilebiliyor.
EMBA Hunutlu Termik Santrali projesinin iptali için başlatılan imza kampanyası ise Change.org/AdanayaTemizHava adresinde.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus