Koronavirüs salgınının hava kirliliği üzerindeki olumlu etkisini nasıl koruyabiliriz? Kopenhag, Kaliforniya ve Mexico City örnekleri

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında alınan önlemler bizi alıştığımız normalden çekip çıkardı. Şehirlerde trafiğin alışık olduğumuzdan çok daha seyrek hale gelmesiyle birçok kent sakini temiz havanın tadını çıkarmaya başladı. Kopenhag, Oakland ve Mexico City ise koronavirüsle gelen değişimi kalıcı hale getirmeye öncülük eden kentler arasında yer alıyor. The Guardian’ın küresel çevre editörü Jonathan Watts, bu üç şehirde daha çevre dostu bir trafik düzeni ve hava kirliliğiyle mücadele etmek için atılan adımları kaleme aldı. Yazının çevirisini sizlerle paylaşıyoruz.  

Dünyanın pek çok kenti, koronavirüs salgını nedeniyle karantina altındaydı. Önlemler zayıflatıldıkça, kentlerde yaşam normale dönüyor. Şehir planlamacıları ve çevre dostu örgütlenmeler ise karantina sürecinde kentlere nefes aldıran temiz havanın, karantina sonrasında da korunması için çabalıyor. C40 Şehirler İklim Liderliği Grubu’ndan Zoe Chafe, “Dünyanın dört bir yanındaki vatandaşlar, değişimin mümkün olduğunu gördü. Çatıya çıktığınızı ve hayatınızda ilk kez dağların zirve noktalarını net bir şekilde görebildiğinizi hayal edin. Bunun mümkün olduğunu fark etmek harika bir şey!” diyor.

Bu çatının Nepal’in Katmandu kentinde olduğunu düşünün. Katmandu sakinleri, on yıllardır ilk kez Everest Dağı’nı görebilmenin şaşkınlığını yaşıyor. Ya da 10 milyonun üzerinde nüfusa sahip Manila’da, Filipinler’in başkentinde bir çatıda olduğunuzu hayal edin. Uzun zamandır ilk kez Sierra Madre dağ serisini çıplak gözle görebilirsiniz. 

Chafe, küresel anlamda çevre kirliliğine son noktayı koyacak, kesin, hızlı ve bütün şehirlerde uygulanabilecek tek bir çözümün olmadığını vurguluyor. Ancak, bazı kentlerdeki uygulamalara bakarak, çevre temizliği, çevreci aktivizm, kentsel tasarım, teknolojik gelişmeler ve belediyecilik anlayışındaki değişimler konusunda ders alabileceğimizi vurguluyor. Bazı dünya kentleri, koronavirüs salgınından önce de daha çevreci bir kent olma yolunda ilerliyordu. İşte bunlardan üçü üzerinde duruyoruz.

Kopenhag

Kopenhag, çevreye zarar veren karbon gazlarının yayılımını azaltma konusunda en azimli kentlerden biri. Kentin 2025 hedefi, karbon yayılımını tamamen durdurmak. Bu da Kopenhag’ı, bisikletle ulaşımı merkezine alan trafik sistemini de düşününce dünyanın en çevreci kentlerinden biri haline getiriyor. 

Tabana yayılmış çevre aktivizmi ve bilinci, hükümetin çabaları ve yüksek vergiler Kopenhag’ın daha çevreci bir kent haline gelme yolunda ilerleyişini hızlandıran faktörler arasında yer alıyor. Eski fotoğraflara bakınca, örneğin 1970’li yıllarda, Kopenhag kentinde de otomobil kullanımının herhangi bir Avrupa kentinde olduğu kadar yaygın olduğunu görmek mümkün. Aynı dönemde kentin 100 bini aşkın sakini belediye meydanında “Sokaklarımızı geri istiyoruz!” diyerek, daha temiz bir kent taleplerini dile getirdi. O zamandan beri, şehir planlaması yapılırken yayalara ve bisikletlere daha fazla alan açılıyor, otomobiller için park alanları ise daraltılıyor. 

Daha temiz ve çevreci bir ulaşım için mücadele eden Danimarka Çevre Konseyi’nden Jeppe Juul, temiz bir çevreye sahip olmak için ilerleme kaydetmenin tamamen bu meseleye öncelik verip vermemekle ilgili olduğunu söylüyor. “Kopenhag’da yürümek iyi hissettiriyor,” diyor Juul ve ekliyor: “Yayalar ve bisikletliler, otomobillerden daha geniş bir alana sahip.” Kopenhag bu günlerde, dünyanın en bisiklet dostu şehri olmak için Hollanda’nın başkenti Amsterdam ile yarışıyor. Bunun için sadece bisiklet yolu yapılmıyor. Sürücülerin dinlenmek için bisikletlerini yaslayabilecekleri trafik ışıkları ve kahve bardaklarını yerleştirmelerine elverişli bisikletlerin tasarlanması anlamına geliyor. Hatta okul gezilerinin, birden fazla çocuğun sığabileceği “minibüs bisikletlerle” gerçekleştirilmesi anlamına geliyor. 

Kopenhag, 2025 yılına kadar karbon yayılımını sıfıra indirme planı kapsamında, fosil yakıtların kullanımından tamamen vazgeçmeyi hedefliyor. Bunların yerini büyük ölçüde biyokütle yakıtlarının, rüzgar enerjisinin ve jeotermal enerjinin alması planlanıyor. Örneğin, üzerinde çalışılan yeni bir bölgesel ısıtma altyapısı, binaların ısıtma kazanlarını hurdaya çıkaracak. Buna ek olarak şehir planlamacıları, belediyelerin atık yakma fırınlarının karbon salımını azaltmak için uygun filtreleme yöntemleri üzerinde çalışıyor. 

Bazıları, kentin yalnızca beş yılda karbon emisyonunu sıfıra indirebileceğinden şüphe duyuyor. Ancak Kopenhag Belediyesi’nden Mikkel Krogsgaard Niss, bu şüphelerin yersiz olduğunun geçmişte kanıtlandığını belirtiyor. Niss, “2014’ten 2020’ye kadar, karbon salımını yüzde 50 azalttık. Yani ilerleme kaydediyoruz” diyor. 

Kaliforniya (Oakland ve Los Angeles)

ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki Los Angeles, Oakland ve San Jose kentleri, 1980 yılından bu yana daha temiz bir çevre için oldukça etkileyici adımlar attı. 1980 öncesinde bu kentlerde yaşayanlar, yılın neredeyse 200 gününü havayı örten puslu bir tabakanın altında nefes almaya çalışarak geçiriyordu. Bugün ise, daha sıkı düzenlemeler, denetlemeler ve kömür kullanımının azaltılması ile hava kirliliği önemli ölçüde azaldı. Kent sakinleri, yılın 60 günü daha fazla temiz, mavi gökyüzünün tadını çıkarabiliyor. Bu kentler aynı zamanda daha çevre dostu ulaşım yöntemlerini teşvik etmek için çabalıyor. Dünyanın otomobil kentlerinden biri olarak bilinen Los Angeles’ta bile yerel yönetim kent sakinlerini, daha iyi hale getirdikleri toplu taşıma araçlarını kullanmaya teşvik ediyor. 

Ancak çevre kirliliğini azaltmak adına yürütülen çalışmaların en etkilisi, kent sakinleri ve çevre aktivistleri tarafından gerçekleştirildi. Bu girişimin önde gelen isimlerinden biri Margaret Gordon. Gordon, yaşadığı Batı Oakland bölgesinde çevre dostu ulaşımın sağlanması için sesini ısrarla duyurmaya çalıştı. Gordon’un yaşadığı bölge, trafiği yoğun iki otoyol, bir ticaret limanı, fabrikalar ve kömür terminali inşa edilmek istenen San Francisco Körfezi’ne yakın bir noktada yer alıyor. 

Margaret Gordon

Gordon, Batı Oakland Çevre Göstergeleri Projesi’ni kurdu. Proje kapsamında bilim insanlarıyla birlikte çalışan Gordon’un amacı, uzun zamandır savunduğu düşünceyi kanıtlamaktı: “Kentteki hava kirliliğinin etkilerini en çok hissedenler, düşük gelirli azınlık gruplarıdır.” Koronavirüs salgınıyla birlikte, virüsten etkilenenlerin sayısının da toplumun diğer kesimlerine oranla bu gruplarda daha yüksek olduğu tespit edildi. 

Baskı sonuç verdi. Kaliforniya Hava Kaynakları Kurulu, kent limanına, daha çevre dostu koşullar altında faaliyet göstermek için harekete geçmesi talimatını verdi. Limanda yaygın enerji kaynağı olarak elektrik kullanılıyor ve inşa edilmesi planlanan kömür santrali rafa kaldırıldı. Yetkililerin açıklamalarına göre, liman bölgesinde hava kirliliği 2008 yılına oranla yüzde 74 oranında azaldı. Gordon, daha fazlasını hedefliyor, “Pencerelerimizden izlediğimiz manzara siyahtan griye döndü ama daha atmamız gereken çok adım var” diyor. 

Mexico City

Hava kalitesi ve şehir planlaması açısından belki de en büyük heyecan Mexico City’de yaşanıyor. Orta Amerika ülkesi Meksika’nın başkenti, 1992 yılında “dünyanın en kirli başkenti” seçildi. Ancak o günden bu güne hava kalitesini iyileştirmeyi başardı. Mexico City’nin havası, 5 milyona varan nüfus artışına rağmen daha temiz hale geldi. 

Bugün Mexico City, dünyanın en çevre dostu belediye başkanlarından birine sahip. Claudia Sheinbaum Pardo, kentin ilk kadın belediye başkanı ve aynı zamanda çevre dostu enerji üretimi üzerinde çalışan bir bilim insanı. Sheinbaum, Birleşmiş Milletler (BM) Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ndeki çalışmalarından dolayı 2007 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Mexico City Belediye Başkanı Claudia Sheinbaum Pardo

Mexico City’de hava kirliliğini en çok artıran faktör trafik. Başlangıçta, otomobillerin şehir trafiğine çıkışını plakalarına göre kısıtlayan Hoy No Circula sistemi ile kentteki trafik yoğunluğu azaltılmak istendi. Ancak bunun öngörülemeyen olumsuz sonuçları oldu. Örneğin, kentin zengin sakinleri, haftanın her günü trafiğe çıkabilmek için daha fazla otomobil satın aldı. 2006 ile 2016 yılları arasında kentteki araç sayısı neredeyse ikiye katlandı. Şimdi ise kentteki azot ve karbondioksit kirliliğinin yüzde 70’i bu çok sayıda araçtan kaynaklanıyor. 

Daha önceki yönetimler benzin kullanım standartlarına yönelik kuralları sıkılaştırarak, önlemleri artırarak ve şehrin önemli noktalarını araç trafiğine kapatarak daha çevre dostu bir kent trafiği için ilerleme kaydetti. Sheinbaum ise daha fazlasını hedefliyor. Karbon salımını azaltmak adına standartların iyileştirilmesini, elektrikli ve yarı elektrilikli araçların daha yaygın olarak kullanılmasını sağlamak istiyor. 

Mexico City’nin hava kalitesini iyileştirmek için çalışan ekibin bir üyesi olan Marco Balan’a göre, 1988’den bu yana kentte ozon oranı yüzde 46 azalırken, kirliliğe neden olan daha büyük çaplı atmosferik partiküllerin oranı da yüzde 74 düşüş gösterdi. Balan, “Penceremden baktığımda çok daha iyi bir manzara ile karşılaşıyorum. Ancak henüz uzun bir yolun başındayız” diyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus