Müslüman Z kuşağı anlatıyor: “Bizi şükretmeye alıştıramazlar, geleceğimiz yoksa korkumuz da yok”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Z kuşağı, 1996 yılından sonra doğan gençleri tanımlamak için kullanılıyor. Türkiye’de 2023 yılındaki seçimlerde 7 milyon genç oy kullanacak. Z kuşağı, daha önceki kuşaklarda görülmemiş oranda bir değişim içinde. Gezici Araştırma Merkezi’nin 2018 yılında yaptığı ‘’Z kuşağına ait araştırma raporu’’na göre, bu kuşağın yüzde 15,7’si namaz kılma, oruç tutma gibi dini inançlarını yerine getiriyor. Yine rapora göre, gençlerin yüzde 55,8’i de bu gereklilikleri yerine getirmediğini söylüyor. Medyascope’tan Sema Kızılarslan, kendilerini ‘’muhafazakâr-dindar’’ olarak tanımlayan, Z kuşağına mensup üç gençle, hayata ve dine dair düşüncelerini, sorunlarını ve gelecekten beklentilerini konuştu.

Ayşe (*) 21 yaşında ve üniversite öğrencisi. Kendini “özgürlükçü bir Müslüman” olarak tanımlayan genç bir kadın. Önceki kuşaklardan farklı olarak, geçmiş Türkiye’nin daha kötü olmasını bir şükür sebebi olarak görmediğini söylüyor:

‘’Z kuşağını şükretmeye alıştıramazlar, geleceğimiz yoksa korkumuz da yok’’

‘’Türkiye’de yaşayan bir genç kadın olarak fikirlerimi aktarırken ismimi gizleyecek olmamı gözardı ederek başlayalım.

Y kuşağı tarafından bizlere defalarca geçmiş zaman iktidarları anlatıldı. O dönemde yaşanan baskılar, Müslüman kadınların çektiği sıkıntılar… Konu ne olursa olsun hep bu noktada buluştuk siyasal İslamcılarla. Şu an nasıl bir haksızlık yapılırsa yapılsın hep ‘Geçmiş dönemde daha kötüydü’ dendi. Oysa eskiden daha kötü olması şu anı iyileştirmemizi engellemiyor. İyileşmeye çalışmak yerine kötüye şükreden Y kuşağıyla savaşıyoruz biz gençler olarak. Özgürlüklerin kısıtlandığı Türkiye’den, ‘başka’ özgürlüklerin kısıtlandığı Türkiye’ye gelme serüvenimizi görmek çok zor değil. Biz Z kuşağı olarak, bu serüvenin cezasını halihazırda çekiyoruz.

Bugün İslam adına konuşanların, elinde Kur’an-ı Kerim sallayanların yaptığı haksızlıklar beni ve birçok Türkiye gencini dinden uzaklaştırdı. ‘Bunca haksızlığı yapanlar müslümansa ben değilim’ dedirtiyorlar artık insanlara. Oysa suçu İslam’da aramak yerine kişilerde aramak gerekir. İslam temsil dinidir. Bu dini güzel temsil edemiyorlar.

Korkunun duygu olmaktan çıkıp bir imparatorluğa dönüştüğü Türkiye’de genç olmak, yaşamaya çalışmak oldukça güç. Fakat Z kuşağını şükretmeye alıştıramazlar. Geleceğimiz yoksa korkumuz da yok.’’

‘’Yönetim şekli olarak şeriatı tercih etmiyorum’’

Melike (*) 23 yaşında. Psikoloji bölümü mezunu. Melike kendisini “özgürlükçü, feminist ve Müslüman” olarak tanımlıyor. Bireysel hak ve özgürlüklerinin elinden alınma endişesini yaşamadığı bir ülke istediğini anlatıyor:

‘’Geçen sene üniversiteden mezun oldum. Psikologluk yolculuğumun başındayım. Bu bilgileri vermemin sebebi de okuduğum bölümün hayatı algılayışımı büyük bir açıdan tekrar şekillendirmiş olması.

Toplumların korkuyla ne hale gelebileceğini, sözde ‘iyiliğimiz için’ başlayan yasak ve sansürlerin hangi noktalara ulaşabileceğini anladığımı düşünüyorum ve yaşadığım ülkenin de bu yollardan geçtiğini görüyorum ve elbette üzülüyorum.

Ben bir Müslümanım, evet. Yönetim şekli olarak şeriatı tercih etmiyorum, hayır. Herhangi birinin, herhangi bir dini istediği şekilde yaşayabileceğine inanıyorum. Geçmişte yapılan haksızlıkları kınarken bugün yapılan haksızlıklara göz yummak benim için mümkün değil. Demokrasiye ve özgürlüklere inanıyorum. Kişilerin ifade özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü kullanırken kullandığı mecraların (kitaplar, sosyal medya içerikleri, TV kanalları vb.) herhangi bir şekilde sansüre uğramasını asla kabul etmiyorum. Hoşumuza gitse de gitmese de bir kişinin sadece söylemleri üzerinden ceza almasını uygun bulmuyorum.

İslam ise benim iç dünyam ile olan bir meselem, ben kendi doğru ve yanlışlarımı buna göre düzenleyebilirim, bunu istediğim şekilde hatta bazı günahlara girecek şekilde de düzenleyebilirim. Bu sadece beni ilgilendiren bir meseledir. Ben herhangi birine dinim doğrultusunda bir şeyi dikte edemem, bana sorulmadan bu konuda vaaz veremem. Ben dinimi özgürce yaşarken başkalarının özgürlüklerine burnumu sokamam. Aynı şekilde başka insanlar da siyasi aktörler de benim hayatıma, herhangi bir dini içerik ile burnunu sokamaz. Bunlar benim ilkesel duruşum ve beklentilerim elbette. Gerçekleşiyor veya gerçekleşecek mi emin değilim.

Devlet organlarının kişisel hak ve özgürlüklerden daha değerli olduğunu düşünmüyorum. Bireysel hak ve özgürlüklerin korunduğu bir ülkede yaşamayı istiyorum. Twitter’dan bir tweet attığı için kimsenin gözaltına alınmasını istemiyorum. Devlet eliyle yapılacak sansürü bir şey için bile savunursak bu şey en sonunda bizi susturacak bir araç haline gelebilir, bunu biliyorum. Özgürlüklerimi bir siyasi iktidarın eline vermek istemiyorum.

Ne umutlu ne umutsuzum bu konuda. Umuyorum ki gelecek yıllarda tedirginlik yaşadığımız bu ortamları daha güvenli bir hale getirmemiz mümkün olur.’’

‘’Bu coğrafyadan İslam kültürünü çekip aldığınız zaman geriye kocaman bir hiç kalır’’

Mustafa (*) ise 22 yaşında, ilahiyat okuyan genç bir erkek. İslam’ın bir yaşam tarzı olduğunu düşünen Mustafa, gelecekteki Türkiye’de İslami hükümler ile yargılanmak istediğini söylüyor:

‘‘Şu an, özellikle ailesi Müslüman ama kendisi ateist olan yaşıtlarım arttı.  Ama İslam’ın yaşatılması ve yaşaması için ne bize ne de bir siyasi partiye ihtiyaç yok. 1400 asırdır var ve hep var olacak. Ailelerinin yanlış İslam’ı anlatması ya da kendilerinin moda olan ‘dinsizliğe’’ ayak uydurduğunu düşünüyorum. İnanın, bir deprem ya da büyük bir  felaketle hepsi tekrar dinine dönecek. Çünkü İslam üzerine yetiştirilen herkesin içinde yeşermeyi bekleyen bir inanç vardır. Ne yazık ki bazı insanlar ‘Oh ne güzel, gençler dinsizleşiyor’ diyor. Kimse farkında değil ama bu coğrafyadan İslam’ı, İslam’ın ahlakı ve kültürünü çekip aldığınız zaman geriye kocaman bir hiç kalır.

Benim hayat tarzım, genç erkek olarak İslamiyet’e uygun olmak zorunda. İslam bir yaşam tarzıdır. Kuru kuruya bir inanç değildir. En nihayetinde amacım ve hedefim; bütün dünyaya İslam’ı tanıtmak. Kendi hükümlerimle -yani İslami hükümlerle- yargılanmak. İsteyen ‘Meydan bize kaldı, Z kuşağı bizim cephemizde’ desin, isteyen ‘Yobaz bunlar’ desin. Eninde sonunda hepimiz Allah katında bir hesaba çekileceğiz. Ben o gün ‘Allah’ım, dinini yaymak için yaşadım ve öldüm’ demek için yaşıyorum

İslami genç Z kuşağı yok gibi de var gibi de değil mi? Çünkü kimsenin bizi ve bizim düşündüklerimizi merak ettiği yok. Bizi AKP sanıyorlar. Bu algı nasıl değişir bilmiyorum.’’

(*) İstanbul, İzmir ve Sakarya’da yaşayan 21-23 yaş aralığındaki gençlerle WhatsApp üzerinde konuştuk. Anlatıcılarımızı hem güvenlikleri için hem de kendi istekleri doğrultusunda gerçek olmayan isimler ile adlandırdık.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus