Cemal Kaşıkçı davası başladı: Keşif talebi reddedildi, dava 24 Kasım’a ertelendi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Suudi Arabistan Krallığı İstanbul Başkonsolosluğu’na 2 Ekim 2018 tarihinde girdikten sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı katlettikleri iddiasıyla 20 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması bugün yapıldı. Davanın bir sonraki celsesi 24 Kasım’da.

Davada sanıklar gıyaben yargılanırken cinayet anında Başkonsolosluk kapısında bekleyen Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz, Birleşmiş Milletler (BM) Özel Raportörü Agnes Callamard, insan hakları örgütleri temsilcileri ve uluslararası basın kuruluşları davada hazır bulundu. Koronavirüsten korunma önlemleri çerçevesinde davaya sınırlı sayıda izleyici ve gazeteci alındı.

Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Agnes Callamard

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 20 sanıklı ilk duruşmada savcılık, 18 sanık hakkında “tasarlayarak ve canavarca hisle eziyet çektirerek kasten öldürme” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep ederken, firari iki sanık Ahmet bin Muhammed el-Asiri ve Suud el- Kahtani içinse “azmettirme” suçundan yine ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istedi.

Cengiz: “O konsoloslukta uçan kuştan bile şikayetçiyim”

Duruşmada “müşteki” sıfatıyla ifade veren Cemal Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz, “Türkiye’nin güvenilir bir yer olduğunu düşünüyordu. Ben Cemal’in öldürüldüğünü ilk kez basından öğrendim. 19 Ekim gecesi Suudi rejiminin resmi Twitter mesajından öğrendim. Büyük bir ihanet ve kandırmacayla Cemal konsolosluğa çağırıldı. O konsolosluktaki tüm insanlardan şikayetçiyim. Orada uçan kuştan bile şikayetçiyim. Şoföründen, çaycısından, herkesten” dedi.

Cengiz’in avukatı Gökmen Başpınar, konsoloslukta keşif yapılarak tanıkların orada dinlenmesini istedi, mahkeme bu talebi reddetti.

Kaşıkçı’nın ikilinin evlilik işlemleri için başkonsolosluğa gittiğini, cinayetin gerçekleştiği ikinci ziyarette ona eşlik ettiğini anlatan Cengiz ifadesinde şunları söyledi: “İlk gidişinde endişesini bildiğim için yanında olmak istedim. Konsolosluktan ‘Geldiğinde bize telefonla haber ver’ dediler. Cemal telefon etti, konsolosluğa geleceğini söyledi. Sonra konsolosluk haber vereceğini söyledi. Konsolosluktan Ekrem diye birisi aradı, haber verdi gelebileceğini söyledi. Cemal o gün genel olarak üzüntülüydü ama endişe içinde değildi. O içeri girince orada beklemeye başladım. 3 ila 3,5 saat bekledim. Aklımdan böyle bir şey yapacakları geçmedi. Onun iyi niyetli olmasını sigorta olarak düşündüm. Girer girmez hemen arkasından girmeye çalışsaydım da giremeyecektim. Çıkmayınca endişelendim ve kardeşimi arayıp konsolosluğun çalışma saatlerini sordum.”

Uzun beklemenin ardından Kaşıkçı’nın ortaya çıkmaması üzerine endişelendiğini anlatan Cengiz, “Kapıda bekleyen Türk polisine gittim ‘Cemal içeri girdi ama çıkmadı’ dedim. Polis şaşırdı. Yüz ifadesinden haberi olmadığını anlayınca konsolosluğu aradım. Telefonda konuştuğum Cemal’ın çıktığını ve bulunduğum yerde kalmamı istedi. 25-30 yaşlarında bir Suudi genç geldi. Demir parmaklarının yanında endişe verici korku dolu bir yüz ifadesi vardı. ‘Ben odaları kontrol ettim, hiç kimse yok’ dedi ama yüzüme bakamadı” dedi.

Yasin Aktay: “Suudi Arabistan’daki gazeteciler kaçmak zorunda kaldı”

Cengiz’den sonra Yeni Şafak gazetesi yazarı, AKP Genel Başkan Danışmanı ve Kaşıkçı’nın yakın dostu Yasin Aktay tanık olarak dinlendi.

Arkadaşını “Kaşıkçı, Arap Baharı’na muhalefeti olumlu bulmuyordu. Kaşıkçı’nın bu eleştirileri de saygıyla karşılanıyordu. Kral Abdullah yönetimi onu saygıyla karşılıyordu. Gerçek anlamda özgür düşünceli, ülkesine yararlı biriydi” sözleriyle anlatan Aktay, Kaşıkçı’nın Muhammed bin Salman’ın ülkesini demokratikleştirmeye niyeti olmadığını anladığını anlattı.

Aktay ayrıca, “Kaşıkçı Yemen’e, Katar’a yönelik uygulamalardan rahatsız olduğunu da söylemişti. Kaşıkçı tweet atmaktan, yazı yazmaktan men edildi. Durumun kötüleşeceğini anlayınca da ülkeden kaçtı. Suudi Arabistan’da herkes Salman’ın hatalı politikalarını alkışlarken gazeteciler ABD’ye kaçmak zorunda kaldı” diyerek Suudi Arabistan’ın basın özgürlüğü karşıtı politikasını eleştirdi.

Keşif talebi reddedildi

Aktay’ın ifadesinden sonra Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda ulaşım, temizlik ve teknik işlerden sorumlu çalışan yedi kişi daha tanık olarak dinlendi. Yedi kişi de ifadelerinde olay günü kendilerine mühendislerin geleceğinin ve bu nedenle konut kısmına geçmelerinin yasak olduğunun söylendiğini beyan etti.

Tanıkların beyanlarından sonra sanık avukatları söz aldı. Avukatlar müvekkillerine ulaşamadıklarını “aleyhe beyanlara katılmadıklarını” söyledi. Hatice Cengiz’in avukatı Gökmen Başpınar ise olay yerinde keşif yapılmasını talep etti. Mahkeme sanıklar hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emirlerinin ve kırmızı bültenin aynen devamına hükmederken keşif talebini reddetti ve bir sonraki duruşmanın 24 Kasım günü saat 09.35’te yapılmasını kararlaştırdı.

Cemal Kaşıkçı kimdi?

Washington Post yazarı ve Ortadoğu üzerine değerlendirmeleriyle dünya çapında tanınan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, Sovyet güçlerin Afganistan’ı işgali, El-Kaide lideri Usame bin Ladin’in yükseliş öyküsü gibi önemli haberlere ve yazı dizilerine imza attı.

Aslında Kaşıkçı, uzun bir dönem boyunca Suudi Arabistan kraliyet ailesiyle oldukça yakındı ve hükümette danışman olarak görev aldı. Ancak 2017 yılında, eleştirileri nedeniyle iktidar ile ters düştü ve kendi isteğiyle ABD’ye sürgüne gitti.

ABD’de Washington Post gazetesi için aylık köşe yazıları yazdı. Yazılarında sık sık Suudi Arabistan Krallığı’nı yöneten Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın politikalarını eleştirdi. Washington Post’daki ilk yazısında Salman’ın medya üzerindeki baskısının sonucu olarak tutuklanmaktan korktuğunu kaleme aldı.

Ne oldu?

Kaşıkçı İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na ilk defa 28 Eylül 2018’de, Türkiye vatandaşı nişanlısı Hatice Cengiz ile evlenebilmek için, önceki eşinden boşandığına dair resmi bir belge almaya gitti. Kendisine belgeyi 2 Ekim günü başkonsolosluktan teslim alabileceği söylendi.

2 Ekim’de Kaşıkçı ve nişanlısı Cengiz başkonsolosluğa beraber gitti. Güvenlik kameraları Kaşıkçı’yı saat 13:14’te başkonsolosluğa girerken görüntüledi. Türkiye toprağında güvenli olduğunu düşünen Kaşıkçı, tedbir olarak nişanlısına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanını arayabileceği iki telefon verdi.

Cengiz, verdiği ifadeye göre Kaşıkçı’nın konsolosluktan çıkmasını en az üç saat boyunca bekledi. Bu noktada Türk yetkililer duruma dahil oldu ve uluslararası camia Suudi yetkililere açıklama yapmaları konusunda kamuoyu baskısı oluşturdu.

Cinayet uluslararası baskıyla itiraf edildi

Suudi Arabistan başta Kaşıkçı hakkında bilgi sahibi olduklarını inkâr etti. Prens Muhammed bin Salman gazetecilere, Kaşıkçı’nın “birkaç dakika, en fazla bir saat sonra” başkonsolosluktan çıktığını, kendisinin “saklayacak bir şeyi olmadığını” söyledi. Olaydan yaklaşık bir ay sonra ise uluslararası baskı sonucu Suudi yetkililer açıklamalarını değiştirdi ve bu kez Kaşıkçı’nın konsoloslukta çıkan bir “kavga sonucunda” öldüğünü iddia etti.

Artan baskılar sonucu, Suudi yetkililer, Kaşıkçı’nın “bağımsız hareket eden” bir ekip tarafından öldürüldüğünü söyledi. Suudi yetkililerin açıklamasına göre bu ekip, Kaşıkçı’yı Suudi Arabistan’a dönmeye ikna etmek için İstanbul’a gönderilmişti. Ancak emirlere karşı çıkıp Kasıkçı’yı öldürmüştü. Yani sorumluluk ne Prens Salmaan’da ne de başkonsolosluktaydı.

Türk yetkililer ise Suudi ajan ekibinin “Suudi Arabistan hükümetinin en üst düzeyinden gelen emirler” ile hareket ettiğinde ısrarcı oldu. 15 Suudi ajanın suikasttan önce İstanbul’a geldiğini belirten yetkililer, Kaşıkçı’nın başkonsolosluğa girer girmez öldürüldüğünü, ardından vücudunun parçalara ayrılıp başkonsolosluktan çıkarıldığını açıkladı.

Olayın, Prens Salman’ın babası Kral Salman’ın bilgisi dışında geliştiğine inandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kral Salman’a güvenmemek için bir sebebim yok” açıklamasını yaptı.

BM raportörü Callamard: Salman bu resmin bir yerinde, hesap vermeli

Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Agnes Callamard’e göre, Kaşıkçı, “Suudi Arabistan’ın bilinçli, önceden planladığı, yasadışı bir suikastın kurbanı oldu.” Callamard, Prens Salman ve başka üst düzey yetkililerin suikasttan bireysel olarak sorumlu olduğuna dair “güçlü deliller olduğunu” açıklamıştı.

Suudi Arabistan, Türk yetkililerin genetik testler yürütmesi için konsolosluğa alınmasına iki hafta sonra izin vermişti. Callamard’ın incelemesi bu süre içinde başkonsolosluğun “ince bir temizlikten” geçtiğine dair deliller içeriyor.

Cesedin Türkiye’yi terk eden Başkonsolos Muhammed Uteybi‘nin ikamet ettiği rezidans yerleşkesine getirildiği ise kesin olan bulgu. Cemal Kaşıkçı konsolosluğa girdikten iki saat sonra, saat 15:08’de 34 CC 1865 plakalı bir minibüs konsolosluk kapısına yanaştı. Daha sonra ise bu araca valiz ve siyah poşetler yüklendi. Araç daha sonra Başkonsolos Uteybi’nin kaldığı konuta gitti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da başkonsoloslukta incelemelerde bulunan ekiplerin “yeni boyanmış duvarlarla karşılaştıklarını” söylemişti.

Callamard bugün mahkeme sonrası yeniden kameralar karşındaydı. Callamard, “Muhammed bin Salman bugün kesinlikle burada olmalıydı. Suçlu mu değil mi, suçu örtbas ederken başarısız mı oldu; bunlarla ilgili delil sunacak olan ben değilim. Ancak Salman bu resmin bir yerinde duruyor. Bu bir cezai sorumluluktur. Güvenmemiz için burada olması gerekir” dedi.

“Bugün burada bulunarak dünyanın farklı noktalarındaki diktatörlere ‘Siz biz gazeteciyi öldürüp kurtulamazsınız’ mesajını veriyoruz. Bugün önemli bir gün çünkü konu artık mahkemede de resmiyet kazandı, adalete konuyu sevk ettik” diyen Callamard, BM olarak davanın takipçisi olacaklarını söyledi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus