Bir sürtme bilimi olarak coğrafya: “Dünyanın egzotizminin suyu çıkarılmış durumda, artık gezi filan yapılamaz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Coğrafyacı Gilles Fumey, Libération’da yazdığı yazısında, yolculuk, yolculuğun anlamı ve Batılı gezginlerin yolculuk algısı üzerine yazdı. Haldun Bayrı çevirisi.

29 Mayıs 2001’de Paris’te Café de Flore’un birinci katında, sıkış tıkış, terden sırılsıklam yüz kişi kadardık. Coğrafyacı Maud Lasseur coğrafya temalı o akşamı harikulâde bir biçimde aksettirmişti. Çağdaş bilimsel coğrafyanın daha ziyade “uzaktan” gezmeye dayandığını biliyordu. Antropoloğun (M. Augé, C. Lévi-Strauss), sosyoloğun (J.-D. Urbain), tarihçinin (J. Chesnaux, D. Roche) aksine, coğrafyacı “geziye çıktığında, yolcu akışından güçlükle ayırt edilebilir” (A. Frémont) (1).

Jean-Louis Tissier için, “coğrafyacıların ‘kara kutu’sunda yolculuktan bazı izler bulunabilir: saha defterleri, notlar ve çizimler, daha sık olarak da fotoğraflar ve onlara eşlik eden yorumlar”. Bunun ilk örneği P. Vidal de La Blache’ın defterleridir. 1904 sonbaharında, uzun bir seferden dönüşte, “Pullman otobüsle altı haftada yerkürenin bir bölümünü apar topar görmekten özel bir coğrafya zevki” aldığını ve “Pullman’ın düşünmeyi kolaylaştırdığı”nı kaydediyor. Otuz yıl sonra, coğrafyanın tanınmayan bir best seller’ı, hem gözlemi hem geçirgenliği belgeliyordu. 1936’da popüler turizmin doğduğu anda, hareketlilik hakkının tanınmasından faydalanmaya yönelik davranış tavsiyeleri veren Pierre Deffontaines’in, “Faal Yolcunun Ufak Rehberi”dir bu (Le petit guide du voyageur actif). Son bir hatırlatma, gezi tecrübesiyle sunulan bir coğrafyacı eseri, Jacques Weulersse’in “Siyahlar ve Beyazlar”ı (Noirs et Blancs), Orta ve Güney Afrika’da bir yolculuk anlatısı, eşsiz örnek, André Gide, Albert Londres ve Georges Simenon karşısında ezilmemektedir.

Coğrafya: Sürtme bilimi

Bugün, yolculuk ve yolcular akışa dönüşmüştür; ağları katederek yerçekimi yasalarına boyun eğerler; Houellebecq’in deyişiyle temel parçacıklardır; bu bakımdan da haletiruhiyeden yoksundurlar. Mekân anlaşılmıştır, açıklanmıştır, muhtemel sürprizleri ve halledilecek pürüzleri kalmamıştır… “Coğrafya kültürünün bileşenleriyle yer koşulları ve katedilen ekümen biçimleri arasındaki aktarmalar işlemektedir. Coğrafyayı, dünyanın bilgisiyle pürüzleri arasında bir sürtme bilimi olarak tasarlamak gerekmez mi?” (J.-L. Tissier)

“En büyük coğrafyacılar kördür”

Gezgin yazar Gilles Lapouge [2], 1942’de coğrafyayı Ernest Bénévent’ın derslerini izlediği Marsilya’da keşfetmiştir. “Ömrünü bize genelkurmay haritalarının nasıl okunduğunu öğretmekle geçiriyordu… Aix ile Marsilya arasındaki tramvay gezilerimin bana sunduğu manzaralarla daha çok ilgilendiğimi itiraf etmeliyim”. Bununla birlikte ikinci bir keşif daha olmuştur. Manosque’ta, Jean Giono’nun bürosunun her tarafı harita doludur. Bu yazar, romanlarını meskeninden ayrılmadan yazdığını ileri sürmektedir; harita sayesinde, gerçekliği doğrudan gördüğünden daha iyi algılıyormuş. “Üzerinde çalıştığı yere doğru hareket ettiğinde, daha çok bulutlara bakardı…” Harita hareketsiz bir yolculuk imkânı verir; coğrafyacıyı gezginle zıtlaştıran da bu yerleşiklik melekesidir. Öyleyse, yolculuk yararsız, tehlikeli midir? Henri Michaux’nun o korkunç cümlesini getirelim aklımıza: “Dünyanın egzotizminin suyu çıkarılmış. Artık gezi yapılamaz…” (“Ekvator: Gezi günlüğü”).

Henri Michaux

Gilles Lapouge, görme engelli coğrafyacıların ve gezginlerin sayısına şaşırıyordu: Başta Homeros olmak üzere, resimlerini karanlık bir odada yapan aşırı miyop Vermeer zikredilebilir. Görme arzusu nasıl yaşanır?

Jean-Marc Besse’e göre, “Her insanın yolculuk karşısında kendine sorduğu paradoksal soru acılıdır: Her yere gidilebildiğine göre, nereye gitmeli? Petrarca gibi, ‘asıl yer, nihayet olabildiğim tek yer’ arandığı vakit, dünyanın hangi parçası arşınlanır? Yolculukta, haz ile hüsranın o bağlaşması vardır.”

Yola bir çıktığında, gezici keşiş, tarihi boyunca tam da kaybolmamak için bir araç gibi kendini sunan coğrafyadan yararlanır. Haritalar ve rehberler riskleri bertaraf etmeyi sağlar. Haritaların güzelliği, rehberlerin kalitesi zihinde yolculuk yapmayı sağlar. “Her şeyi açıklar, parçayı tekrar bütüne yerleştirir.”

“Ötekilerin dünyasında gezinmek”
Emmanuel Lézy

Coğrafyacı ve gezgin Emmanuel Lézy’ye göre, “Yolculuk öncelikle bir tanışmadır. Tanımaktan ziyade sevmek söz konusudur. Bu bakımdan, körlüğün bir koz olduğuna kuşku yok”. Ses yoluyla, hâle yoluyla, ötekiyle ve yerlerle ruh birliği etmeyle geçen derin bir tanışmaya mecbur kılar. “Amazon ülkesinde, herkes kördür”: Orman bir gecedir, yataylıkların yittiği bir yerdir, orada her şey gölge ve dikeylikten ibarettir. Yoklayarak ilerlenir orada; yönünü tayin etmek için ufuktan ve gökyüzünden başka işaret noktalarını izler görünen bir Yerli’nin rehberliğinde… İtilip kakılan, kötü muamele gören, tükenen yerlerin değerini ve acısını, koku alma ve işitme halüsinasyonlarıyla dolu bir tahassüs girdabında hissederiz. Yolunu kaybetmektir bu… Ve aniden, savanaya giriş, ışık, özgürlük duygusu… O orman-savana sınırının hesabını harita ya da biyocoğrafya veremez!

Coğrafî yolculuk değişti, artık sadece yatay bir yer değiştirme değil. Aynı zamanda ötekilerin dünya algısında bir yolculuk bu. Dikey bir yolculuk. Düşük yoğunluklu bölgelerde, bir insanla umulmadık bir karşılaşma daima bir uçuştur, oluşan ilişki daima daha yoğundur. Yerel psikotroplar kullanılırsa, bir başka bilinç düzeyinin keşfini ve manevi cinsten bir yakınlaşmayı mümkün kılarlar. Bedenin dışına bir taşınmadır, bir triptir. “Coğrafyacı daima sınırları (hem düz hem mecâzî anlamda) ihlâl eden bir insandır”. Eninde sonunda bir sanatı paylaşmak da, ortak bir mekân açmaktır, karşılaşmaya aracılık eden bir yer. Yolculuk cinselliğe yakınlaşır. Kişisel bir uyarılma değildir, ötekiyle ruh birliği etmektir. İnsanın cinsellikle olduğu gibi, coğrafyacıların da yolculukla muğlak bir ilişkileri vardır. “Bundan bahsetmezsiniz, ama düşlersiniz onu…” Birçok coğrafyacının tam da gezi fantazmlarını meşrulaştırmak için coğrafyacı olduklarına inanası gelir insanın. Bu meşruluk, Emmanuel Lézy’ye göre, “vasıta olmak”tan, kültürel “aracılık”tan gelir (sömürgeleştirmenin ilk başlarında Afrika ya da Latin Amerika köylerine, henüz birbirinden haberi olmayan iki dünyanın arabulucuları haline gelmeleri hedeflenen Avrupalı çocuklar “salıverilmesi”ne aften). Zira gezi, “iletişim kuran bir insanlık” yaratmaya varmalıdır. Bireysel bir kaçış değildir, döngüsel bir yer değiştirmedir. İlk çember, geziye bahane, dayanak ve onu önceleme bakımından okuma olurdu. İkincisi fizikî yer değiştirmeyle çizilir. Üçüncüsü ise, dönüş ve bir “fidye ödeme” biçimi, bencil tecrübeden cömert tecrübeye geçme yolu olan yazıdır.

Tartışma

Turist denen o … modern yolcuyu biraz unutmadık mı?

Bu akşam, bütün “hebâ edilmiş” yolculuklardan bahsetmeyi unuttuk gibi geliyor bana. Claude Lévi-Strauss’un Hüzünlü Dönenceler’deki ilk sözlerini düşünmeden edemiyorum: “Gezilerden ve gezginlerden nefret ederim”. Bizim dönemimize özelliğini veren, bence hebâ olan gezidir, hakikaten gezmeyen turisttir.

E. Lézy : Benim için hebâ edilmiş olan tek gezi, dönülmeyendir, hakkında hiçbir şey anlatılmayandır.

M. Muszlak : Turistin dünyaya girdiği, oysa gezginin dünyayı içine aldığı da söylenebilir. Kör örneğini tekrar alıyorum: “Görülen gezi”yi “yaşanan gezi”den ayırt etmek gerek. Çoğu insan için gezi, daha önce gördüğünün basit bir yeniden tanınmasıyla sınırlıdır, özellikle de belgesel filmlerde. Keşif gezileri olan geçmişteki yolculuklarla hayli önemli bir farktır bu. Bu akşam konuşanların yarısının, notlarını okuduklarını görünce çok şaşırdım. Önceden imal edilmişiz, programlanmışız. Geziye çıkmak kaybolmayı kabul etmektir. O meşhur “Bu gezi çok ilginçti!” sözünün tersidir bu.

C. Cabasset: Kaybolmak coğrafyacı ve gezgin için bir şans gibi geliyor bana. Bir tehlike değil bu. Anlamanın, ötekiyle kaynaşmanın bir yolu bu.

Gilles Lapouge’a soru: Yolculuğa hızın girmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? — Bütün hızları kabul etmek gerekir. Bununla birlikte, gezginle turist arasındaki fark, gezginin yavaşlığıdır; onun yürümesi ve yürüdükçe güzergâhını icat etmesidir. Dünyaya biraz daha sahih bir bakış yöneltme tasarısına karşıdır hız…

———–

(1) «Le géographe et le voyage» başlığıyla, Le magazine du Centre G. Pompidou, n°94, 1996.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus