Selahattin Demirtaş’ın farkı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Selahattin Demirtaş ile yaptığımız söyleşinin ve gelen tepkilerin düşündürdükleri.

Yayına hazırlayan: Fehimcan Şimşek 

Merhaba iyi günler, iyi haftalar.  Okuyanlarınız vardır, Selahattin Demirtaş’la bir söyleşi yaptım. Bu sabah yayınladık Medyascope‘ta. Yaklaşık 6 saat oldu ve 6 saat içerisinde gelen tepkiler, eleştiriler, yorumlar vs., bütün bunlara baktığımızda ya da ben baktığımda Selahattin Demirtaş’ın nasıl farklı bir siyasetçi olduğunu bir kere daha gördüm. Herhalde başkaları da fark etmiştir. Birçok açıdan farklı bir siyasetçi. Hem öncelikle HDP içerisindeki diğer siyasetçilerden, yani kendi bulunduğu yapı, hareket içerisindeki diğer siyasetçilerden farklı. Onun ötesinde muhalefetteki diğer siyasetçilerden, liderlerden farklı ve ama genel olarak bakıldığı zaman Türkiye’deki siyasetçilerden farklı bir durumu var. Bu söyleşi bir kere daha bunu gösterdi bence.
Öncelikle söyleşinin hızlıca bir öyküsünü anlatayım. Ben aylar önce kendisine kendisiyle bir söyleşi yapmak istemiştim, ama o tarihlerde siyaset konuşmak istemediğini söylemişti. Edebiyat çalışmalarının daha fazla konuşulmasını istiyordu ve reddetmişti. Bu da açıkçası benim canımı sıkmıştı. Uzun bir süre böyle kaldı ve geçtiğimiz günlerde yaptığı, T24‘te çıkan yazısı ”Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” ve ardından sosyal medyada yaptığı ittifak önerisi üzerine bir değerlendirme yaptım. O değerlendirmenin ardından tekrar şansımızı denedik ve bu sefer hızlı bir şekilde bu söyleşi gerçekleşti. Orada hem kızlarıyla görüştürülmemesi gibi özel meseleleri de, ama HDP üzerine de, ittifak, muhalefet, iktidarla ilişki, geçmişle ilişki gibi birçok konuda, Kürt sorunu üzerine birçok konuda ona aşkın soruyu cevapladı. Keşke bunu yüz yüze yapabilseydik. Biliyorsunuzdur bu stüdyoda kendisiyle bir kere yaptığımız bir yayın var. O yayın tam da Kasım 2015 seçimi öncesindeydi. Kendisi ambargoluydu, medyada çıkmasına izin verilmiyordu ve biz burada çok önemli bir söyleşi yapmıştık, canlı yayın yapmıştık ve o canlı yayındaki bazı bölümleri daha sonra Erdoğan mitinglerde bol miktarda beka söylemini güçlendirmek için kullanmıştı. Onun dışında da Medyascope sürecinde Selahattin Demirtaş’la birçok yerde ayrıca görüştüm; ama Medyascope öncesinde de gazeteci olarak da çok sayıda sohbetimiz söyleşimiz olmuştur kendisiyle. Bir kere öncelikle bu konuda, yani gazetecilerle konuşma konusunda çok başarılı bir isim olduğunu da kabul etmek lâzım.
 Bu yaptığımız söyleşide kendisi bize, biz gazeteciler için altın değerinde olan birkaç tane manşet hediye etti ve ben bunlardan en câzip olduğunu düşündüğüm –ki galiba öyle– Meral Akşener’li, ”Eğer dışarıda olsaydım Başak’la birlikte bir sabah kapısını çalıp, kahvaltıya geldik derdim” cümlesini başlığa çıkarttık ve o başlıkla zaten söyleşi de çok ciddi bir şekilde okundu, okunuyor, daha da okunacağa benziyor ve anladığım kadarıyla bu ‘Ssabah kahvaltıya geldik derdim” cümlesi, önümüzdeki dönemde siyasi tartışmalarda, konuşmalarda çoklukla kullanılacak bir kalıp olacak. Buradaki isimler Selahattin Demirtaş, Meral Akşener olmayabilir. Başka başka isimlere de bu kalıp tutturulmaya çalışılacak. Bu da bize gösteriyor ki Selahattin Demirtaş aslında çok bâriz bir şekilde gündem belirleyebilen, gündemi değiştirebilen bir siyasetçi. Bu Türkiye’de çok önemli bir özellik, tüm dünyada önemli bir özellik ama Türkiye’de ve özellikle şu günlerde çok fazla önemli bir özellik. Şu âna kadar gelen, sosyal medyadan gelen tepkilere bakıyorum, her türlü tepki var: Kimisi alkışlıyor, kimisi temkinli alkışlıyor, kimisi nötr kalmış, kimisi rahatsız olmuş, kimisi saldırıyor, kimisi küfrediyor; ama birbirinden farklı kesimlerin Selahattin Demirtaş’ın sözleri üzerine bir şeyler söyleme ihtiyacı hissetmesi olumlu, olumsuz, değişik derecelerde. Bu da bize gösteriyor ki bu gerçekten gündem belirleyebilen bir siyasetçi. Özellikle muhalefette çok fazla karşınıza çıkabilen bir olay değil. Tahmin ediyorum şu anda iktidar yanlısı çevreler bu söyleşinin içerisinden kullanabileceklerini düşündükleri malzemeden birtakım trol faaliyetleri hazırlıyorlardır, daha önce Sırrı Süreyya Önder’le yaptığımız yayında olduğuna benzer şekilde. Ama şu aşamada ne yapacaklarını bilmedikleri için, şu âna kadar genellikle tepkisiz kaldılar. Ama büyük bir ihtimalle muhalefette gedik açmak için buradaki sözleri de kullanmak isteyebileceklerdir. Bu kolay olacağa benzemiyor, çünkü Selahattin Demirtaş bu söyleşide çok ilginç bir şekilde, çarpıcı ve bâriz bir şekilde uzlaşmacı bir profil çiziyor. Yakın geçmişte  en çok kavgalı olduğu ismi, belki de Erdoğan’dan daha fazla kavgalı olduğu Ahmet Davutoğlu konusunu özel olarak sordum ve buna verdiği cevapta da çok serinkanlı bir şekilde, meselelerin kişiler üzerinden değil, kavramlar, sorunlar üzerinden tartışılması gerektiğini, geçmişin de aynı şekilde gözden geçirilmesi gerektiğini, geçmişle hesaplaşmanın şart olduğunu, ama bunun kişi cezalandırmak üzerinden yapılmaması gerektiğini söylüyor — ki bu, Türkiye’deki birçok sorunun aşılmasında anahtar bir nokta olabilir, kalkış noktası olabilir ve bunu, değişik aşamalarda, değişik dönemlerde, değişik aktörler tarafından devletten en çok mağdur edilmiş kesimin bir sözcüsü ve bizzat kendisi bu mağduriyeti yaşayan birisi olarak söylüyor. Dolayısıyla onun bu uzlaşmacı yaklaşımının çok önemli olduğu kanısındayım. İlginç bir şekilde şöyle bir yaklaşım da yok, ben öyle okudum, söyleşiyi yapan kişi olarak iktidarla olan kavgasını da böyle birçok ciddi bir nefret üzerine kurmuş bir Selahattin Demirtaş görmedim. Nitekim Meral Akşener’le ilgili söylediklerinin hemen altında, Erdoğan’la ilgili söyledikleri var. Dengir Fırat’ın zamanında kendilerine ettiği tavsiyeye göre o da bir akşam vakti Erdoğan’a çat kapı gitmeyi düşündüğünü, ama yapmadığını söylüyor ve orada bir ketumluktan şikâyet ediyor. Erdoğan’ın kendilerine karşı hep mesafeli olduğunu, çözüm sürecinde bile mesafeli olduğunu söylüyor. Oradaki Erdoğan hakkında sözlerinde de çok sert savaş sloganları görmüyoruz. Dolayısıyla burada bakıldığı zaman, onun sözleri aslında Türkiye’de her türlü aktörlerin ve her türlü grubun, odağın birtakım konuları çözmede pekâlâ bir araya gelebileceği konusunda çok açık mesajlar var. Tabii ki kendisinin de söyleşide söylediği gibi, bu onun üstlenebileceği bir şey değil. Bir kere cezaevinde ve yasal olarak zaten hiçbir titri yok. HDP’de artık bir yönetici konumda değil; HDP’nin içinde, ama yönetici bir konumda değil. Zaten o da söylüyor, ”Nasılı dışarıdakilerin üstlenmesi gerekiyor” diye belirtiyor; ama bu söyleşide de gördüğümüz gibi, onun açılımları, onun söyledikleri aslında dışarıdakilerin neyi nasıl yapması gerektiği konusunda da çok ciddi ipuçları gösteriyor bize. Bütün söylediklerine baktığımızda, verdiği cevaplara ve bunun doğurduğu tepkilere baktığımızda, bir kere daha –bunu daha önce de söyledim ama tekrar tekrar söylemek boynumuzun borcu olsun– Selahattin Demirtaş’ın neden bu kadar uzun bir süre bütün lehine kararlara rağmen cezaevinde tutulduğunu da çok iyi anlıyoruz. 
Şu anda Türkiye’de sorunların çözülmesini istemeyen, kutuplaşmanın sürmesini isteyen bir iktidar var ve kutuplaşma iktidarın ana tercihi olduğu müddetçe, çözüm arayışına yönelmediği müddetçe, ilk akla gelecek şeylerden birisi de iktidarın, daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan’ın Selahattin Demirtaş’ı içeride tutmaya devam edeceği. Bunun çok kolay olduğunu görüyoruz maalesef. Çünkü Türkiye’de hukuk devleti diye bir şey artık yok, tamamen siyasallaşmış bir yargı var. Ama bütün buna rağmen Demirtaş bu bizimle olan söyleşisinde de olduğu gibi, pekâlâ Türkiye’nin gündemine müdahale edilebildiğini ve değiştirebileceğini gösteriyor. Dolayısıyla orada o farkı çok bâriz bir şekilde görüyoruz. Peki bu neye yol açar? Öyle hızlıca bir şeye yol açması gerekmez. Meral Akşener’in ilk Fox TV canlı yayınında İsmail Küçükkaya’ya, İsmail ona “Çat kapı kahvaltıya geliriz” meselesini sorduğunda verdiği kısa bir cevap, okumadım diyerek söylediği kısa bir cevap. Bu cevabı farklı farklı yorumlayanlar oldu. Herhalde önümüzdeki günlerde daha bir geniş ve daha kapsamlı bir cevap verecektir. Ama şunu görüyoruz ki bu sözler cevapsız bırakılamayacak sözler. Burada bir meydan okuma yok, burada bir çağrı var ve bu çağrıyı reddetmek, elinin tersiyle itmek kolay kolay kimsenin yapabileceği bir şey değil. Meral Akşener’in adı geçiyor ama aynı zamanda Davutoğlu da Ali Babacan da var. Nedense ilginç bir şekilde Kemal Kılıçdaroğlu’nun adı hiçbir şekilde Selahattin Demirtaş tarafından geçirilmedi. Ben de özel olarak Kılıçdaroğlu’nu sormuş değilim, ama bir şekilde CHP’den bahsedilmeyen ilginç bir söyleşi ortaya çıktı. Halbuki biliyoruz ki bu muhalefeti bir arada tutabilmek, en son 31 Mart’ta olduğu gibi İYİ Parti’yi ve HDP’yi aynı adaylara oy verdirebilmek büyük ölçüde CHP’nin başarabildiği bir şeydi.
  Evet, çok uzatmaya gerek yok. Demirtaş farkını gösterdi. Bundan herkes birtakım sonuçlar çıkaracaktır. Söyleşide söylediği gibi daha önce yazdığı yazının ve söylediklerinin, ittifak üzerine söylediklerinin aktörler, siyasî aktörlerin tümü tarafından dikkate alındığını ben de düşünüyorum, ama bunu yüksek sesle dile getirmiyor olabilirler. Tabii burada bir diğer önemli husus şu: HDP’nin içerisindeki ya da çevresindeki aktörler bu konuda, Selahattin Demirtaş’ın bu söylediklerini tamamlayıcı mı davranacaklar yoksa belli bir mesafe mi koyacaklar? O da apayrı, ilginç bir merak konusu olarak gündeme geldi. Evet, iyi bir söyleşi oldu, ben çok memnunum. İyi ki aylar önce denediğim olmamış, bu çok isabetli oldu. Gazetecilik böyle bir şey. Gündeme sahici konuların taşınmasına ve sahici tartışmaların başlamasına vesile olabildiysek ne mutlu bize. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus