Dünyada hava kirliliği salgın öncesi seviyeye geri dönüyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Koronavirüs salgını döneminde, dünya genelindeki büyük şehirlerde hava kirliliğininde önemli bir düşüş gözlemlenmişti. Yaz ayı süresince virüs kısıtlamalarının yavaş yavaş kalkması nedeniyle kirlilik seviyesi yeniden yükselişe geçti.

Koronavirüs salgınının sokağa çıkma kısıtlamaları ve araç trafiğinin hafiflemesi gibi nedenlerden dolayı hava kirliliği üzerindeki olumlu etkisi biliniyordu. Ancak kısıtlamaların kalkmasının ardından kirlilik seviyesi yeniden yükselişe geçmiş görünüyor.

Bir düşünce kuruluşu olan Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA), mart ayında sokağa çıkma kısıtlamalarının uygulandığı dünya çapındaki 12 büyük şehirde, koronavirüs salgınının hava kirliliği seviyeleri üzerindeki etkisini ölçmek için bir araştırma modeli geliştirdi. Yapılan ölçümlere göre, salgınla birlikte getirilen sokağa çıkma kısıtlamalarından 10 gün sonra ölçülen azot dioksit (hava kirliliğine sebep olan gaz) seviyelerinin 2017, 2018 ve 2019 yıllarının aynı dönemindeki orana kıyasla yaklaşık yüzde 27 düşüş gösterdiği gözlemlendi.

Aynı araştırmaya göre, sokağa çıkma kısıtlamalarının hemen ardından 12 büyük şehirde yapılan hava ölçümlerinde, sağlığa zararlı olan küçük partikül madde seviyelerine yüzde 5 oranında daha az rastlandı.

Yapılan ölçümler, koronavirüs salgınının getirdiği kısıtlamaların büyük şehirlerdeki hava kirliliğini azalttığına dair tek gösterge değil. Örneğin bu yılın bahar mevsiminde, Kuzey Hindistan’daki Jalandhar sakinleri 160 kilometre uzaklıktaki karla kaplı Himalaya Dağları’nı yıllardan sonra ilk kez görebildi.

Öte yandan CREA’nın çarpıcı raporuna göre, koronavirüs salgını başladığından bu yana hava kalitesinin iyileşmesi nedeniyle 12 büyük şehirde yaklaşık 15 bin kişinin hayatı kurtuldu. Örneğin Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de yaklaşık 4 bin 600 kişinin hayatının hava kirliliğinin azalması nedeniyle kurtulduğu tahmin ediliyor.

Ancak bahar aylarında getirilen kısıtlamalar yaz aylarıyla birlikte yavaş yavaş kaldırılmaya başlandıkça hava kirliliği salgın öncesi seviyelere dönmeye başladı. İnsanlar hâlâ toplu taşıma araçlarını kullanmaktan çekiniyor olsalar da hava kirliliğinde önemli bir faktör olan bireysel otomobil kullanımının yoğunluğu eski haline dönmüşe benziyor. Küresel konumlama sistemi (GPS) firması TomTom’dan gelen bilgilere göre, büyük şehirlerdeki bireysel araç kullanımı hemen hemen salgın öncesi düzeye gelmiş durumda.

Öte yandan Avrupa Çevre Ajansı (EEA) tarafından yayınlanan bir rapora göre, koronavirüs salgını insan sağlığı ve temiz ekosistem arasındaki bağlantının daha net görünmesini sağladı ve çevresel faktörlerin sağlık üzerindeki etkilerini ön plana çıkardı. Sözkonusu rapora göre, Avrupa Birliği’nde (AB) ölümlerin yüzde 13’ünün çevre kirliliği ile bağlantılı olduğu vurgulandı.

EEA’nın raporuna göre, AB’nin 27 ülkesinde ve Birleşik Krallık’ta insanlar sürekli olarak hava kirliliğine, gürültüye ve kimyasal atıklara maruz kalıyor. Mevcut son rakamlara göre, bu ülkelerde 2012 yılında görülen 630 bin ölüm, çevresel faktörlerle ilişkiliydi Romanya’daki her beş ölümden birinin çevresel faktörlere bağlı olduğunun göze çarptığı rapora göre, İsveç ve Danimarka’da da her 10 kişiden birinin ölümü çevresel faktörlerle ilişkili.

Daha önce Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ının hava kalitesi standartlarının altında kalan yerlerde yaşadığını açıklamıştı. Dünya genelinde yalnızca 2016 yılında 4,2 milyon kişinin solunum yolu enfeksiyonları ve akciğer kanseri gibi hava kirliliğine bağlı hastalıklardan erken yaşta hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Üstelik bu rakamın yaklaşık 290 bini çocuklardan oluşuyor. Bunun yanında milyonlarca insan şu anda kronik sağlık sorunlarından mustaip bir şekilde hayatını sürdürmeye çalışıyor. Hava kirliliğinde yaşanan bu artış, özellikle koronavirüse karşı savunmasız olan kronik astım hastaları için tehlikeli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

EEA, raporunda çevre kirliliğinin öncelikle kanser, kardiyovasküler ve solunum hastalıkları ile bağlantılı olduğunu ve çevresel risklerin ortadan kaldırılarak bu tür hastalık ve ölümlerin önlenebileceği vurgusunu yapıyor. Avrupa’da sağlığı ve çevreyi iyileştirmek için yeşil ve mavi alanların yani orman, park ve su alanlarının, sıcak havalarda şehirleri serinletmeleri, sel sularını kesmeleri, gürültü kirliliğini azaltmaları ve kentsel biyolojik çeşitliliği desteklemeleri nedeniyle daha çok tercih edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus