Economist Daron Acemoğlu’nu eleştirdi… 2024’te Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan Daron Acemoğlu, dünyanın en çok atıf alan ve en etkili ekonomistlerinden biri. The Economist, Daron Acemoğlu’nu mercek altına alarak, Nobel’i getiren kurumlar tezinden teknoloji ve yapay zekâ konusundaki görüşlerine kadar birçok çalışmasını eleştiriye açarken, ekonomistin yanıtlarına da yer verdi.
The Economist, 2024’te Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan Daron Acemoğlu’nu mercek altına aldı. Dergi yazısına, “Dünyanın en etkili ekonomisti tuhaf biçimde ikna edici değil” başlığını attı ve daha en başta şu soruyu sordu: “Daron Acemoğlu’ya büyük saygı duyuluyor. Neden?”
Economist Daron Acemoğlu’nu eleştirdi
Massachusetts Institute of Technology (MIT) Ekonomi Bölümü’nde öğretim üyesi Acemoğlu, Simon Johnson ve James Robinson ile kurumların ülkelerin refahını nasıl şekillendirdiğine ilişkin çalışmaları nedeniyle Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanmıştı. Yedi kitabın ve yüzlerce akademik makalenin yazarı olan Acemoğlu, aynı zamanda dünyanın en çok atıf alan ekonomistlerinden biri.
IDEAS/RePEc’in ekonomistler için hazırladığı atıf sıralamasında da Harvard Üniversitesi’nden Andrei Shleifer ile üst sıralar için yarışan Acemoğlu’nun yakın zamanda “Hangi Liberal Demokrasi” adındaki kitabı da Doğan Kitap’tan çıktı.
The Economist, Acemoğlu’nun akademik ağırlığının beraberinde getirdiği entelektüel nüfuzun gerçekten hak edilip edilmediğini tartışmaya açtı. Yazıda şöyle deniyor:
“Hiç kimse bu üretken ekonomisti gerçekten kötü araştırma yapmakla, hele akademik usulsüzlükle suçlamıyor. Bir ekonomist ‘belli ki bir deha’ diyor; aynı zamanda doktora öğrencilerine ve genç meslektaşlarına karşı cömert olduğunu da vurguluyor. Asıl soru, Acemoğlu’nun ekonomi disiplininin en tepesindeki itibarının ve bunun beraberinde getirdiği entelektüel etkinin, yaptığı çalışmalar tarafından gerçekten hak edilip edilmediği.”
Dergi, ekonomi çevrelerinde Acemoğlu’ya yönelik daha sert eleştirilerin de bulunduğunu aktardı. İsmi verilmeyen tanınmış bir ekonomist, Acemoğlu’nun teorik çalışmalarının büyük bölümünü faydalı bulduğunu ancak bu modelleri “daha önce denenmiş ve başarısız olmuş popülist politikaları” desteklemek için kullandığını savunuyor.
Nobel’i getiren çalışma neden tartışılıyor?
The Economist’in mercek altına aldığı ilk çalışma, Acemoğlu’nun Johnson ve Robinson ile 2001’de yayımladığı ve bugüne kadar 23 binden fazla kez atıf alan makale. Bu makalenin temel sorusu şuydu: “Bazı ülkeler zenginleşirken diğerleri neden fakir kaldı?”
Çalışmada, Avrupalı yerleşimcilerin hastalıklardan ötürü kitlesel halde öldüğü coğrafyalarda sömürgecilerin gücü ve kaynakları küçük bir elitin elinde toplayan “sömürücü” (extractive) kurumlar inşa ettiği; ılıman iklimlerde ise yol, okul ve sağlık hizmetleri sunan “kapsayıcı” kurumlar kurduğu tezi işlenmişti. Bu tarihsel farklılıkların günümüzde ülkeler arasındaki gelir farklarını açıklamaya yardımcı olduğu öne sürülüyordu.
The Economist, çalışmanın ekonomi dünyasında önemli bir etki yarattığını ancak zaman içerisinde yöntem ve veri açısından ciddi biçimde sorgulandığını belirtiyor:
“Ekonomistler bugün bu sonuçları ciddiye alıyor, fakat kelimesi kelimesine kabul etmiyor. Makale, iktisatçıları kurumlar üzerine daha derin düşünmeye teşvik etti; ancak aynı zamanda ayrıntılı biçimde didik didik edildi. Nobel Komitesi’nin 2024 tarihli raporu bile ölüm oranlarına ilişkin verilerin ‘zaman zaman eksik’ olduğunu kabul etti.”
Illinois Urbana-Champaign Üniversitesi’nden David Albouy, 2012’de bazı ülkelere başka ülkelerden alınan ölüm oranlarının atandığını ve başka düzeltmeler yapıldığını gösterdi. Albouy’ya göre bu sorunlar giderildiğinde araştırmanın tahminleri güvenilmez hale geliyordu.
Acemoğlu ise “Bu tartışmalar ve bazı eleştiriler son derece değerli” dedi. Ancak Albouy’nun ABD, Kanada ve Avustralya gibi önemli ülkeler dahil orijinal örneklemin yaklaşık yarısını dışarıda bıraktığını ve güvenilirlik probleminin esas olarak bundan kaynaklandığını savundu.
Acemoğlu ayrıca aynı araştırmayı bugün yeniden hazırlasa, “tahmin ayrıntılarının bazıları dahil” birtakım değişiklikler yapacağını söyledi ancak kullandıkları ölüm oranı verilerinin temelini değiştirmeyeceğini belirtti.
The Economist, Acemoğlu ve birlikte çalıştığı araştırmacıların haziran ayında yayımladığı bir başka araştırmaya da yer verdi.
Çalışmada düşük doğum oranları ile çalışma çağındaki kişi başına gayrisafi yurt içi hasıladaki daha hızlı büyüme arasında ilişki bulunduğu belirtildi. The Economist, bunun nüfusu azalan Japonya gibi ülkelerin ekonomik açıdan sanıldığı kadar büyük bir sorunla karşılaşmayabileceği şeklinde yorumlanabileceğine dikkat çekti.
Pennsylvania Üniversitesi’nden Jesús Fernández-Villaverde ise geçmişte görülen ilişkinin, günümüzde birçok ülkede doğum oranlarının hızla gerilediği koşulları açıklamak için ne ölçüde kullanılabileceğini sorguladı. Acemoğlu ve diğer araştırmacıların da çalışmalarının sonuç bölümünde bu sınırlamaya değindiği belirtildi.
“Kurumlar teorisi sonsuz bir döngüden ibaret”
The Economist’in daha temel eleştirisi ise Acemoğlu’nun bütün çalışmalarının merkezinde duran kurumlar tezine yönelik.
Dergi, ülkelerin iyi kurumlara sahip olduğunda geliştiği, kötü kurumlara sahip olduğunda ise durakladığı fikrinin doğru olabileceğini ancak “kurum” kavramının sınırlarının son derece geniş olduğunu savundu.
Yazıda bu eleştiri şöyle ifade ediliyor:
“Daha endişe verici olan, Acemoğlu’nun büyük kurumlar tezinin aslında çok fazla şey açıklamadığı. Ülkeler kurumları iyiyse gelişir, kötüyse durgunlaşır. Doğru. Ama bir kurum tam olarak nedir? Kurallar, normlar, yaptırım mekanizmaları, kültür… Aslında neredeyse her şey. Peki kurumlar nereden gelir? ‘Kritik dönüm noktalarından’ ve ‘kurumsal sürüklenmeden’. Bunların tam olarak ne anlama geldiği ise belirsiz.”
George Mason Üniversitesi’nden Tyler Cowen da daha önce Acemoğlu’nun çalışmalarında kurumsal değişimlerin yine başka kurumsal değişimlerle açıklanmasını eleştirmişti. London School of Economics’ten Duncan Green ise bu çerçevenin esas olarak geçmişe dönük açıklamalarda işe yaradığını savunmuştu.
Stanford Üniversitesi’nden Francis Fukuyama’nın eleştirisi ise Çin örneği üzerinden gelmişti. Çin, “sömürücü” olarak tanımlanabilecek kurumlara rağmen onlarca yıl boyunca son derece hızlı büyüdü.
Acemoğlu bu eleştirilere de karşı çıktı. Çin’e çalışmalarında geniş yer ayırdığını hatırlatırken kurumları geçmiş kurumlar üzerinden açıklamanın bir kısır döngü olduğu iddiasını reddetti:
“Kurumsal değişimi kurumsal bir perspektiften anlamak için geçmişteki belirli kurumları ve onları etkileyen tarihsel olayları dikkate almak zorundasınız. Bunun totolojik olduğunu hiç düşünmüyorum.”

The Economist: Teknoloji konusunda oldukça karamsar
The Economist’in Acemoğlu’ya yönelik en sert eleştirilerinden biri ise teknolojiye bakış açısıyla ilgili.
Acemoğlu’nun Simon Johnson ile birlikte 2023’te yayımladığı Power and Progress (Güç ve İlerleme) kitabı, son bin yıllık teknolojik ilerlemeyi büyük ölçüde elitlerin kazançları ve yeniliklerin beklenmeyen olumsuz sonuçları üzerinden değerlendiriyor.
Derginin yorumu şöyle:
“Acemoğlu’nun genel kabul gören düşünceden ayrıldığı noktalardan biri, teknoloji konusunda dikkat çekici ölçüde karamsar görüşleri savunması. Johnson ile birlikte yazdığı 2023 tarihli ‘Power and Progress’, bin yıllık inovasyon tarihini büyük ölçüde elitlerin kazanımları ve istenmeyen sonuçların hikâyesi olarak ele alıyor. Kitap ise çok daha güçlü bir iddiayı geri plana itiyor: Teknolojik ilerleme, kendi başına, ortalama insanı sanayi öncesi döneme kıyasla katbekat daha zengin hale getirdi.”
The Economist’e göre Acemoğlu’nun yapay zekâ hakkındaki değerlendirmeleri de “inandırıcılığını kaybedecek kadar karamsar.”
Acemoğlu, 2024’te yayımladığı bir çalışmada yapay zekânın ABD’de verimliliği önümüzdeki on yıl içinde yalnızca sınırlı ölçüde artıracağını hesaplamıştı. Harvard Üniversitesi eski Başkanı ve eski ABD Hazine Bakanı Lawrence Summers ise bu hesabın yapay zekânın ileride yaratabileceği yeni ürünleri ve bilimsel gelişmeleri dikkate almadığını savundu.
Summers, Acemoğlu’nun analizine ilişkin, “Yapay zekâ sayesinde daha hızlı bilimsel ilerleme, daha hızlı sosyal bilimsel ilerleme veya daha iyi karar alma ihtimalini tamamen dışarıda bırakıyor” dedi.
Acemoğlu ise bu eleştirinin haklı olduğunu kabul etti, “Bu geçerli bir eleştiri. Agentic AI’ı öngörmedim ve tahminlerime dahil etmedim” dedi.
Yapay zekânın bilimsel araştırmalarda tahmin ettiğinden daha faydalı olabileceğini de kabul eden Acemoğlu, buna rağmen verimlilik etkisini hesaplamak için kullandığı yöntemin arkasında durduğunu ve yapay zekâdan beklenen “devasa verimlilik artışlarına biraz gerçekçilik katmak” istediğini söyledi.
“Peki ‘biz’ kim?”
The Economist, Acemoğlu’nun yapay zekâ hakkındaki görüşlerinin öneminin akademik tartışmaların çok ötesine geçtiğine dikkat çekti.
Onlarca tanınmış ekonomistin imzaladığı yakın tarihli bir bildiride de “şimdi harekete geçilmesi” ve yapay zekânın “insanları tamamlayacak ve topluma fayda sağlayacak” bir yönde geliştirilmesi çağrısı yapıldı.
The Economist ise bu çağrıya ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Acemoğlu’nun yapay zekâ tartışmasındaki etkisi açık. Onlarca önde gelen ekonomistin imzaladığı yakın tarihli bir bildiri, yapay zekâyı ‘insanları tamamlayan ve topluma fayda sağlayan bir yöne’ çevirmek için ‘şimdi harekete geçmemiz’ gerektiğini savunuyor. Peki bu ‘biz’ tam olarak kim? Trump yönetimi mi? Hangi yapay zekâ türünün insanları tamamlayıp hangisinin tamamlamadığına kim karar verecek? Bildiriyi imzalayan ekonomistlerden bazıları bile bundan tam olarak emin değil.”
The Economist yazısının sonunda ise şöyle diyor: “Acemoğlu’nun şöhreti öylesine büyük ki bazen eleştirel yetilerini körleştirebiliyor.”
Kaynak: The Economist








