Doğu Ergil yazdı: Teknolojiyi anayasal sınırlar içinde tutmak

Daron Acemoğlu ile The Economist arasındaki tartışma bizi yapay zekâ politikasından daha büyük bir siyaset teorisiyle karşı karşıya bıraktı.

Modern anayasal düşüncenin temel sorusu yüzyıllar boyunca devlet iktidarıydı: Devleti nasıl güçlü kılacağız, ama aynı zamanda onu nasıl sınırlayacağız?

Yirmi birinci yüzyıl bu soruya ikinci bir iktidar biçimi sorusunu ekledi: Toplumların geleceğini belirleme kapasitesine ulaşan özel teknolojik iktidarı nasıl sınırlayacağız?

Bu soruya verilecek cevap ne teknoloji karşıtlığıdır ne de ekonominin devletleştirilmesidir. Gerekli olan şey, teknolojik iktidarın anayasal hâle getirilmesidir.

Doğu Ergil yazdı: Teknolojiyi anayasal sınırlar içinde tutmak
Doğu Ergil yazdı: Teknolojiyi anayasal sınırlar içinde tutmak

Burada “anayasal” kelimesi şöyle anlaşılmalıdır: Anayasa yalnız devlet organlarının örgütlenmesi değildir. Daha temel işlevi, iktidar aygıtlarını ve uygulamalarını kurallara bağlamak, yetkinin sınırlarını çizmek, keyfîliği önlemek ve iktidarın kullanılmasını meşru prosedürlere tabi kılmaktır.

Eğer bazı özel teknoloji şirketleri milyonlarca insanın ne düşüneceklerini, hangi mesleklerin ortadan kalkacağını, hangi bilgilerin üretileceğini, hangi davranışların ödüllendirileceğini ve hatta hangi teknolojik geleceklerin mümkün hâle geleceğini belirleyebilecek kapasiteye erişmişse, karşımızda artık yalnız ekonomik güç değil, anayasal önemi olan bir iktidar biçimi vardır.

Bu tezi daha açık biçimde şöyle ifade edebiliriz: Teknolojik iktidar, insanların gelecekteki seçeneklerini (daha doğrusu ‘seçenek setlerini’) sistematik biçimde belirleme kapasitesidir.

Dolayısıyla teknolojik iktidarın anayasal hâle getirilmesi, bu kapasitenin keyfî kullanımını sınırlayan, onu hesap verebilirliğe, çoğulculuğa, rekabete, itiraz hakkına ve demokratik meşruiyete bağlayan kurumların kurulması elzemdir.

Acemoğlu’nun The Economist ile anlaşmazlığının altında da tam olarak bu yaklaşım yatmaktadır.

The Economist’in yaklaşımı, “teknolojik yenilik gerçekleşsin, piyasa kullanım alanlarını keşfetsin, devlet gerektiğinde ortaya çıkan arızaları gidersin” dir.

Acemoğlu ise daha erken bir müdahale noktasına dikkat çekmektedir:

Teknolojik gelişmenin yönü zaten teşvikler, vergiler, fikrî mülkiyet rejimleri, kamu araştırma bütçeleri ve şirketlerin kâr beklentileri tarafından şekillendiriliyorsa, ortada hiçbir zaman siyasetten bağımsız “doğal” bir teknolojik rota yoktur.

Bu nedenle YZ’nın hangi yönde gelişeceği sorusu, yalnız mühendislik veya piyasa sorusu değildir. Bir siyasal tercih sorusudur.

Yirmi birinci yüzyılın sorunu, toplumu teknolojiden koruma mücadelesi değil, teknolojik gelişmeyi yeniden toplumsal denetim içine alma mücadelesi olacaktır.

Doğu Ergil yazdı: Teknolojiyi anayasal sınırlar içinde tutmak
Doğu Ergil yazdı: Teknolojiyi anayasal sınırlar içinde tutmak

Fakat “toplumsal denetim” devletin teknolojiye el koyması anlamına gelmemelidir. Çünkü tarih, piyasanın yarattığı güvensizliklere verilen toplumsal tepkilerin her zaman liberal sonuçlar üretmediğini göstermiştir.

Dolayısıyla, teknolojik iktidarın, hangi normatif ilkelere göre sınırlandırılacağını da bilmemiz gerekir. Amaç teknolojik şirketlerin güç sahibi olmasını engellemek değildir.

Amaç, insan hayatının, teknolojik aktörlerin keyfî kararlarına bağımlı hâle gelmesini önlemektir.

Bu yaklaşım YZ tartışmasını “regülasyon” tartışmasından çıkarıp doğrudan özgürlük teorisinin içine yerleştirmektedir.

The Economist’in Acemoğlu’na yönelttiği “Piyasa yerine kimin karar vermesini istiyorsunuz?” sorusuna da Acemoğlu mealen farklı bir cevap verir: “Devlet karar versin demiyorum; hiçbir aktör tek başına keyfî karar veremesin”.

Bu tekil aktör şirket olmasın.

Devlet de olmasın.

Teknokrat da olmasın.

Çoğunluk da olmasın demektir.

Burada teklif edilen teknolojik anayasal düzenin amacı belirli teknolojik sonuçları merkezî olarak seçmek değil, teknolojik karar alma süreçlerindeki tahakküm kapasitesini dağıtmaktır.

Rekabet hukuku bu yüzden önemlidir.

Birlikte çalışabilirlik ve veri taşınabilirliği bu yüzden önemlidir.

Algoritmik kararların itiraz edilebilir olması bu yüzden önemlidir.

Bağımsız denetim bu yüzden önemlidir.

Çalışanların teknolojik dönüşüm kararlarında temsil edilmesi bu yüzden önemlidir. Bunlar teknoloji karşıtı politikalar değildir. Bunlar tahakküm oluşturma karşıtı kurumlarıdır.

Ne var ki iktidarın neden sınırlandırılması gerektiğini söylerken başka bir soru açığa çıkıyor:

Güçlü teknolojik kapasite ile demokratik kontrol nasıl aynı anda korunacaktır?

Doğu Ergil yazdı: Teknolojiyi anayasal sınırlar içinde tutmak
Doğu Ergil yazdı: Teknolojiyi anayasal sınırlar içinde tutmak

Burada Acemoğlu ve Robinson’ın “Dar Koridor” (The Narrow Corridor) yaklaşımı tamamlayıcı bilgi sunuyor: Teknolojik Leviathan’ı zincirlemek… Acemoğlu ve James Robinson’ın The Narrow Corridor’da ele aldığı temel problem devlet gücüdür. Özgürlük, zayıf devlet ile güçlü toplum arasında basit bir tercih değildir. Çünkü devlet çok zayıf olduğunda düzen sağlayamaz. Çok güçlü olduğunda ise despotik hâle gelebilir. Özgürlük, devlet ile toplumun birbirlerini sürekli dengelediği dar bir koridorda ortaya çıkar.

Acemoğlu ve Robinson bunu Shackled Leviathan — Zincirlenmiş Leviathan metaforuyla anlatırlar.

Leviathan güçlü olmalıdır. Ama zincirlenmelidir. YZ çağında aynı mantık teknolojik iktidara uygulanabilir. Teknolojik kapasitenin zayıflatılması çözüm değildir.

İnsanlığın iklim değişikliğinden kansere, enerji üretiminden eğitim ve bilimsel keşfe kadar karşı karşıya olduğu problemlerin önemli bölümü daha fazla teknolojik kapasite gerektiriyor. Dolayısıyla mesele, Teknolojik Leviathan’ı öldürmek değildir. Mesele: Teknolojik Leviathan’ı zincirlemektir.

Burada yazarlara önemli bir ekleme yapmak gerekir. Acemoğlu ve Robinson’ın modeli esas olarak: devlet ↔️ toplum arasındaki güç dengesine dayanır.

YZ çağında üçüncü bir büyük aktör ortaya çıkmaktadır: Devlet ↔️ toplum ↔️ teknolojik sermaye

Dolayısıyla özgürlüğün koridoru artık iki değil, üç kapıya açılmaktadır.

Devlet aşırı güçlenirse siyasal despotizm doğabilir. Teknolojik şirketler aşırı güçlenirse özel tahakküm doğabilir. Toplum örgütsüzleşirse her ikisi karşısında denetim kapasitesini kaybedebilir.

Buna karşılık devlet teknolojik şirketleri kontrol etmek adına aşırı güçlendirilirse bu kez teknoloji devlet gözetiminin aracına dönüşebilir.

Dolayısıyla YZ çağındaki özgür toplum, üç iktidar odağının birbirini sınırladığı dinamik bir denge gerektirir:

Kapasiteli devlet + örgütlü toplum + yenilikçi fakat zincirlenmiş teknolojik güç.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş