Statü milliyetçiliğinden kapasite milliyetçiliğine
Milliyetçilik araştırmalarının temel sorusu uzun süre şu oldu: İnsanlar ne kadar milliyetçi? Bu soru önemlidir; fakat yetersizdir. Çünkü aynı ölçüde milliyetçi iki toplum, “millî büyüklükten” bütünüyle farklı şeyler anlayabilir. Biri askerî zaferi, toprak genişliğini, diplomatik ağırlığı ve başka devletlerin kendisinden çekinmesini ulusal kudretin göstergesi sayarken; diğeri bilimsel üretimi, teknolojik yetkinliği, yüksek verimliliği, iyi üniversiteleri, sağlam kurumları ve karmaşık sorunları çözebilme yeteneğini ulusal başarı olarak görebilir.
Her iki toplum da güçlü ulusal aidiyete sahip olabilir. Fark, milliyetçiliğin yoğunluğunda değil, ulusal büyüklüğün ölçü birimindedir. Bu nedenle milliyetçilik teorisine yeni bir soru eklemek gerekir:
“Ulusal büyüklüğün para birimi nedir?”
Bu soru bizi “statü milliyetçiliği” ile “kapasite milliyetçiliği” arasında temel bir ayrıma götürür.

I. Statü milliyetçiliği nedir?
Statü milliyetçiliğinde ulusun temel arzusu, diğer milletler tarafından büyük, güçlü ve önemli olarak tanınmaktır.
Burada milliyetçiliğin merkezi problemi kapasite değil, milletlerarası hiyerarşidir.
Soru şudur: Dünya düzenindeki yerimiz nedir?
Bize saygı duyuluyor mu?
Bizden korkuluyor mu?
Büyük devletler arasında sayılıyor muyuz?
Sözümüz dinleniyor mu?
Geçmişte sahip olduğumuz mevkiye yeniden ulaştık mı?
Bu milliyetçilik biçiminde uluslararası siyaset yalnızca çıkarların değil, aynı zamanda itibarın dağıtıldığı bir statü düzenidir. Dolayısıyla ulusal büyüklük çoğu zaman göreli olarak değerlendirilir.
Başarılı olmak yetmez. Başkalarından daha önemli olmak gerekir.
Kapasite milliyetçiliği nedir?
Kapasite milliyetçiliği, bir toplumun ulusal statüsünü ve başarısını, kendisinin ve kurumlarının karmaşık hedefleri gerçekleştirme yeteneğiyle değerlendiren milliyetçilik biçimidir.
Temel sezgi basittir:
Bir millet yalnızca başkaları ondan korktuğu zaman güçlü değildir. Zor işleri yapabildiği ölçüde güçlüdür.
Nüfusunu iyi eğitebiliyor mu?
Bilimsel bilgi üretebiliyor mu?
Bilgiyi teknolojiye dönüştürebiliyor mu?
İşleyen kurumlar kurabiliyor mu?
Deprem, salgın, finansal kriz, iklim şoku ve teknolojik dönüşüm karşısında etkili davranabiliyor mu?
Altyapısını yenileyip, sürdürebiliyor mu?
Meşruiyetini tahrip etmeden vergi toplayabiliyor mu?
Yetenekli insanlarını ülkede tutabiliyor ve dışarıdan yetenek çekebiliyor mu?
Dünya ölçeğinde rekabet edebilen şirketler yaratabiliyor mu?
Öngörülebilir adalet sağlayabiliyor mu?
Devlet, üniversiteler, özel sektör ve toplum arasında uzun vadeli hedefler için koordinasyon kurabiliyor mu?
Hatalarından öğrenebiliyor mu?
Yanlış politikalarını düzeltebiliyor mu?
Bunlar ulusal gücün farklı bir anlayışına işaret eder.
Kapasite milliyetçiliğinde ulusal prestij giderek kolektif problem çözme yeteneğine dayanır.
Ulusal büyüklük sözle ilan edilmez; performansla kanıtlanır.





