Ekonomist Dani Rodrik: “Günümüz uluslararası ticaret düzeni gelişen dijital teknolojilerin olduğu bir dünya ile uyumlu değil”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Harvard Üniversitesi John F. Kennedy Hükümet Okulu’nda ders veren Türkiyeli ekonomist Dani Rodrik, Project Syndicate için kaleme aldığı “Yaklaşan Küresel Teknoloji Çatlağı” başlıklı yazısında, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Huawei davasından yola çıkarak günümüz uluslararası ticaret düzeni ve gelişen dijital teknolojiler arasındaki çatlaklara değindi. Yazının Türkçe çevirisini sizinle paylaşıyoruz.

Günümüzün uluslararası ticaret düzeni bir veri, yazılım ve yapay zekâ dünyası için değil; otomobil, çelik ve tekstil pazarı için tasarlanmıştı. Halihazırda Çin’in yükselişinin ve hiper küreselleşmeye karşı tepkinin şiddetli baskısı altında olan bu düzen, yeni teknolojilerin ortaya çıkardığı üç ana zorlukla (veri, yazılım ve yapay zekâ) yüzleşmekte yetersiz.

İlk olarak, jeopolitik ve ulusal güvenlik sözkonusu. Dijital teknolojiler, yabancı güçlerin endüstriyel ağları hacklemesine, siber casusluk yapmasına ve sosyal medyayı manipüle etmesine izin veriyor. Rusya, sahte haber siteleri ve sosyal medya manipülasyonlarıyla ABD ve diğer Batı ülkelerindeki seçimlere müdahale etmekle suçlanıyor. ABD hükümeti, Huawei’nin Çin hükümeti ile olan bağlantıları nedeniyle telekomünikasyon ekipmanını bir güvenlik tehdidi haline getirmesinden şüphelendiği için Çin devine baskı yaptı.

İkincisi, özel hayatın gizliliği ile ilgili endişelerin varlığı. İnternet platformları, kullanıcıların çevrimiçi ve çevrimdışı olarak ne yaptıklarına ilişkin büyük miktarda veri toplayabiliyor. Fakat sadece bazı ülkeler, toplanan verilerle neler yapılabileceğini düzenlemek için katı kurallara sahip. Örneğin Avrupa Birliği, AB vatandaşlarının verilerini koruyamayan şirketlere para cezası vermişti.

Üçüncüsü ve son olarak, ekonomi. Yeni teknolojiler, muazzam küresel pazar gücüne sahip olan büyük şirketlere rekabet avantajı sağlıyor. Ölçek ve kapsam ekonomileri ve küresel ağ bağlantıları, “Kazanan hepsini alır’’ sonucunu doğuruyor ve merkantilist politikalar ve diğer hükümet uygulamaları, bazı firmaların haksız bir avantaj gibi görünen şeye sahip olmasına neden oluyor. Örneğin, Çin’in gözetim politikaları Çinli firmaların büyük miktarda veri biriktirmesine izin verdi ve bu da onların küresel yüz tanıma pazarında elini çok güçlendirdi.

“Daha fazla uluslararası işbirliği ve küresel kurallar gerekli”

Bu zorluklara ortak bir cevap olarak daha fazla uluslararası işbirliği ve küresel kuralların oluşturulması çağrısında bulunmak gerekli. Uluslararası işbirliği ve anti-tröst (tekelleşmeyi engelleyerek tüketiciyi koruyan ve ekonomik kaynakların dağılımını kontrol eden) politikaları, yeni standartlar ve uygulama mekanizmaları üretebilir. Gerçekten küresel bir yaklaşımın mümkün olmadığı durumlarda bile -örneğin, otoriter ve demokratik ülkeler gizlilik ve gözetim konularında derin anlaşmazlıklar içinde olabiliyor- demokrasilerin kendi aralarında işbirliği yapmaları ve ortak kurallar geliştirmeleri hâlâ mümkün.

Ortak kuralların faydaları açık. Bunların yokluğunda, veri yerelleştirme, yerel veri depolama gereksinimleri ve ulusal büyük şirketler lehine ayrımcılık gibi uygulamalar, ulusal pazarları segmentlere ayırdıkları sürece ekonomik verimsizlikler sözkonusu olacak. Bu durum ticaretten elde edilen kazancı azaltır ve şirketlerin ölçek faydalarından yararlanmasını engeller. Böylece hükümetler, daha gevşek kurallara sahip bölgelerde faaliyet gösteren şirketlerin ekonomik performansları nedeniyle kendi kurallarının zayıflatılması tehdidiyle karşı karşıya kalır.

“Ülkeler kendi kurallarını diğer ülkelere dayatmamalı’’ 

Aslında, yeni teknolojiler hakkındaki düzenlemelere rehberlik etmesi gereken ilkeler, geleneksel alanlardan farklı değil. Ülkeler kendi düzenleyici standartlarını oluşturabilir ve kendi ulusal güvenlik gereksinimlerini belirleyebilir. Ticaret ve yatırım kısıtlamaları da dahil olmak üzere bu standartları ve ulusal güvenliklerini savunmak için gerekeni yapabilirler. Ancak kendi standartlarını uluslararasılaştırma ve yönetmeliklerini diğer ülkelere dayatma hakları yok.

Bu ilkelerin Huawei için nasıl geçerli olacağını düşünün. ABD hükümeti, Huawei’nin ABD’li şirketleri satın almasını engelledi, ülkedeki faaliyetlerini kısıtladı, üst yönetimine karşı yasal işlem başlattı, diğer hükümetlere onunla çalışmamaları için baskı yaptı. Son olarak da ABD şirketlerinin dünyanın herhangi bir yerinde Huawei’nin tedarik zincirleriyle iş yapmalarını yasakladı.

Huawei’in Çin hükümeti adına casusluk yaptığına dair çok az kanıt mevcut. Ancak, bu tabii ki gelecekte bunu yapmayacağı anlamına gelmiyor, Huawei’nin yazılımını inceleyen Batılı teknik uzmanlar bu olasılığı göz ardı edemediler. Çin’deki kurumsal uygulamaların şeffaf olmaması, Huawei’nin Çin hükümeti ile olan bağlantılarını gerçekten gizliyor olabilir. Bu koşullar altında, ABD’nin veya başka herhangi bir ülkenin, Huawei’nin kendi ülke sınırları içindeki faaliyetlerini kısıtlaması için anlaşılabilir bir ulusal güvenlik savunması var.

‘’Huawei davası; ulusal güvenlik, gizlilik ve ekonominin karmaşık şekillerde etkileşime gireceği bir dünyanın habercisi’’

Bununla birlikte, ABD’nin ulusal güvenlik gerekçesiyle şirketlerine yönelik ihracat yasağını meşrulaştırması, Huawei’nin ABD’deki faaliyetlerini yasaklamaktan daha zor. Eğer Huawei’nin diğer ülkelerdeki faaliyetleri bu ülkeler için bir güvenlik riski oluşturuyorsa, bu riskleri değerlendirmek ve sonucunda yasak getirmek konusunda yine bu ülkelerin hükümetleri en doğru kararı verme konumunda.

Dahası, ABD’nin getirdiği yasak diğer ülkeleri ciddi ekonomik etkilerle karşı karşıya bırakıyor. BT, Deutsche Telekom, Swisscom gibi ulusal telekom şirketleri ve Huawei’nin ürünlerine güvenen en az 170 ülke için önemli olumsuz etkiler yaratıyor. Belki de bu yasaklardan en kötü etkilenenler, şirketin daha ucuz ürünlerine büyük ölçüde bağımlı olan fakir Afrika ülkeleridir.

Özetle, ABD kendi pazarını Huawei’ye kapatmakta özgür. Ancak ABD’nin kendi kısıtlamasını uluslararasılaştırma çabaları meşruiyetten yoksun.

Huawei davası; ulusal güvenlik, gizlilik ve ekonominin karmaşık şekillerde etkileşime gireceği bir dünyanın habercisi. Küresel yönetişim ve çok taraflılık, hem iyi hem de kötü nedenlerle çoğu zaman başarısız olacak. Bekleyebileceğimizin en iyisi, ülkelerin kendi sorunlarını başkalarına dayatmadan temel ulusal çıkarlarını sürdürmeleri için yardımcı olacak açık temel kurallara dayanan düzenleyici bir yama çalışmasıdır. Ya bu yama çalışmasını bizzat tasarlarız ya da kendimizi ister istemez dağınık, daha az verimli ve daha tehlikeli bir düzenin içinde buluruz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus