Yeni HDP operasyonu: Zamanlama manidar değil

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kobani olayları gerekçesiyle yıllar sonra 80’i aşkın HDP’linin gözaltına alınmasının nedenlerini ve muhtemel sonuçlarını değerlendirmek için neleri göz önüne almamız, neleri de fazla abartmamamız gerekir?

Yayına hazırlayan: Yusuf Said Akcakaya

Merhaba, iyi günler. Dün Kemal Can ile Haftaya Bakış’ta HDP’ye yönelik yeni operasyonu ele aldık, uzun uzun konuştuk. Ama bugün bir kere daha üstünden tek başıma geçmek istiyorum. Bazıları dün söylediklerimin tekrarı olabilir, bazıları Kemal’in söylediklerinden esinlenerek geliştirdiğim görüşler olabilir. Onu da izlemiş olanlar birtakım tekrarlarla karşılaşırlarsa kusura bakmasınlar.


Başlığı “Zamanlama mânîdar değil” olarak koydum. “Zamanlama mânîdar” lâfı, biliyorsunuz, yakın bir dönemde dilimize iyice yerleşti. Siyasette birçok yaşanan olayı değerlendirmede çok kullanılır oldu. Hatta bizim Sadi Celil ile Çetin’in programının adı da bu — şu anda tatildeler, ama en kısa zamanda tekrar başlayacaklar. Onlar başka bir program adı önermişlerdi, benim önerim ile Zamanlama Mânîdar’da anlaşmıştık ve çok da isabetli olduğunu görmüştük. Çünkü “zamanlama mânîdar” lâfı, bir anlamda maymuncuk gibi her türlü analize çok uyan bir şey. 

Burada da tabii ki bu yeni operasyonun zamanlamasını değerlendirdiğimiz zaman karşımıza birtakım olaylar çıkıyor. Muhakkak bunların hepsinin bir değeri var. Yani “Zamanlama mânîdar değil” diyor olmam, zamanlamanın hiç anlamı yok anlamına gelmesin. Şöyle ki, özellikle son dönemde Selahattin Demirtaş’ın çıkışları –ki bunu Kemal’le uzun uzun değerlendirdik– ve bunun yarattığı yankılar bize bir kere daha Demirtaş’ın ve dolayısıyla HDP’nin Türkiye’de muhalefette gündem belirleme potansiyeline sahip aktörler olduğunu gösterdi. Bu tabii ki iktidarı da ciddi bir şekilde endişelendirmiştir.  

Bununla beraber HDP’de de bir hareketlenmenin olduğunu görüyoruz. Bu tabii ki “Demirtaş konuştu, HDP hareketlendi” değil; ama Mithat Sancar’ın Pervin Buldan ile eş genel başkanlığa gelmesinin ardından partinin daha bir dinamikleştiğini söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla zamanlamanın HDP ile ilgili boyutu var muhakkak, son günlerde HDP’nin lehine yaşanan gelişmelerle ilgili bir boyutu var. Bir başka boyutu tabii ki muhalefet ile ilgili. 

İktidar, muhalefetin bir araya gelmesini hiçbir zaman istemiyor ve burada da yumuşak karın olarak tabii ki HDP’yi görüyor. HDP üzerinden –beka, terör ve güvenlik söylemleri ile– iktidarın karşısında bir blok oluşsun istemiyor ve bu noktada özellik İYİ Parti meselesi karşımıza çıkıyor. İYİ Parti meselesinin karşımıza çıkması hiç şaşırtıcı değil. Nitekim Selahattin Demirtaş’ın da en çarpıcı sözleri doğrudan Meral Akşener’e yönelik “kahvaltı” çıkışıydı. 

İktidar peş peşe çok ciddi geri adımlar atıyor — İstanbul Sözleşmesi bunlardan en az gürültü koparanı oldu, ama orada gerçekten bir hüsran yaşadılar; çok büyük iddialarla çıktılar, çok büyük lâflar ettiler, ama yapamadılar, yapamayacakları anlaşılıyor. İleride tekrar gündeme gelir mi? Bilmiyorum, ama şu aşamada rafa kalktı. Doğu Akdeniz’deki büyük iddiaların yerine müzakere ve sakinleşme olayına geldik. Her ne kadar baştan itibaren, “Biz zaten bunu istiyorduk” diye söyleseler de… 

Doğu Akdeniz’deki meydan okuyuşları iç siyasete çevirme gayretlerinin sonuçsuz kaldığını, o meydan okuyuşların iç kamuoyunda yeterince bir hareket getirmediğini gördük. Hem de kısa bir sürede ondan vazgeçildiğini gördük. Son olarak da faiz artırımı… Faiz artırımı gerçek anlamıyla bir fiyasko iktidar için. Çünkü Erdoğan bu konuda çok ısrarcıydı. Bir önceki Merkez Bankası başkanı bu yüzden görevini kaybetti, şimdiki Merkez Bankası başkanının Erdoğan’ın çizgisinden çıkmayacağı muhakkak. 

Dolayısıyla bunun Erdoğan’ın da razı olduğu bir faiz artırımı olduğunu görüyoruz. Bu da çok ciddi bir geri adım iktidar için — ki Erdoğan’ın otoriterlik iddiasına bu geri adımlar çok uymuyor. Dolayısıyla bunun da bir anlamda zamanlamada etkisi olduğu söylenebilir. Yani iktidarın kendi zaaflarını kapatmak için bugün –günümüzde diyelim, dün oldu çünkü– bu operasyonu yaptığı söylenebilir. 

Burada bir haklılık payı var, ama bence bunun ötesinde bir şey de var. Zamanla çok alâkası olmayan bir şey var, zira HDP’ye ne zamandan beri sürekli operasyon yapılıyor. Her operasyonun zamanlamasının ayrı ayrı anlamı olabilir, ama bir bütün olarak baktığımız zaman, iktidar bir kere HDP’den çok ciddi bir şekilde rahatsız ve onu kriminalize etmek, ona yargı eliyle her türlü darbeyi indirmek iktidarın sürekli başvurmak zorunda kaldığı bir strateji artık — taktik de değil bu, bir strateji. İktidarın gücünü göstermek için ilk başvurduğu alan HDP, onun kadroları ve tabanı oluyor. 

Bunun nedeni ne? Bunu yaparak hem kendine bir taban yaratmaya çalışıyor, bu konuda hassas olan kesimleri etkilemeye çalışıyor, böyle bir boyutu var, ama esas olarak buradan kendisine siyasî bir tehdit geldiğini görüyor — ki hiç de haksız sayılmaz. Hatırlayalım, Selahattin Demirtaş’ın o meşhur “Seni başkan yaptırmayacağız” sözünün Erdoğan’ı ne kadar sarstığını biliyoruz. Sonuçta Erdoğan başkan oldu, ama o söz hâlâ gündemde kaldı ve belki de Selahattin Demirtaş’ın yıllardır cezaevinde olmasının en temel nedenlerinden birisi bu. 

Sonuçta bu hareket, iktidarın baş edemediği, baş etmekte zorlandığı bir hareket. Dolayısıyla değişik zamanlarda, değişik nedenlerle ve genellikle de alelacele hazırlanmış, hukukî anlamda hiçbir güçlü dayanağı olmayan gerekçelerle siyasallaşmış yargı üzerinden, siyaseten yenemediği ya da siyaseten etkisini kıramadığı bu hareketi hizaya getirmeye çalışıyor. Böyle bir olay yaşıyoruz, ne zamandan beri bunu yaşıyoruz. 

Açılım döneminde onları konuşarak kontrol etmeye çalıştı Erdoğan, bunu başaramadı. Daha doğrusu o süreçte, yani çatışmasız olan süreçte; diyaloğun öne çıktığı, hatta müzakereye doğru evrildiği süreçte bu hareketin daha fazla güçlendiğini gördü. O andan itibaren diyalog yerine çatışmayı öne çıkarttı; kayyumlar atandı; milletvekilleri, eş başkanlar, belediye başkanları cezaevlerine konuldu. Ama bir türlü engellenemedi. İkinci kez kayyum atandı, ama biliyoruz ki bir seçim daha olsa yine büyük çoğunluğunu HDP çizgisindeki adaylar kazanacak. Yani baş edemediği bir siyasî sorun var ortada. 

Bu siyasî sorunla baş etmenin yolunu siyasî alanda değil birtakım başka alanlarda, özellikle yargı eliyle bulmaya çalışıyor. Bunun yeni bir örneği olarak karşımıza çıktı bu operasyon. Bugün olabilirdi, yarın olabilirdi, bir ay önce olabilir, bir ay sonra olabilirdi. Zaten bu soruşturma çok daha önce açılmıştı, Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk hâline yeni bir gerekçe yaratmak için başlamıştı. Şimdi HDP’nin o tarihteki tüm yöneticilerini kapsayıcı bir şekilde oldu. Çok sayıda gözaltı kararı var ve milletvekili olanlar hakkında da dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezleke verildi. 

Bunun ötesi olabilir mi? Bunun ötesi de olabilir. Yine siyaseten değil hukuken olabilir. HDP’ye yönelik çok daha hukukî birtakım –hukukî derken hukuka uygun anlamında söylemiyorum, yargı temelli anlamında– daha ciddi ve daha sert operasyonların gelmesi söz konusu olabilir. Fakat bu hareketin yasal alanda faaliyet göstermeye başladığı 1980 sonlarından itibaren, ilk HEP ile başlayan sürecinde, çok sayıda tutuklama, gözaltına alma, içeri atma, yıllarca hapis yatırma, parti kapatma vs. olmasına rağmen bu hareket varlığını sürdürdü. Dolayısıyla AKP, bir geleneğin bugünkü taşıyıcısı. O gelenek ise, toplumda çok güçlü karşılığı olan ve siyaseten önünü tıkayamadığı bir hareketi siyaset dışı yollarla etkisizleştirmeye çalışma geleneği. Bu gelenek kısa vâdede sonuç alıyor; ama görünen, bu uygulamaların orta ve uzun vâdede bu sistemin aleyhine çalıştığıdır.

Hep yaşadık, burada da yaşayacağımız muhakkak. Bugün, Sırrı Süreyya Önder mesela, defalarca hapse girdi çıktı, bir kere daha gözaltına alındı. Sağlık durumunun çok da iyi olmadığını biliyorum. Başkaları da, mesela Kars’ta Ayhan Bilgen, daha önce alındı bırakıldı. Anayasa Mahkemesi’nde davalar kazandı. Cezaevlerine girip çıkmış birçok isim bir kere daha girecek, belki çıkacak, belki sonra tekrar girecek. Ama bu bir kısır döngü — kimin kısır döngüsü? Esas olarak devleti yönetenlerin. Aktörler değişiyor, devleti yönetenler değişiyor, partiler değişiyor, yönetim şekli değişiyor –örneğin parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiyoruz–, ama hep aynı filmin tekrar tekrar bize gösterilmek istendiğine şahit oluyoruz.

Bu anlamda zamanlama hiç de mânîdar değil. Bu zaten bildiğimiz bir şey, şaşırtıcı bir şey değil. Burada şaşırtıcı olan, ülkeyi yönetenlerin hâlâ bu yöntemden bir medet ummaları. Burada zamanlamanın şaşırtıcı olmamasının ya da mânîdar olmamasının bir başka yönü de aslında, HDP’ye karşı yaşadıkları siyasi sorunlara siyaset içerisinde çözüm üretememe meselesinin iktidarın daha genel bir meselesi olduğu gerçeği. Sadece HDP ile ilgili yaşadıkları bir mesele değil bu, her alanda bunu yaşıyor iktidar. Burada başvurabileceği tek şey baskıyı artırmak. 

Bir süredir Türkiye’de nispeten bir yumuşama, gevşeme olmuştu. Arada bir Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubunun kimliğini açıkladıkları gerekçesiyle gözaltına alınıp tutuklanan, yargılanan gazeteciler de oldu. Başka gözaltılar da oldu, ama bir dönemin furyalarının biraz uzağına gitmiştik. Girenden çok çıkanlar, tahliye olanlar, beraat edenler başladı. Bir ara hatta “Yoksa normalleşiyor muyuz?” diye bir hayale de kapılmadık değil. Ama böyle bir şeyin olması bu iktidarla mümkün değil. Bu iktidar normalleşmekten hazzetmeyen, normalleşmekten korkan ve sürekli gerilimle işleri götürmeye çalışan bir iktidar. Dolayısıyla bunun zamanının, bu anlamda çok fazla bir anlamı yok. Peki buradan bir şey çıkartmak mümkün mü? Yeni bir gerilim, yeni bir çatışma potansiyeli çıkartmak mümkün mü?

İktidar bu kabiliyete hâlâ sahip mi? Açıkçası sanmıyorum. Buradan nasıl bir şey çıkaracak? Belli bir süre sonra bu kişilerin gözaltı süresi bitecek, mahkemeye çıkacaklar. Belki tutuklanacaklar, belki serbest bırakılacaklar. Ama tutuklansalar da serbest bırakılsalar da Türkiye’nin gündemi büyük ölçüde değişmeyecek. Bu tutuklamalara ya da gözaltılara karşı çok büyük kaotik birtakım hareketler olacağını açıkçası sanmıyorum. 2015 seçimlerinde iki seçim arasındaki dönemi Türkiye’nin bir daha yaşayacağını tabii ki temenni etmiyorum, ama aynı zamanda da sanmıyorum. 

Bu tür şeylerden hareketle iktidarın yeni gerilimler, yeni çatışmalar üretme imkânının kaldığı kanısında değilim. Ancak bunu kabullenmek istemiyorlar, çünkü ellerinden başka bir şey gelmiyor. Bu bize bir kez daha çaresizliği gösteriyor. Burada güce sahip olduğunu düşündüğümüz kişinin güçsüzlüğünü, güçsüz olduğunu sandığımız… — dışarıdan bakılsa, yani bir yabancı baksa, Türkiye’de bir siyasî partinin 80’i aşkın mensubu tutuklandı. Burada çok güçlü bir devlet yapısı var ve bu parti de herhalde bu olaydan dolayı çok ciddi bir kayba uğrayacak diye düşünür. Burada bunun böyle olacağını sanmıyorum. Bu devir çoktan kapandı. Bütün bunların hepsinin zamanlamasının mânîdar olmadığını, ama hep iktidarın kendisine zaman kazandırmaya yönelik hamleler olduğunu düşünüyorum.

Çok konuşulan bir konu: “Muhalefet ne yapacak, buna nasıl tepki verecek?” Dün Kemal Can ile de konuştuk, çok kişi, “Bu esas HDP’ye değil diğer muhalefet partilerine gözdağı vermek için yapılmış bir operasyon” diye yorum yapıyor. Bunların belli ölçülerde doğruluk payı olabilir. Ama esas olarak onlara yönelik olduğuna çok emin değilim. Sonuçta burada gözaltına alınan kişiler doğrudan HDP’nin insanları, esas olarak hedef alınan kurum öncelikle HDP. Tabii ki bu arada diğer muhalefet partilerini de rahatsız etme boyutunun olduğu muhakkak. Fakat, düşünelim, burada kritik olan tek parti CHP. İYİ Parti’nin zaten HDP’ye yönelik bir operasyondan rahatsızlık beyan etmesi gibi bir şeyi bekleyen herhalde pek yoktur. Ve bu HDP’lileri de şaşırtmayacaktır, başkalarını da şaşırtmayacaktır. 

Bence ilginç bir ayrıntı olarak, DEVA ve Gelecek partilerinin ne yapacağını daha çok merak ediyorum. Çünkü bu partiler –her ne kadar çok yeni olsalar, çok güçlü olmasalar ve anketlerde hâlâ çok düşük oranlarda gözüküyor olsalar da– ilk andan itibaren HDP konusunda ve genel olarak Kürt meselesi konusunda iktidardan daha farklı ve daha rahat hareket ediyormuş izlenimi verdiler. Bakalım böyle bir sınavda onların pozisyonu ne olacak? 

CHP’den gelen haberler çok karışık, ama çok aktif bir karşı duruşu pek görmedik. Bundan sonra görür müyüz? Çok emin değilim. Ama bunun da kimseyi çok da fazla şaşırttığını sanmıyorum. Yani şöyle bir olayı bekleyen var mıdır? “80’in üzerinde HDP’li gözaltına alındı, ama CHP onlara açıkça destek olmadı. Dolayısıyla ilk seçimde HDP’liler kesinlikle CHP ile hiçbir şekilde doğrudan ya da dolaylı işbirliğine gitmeyecektir” diyen olur mu? Birkaç gün bu denir, ama daha sonra bunun çok kalıcı etkileri olacağını sanmıyorum açıkçası. Çünkü çok yapılmış, çok denenmiş bir olay. Bunun zamanla unutulacağını ya da etkisinin azalacağını sanıyorum. 

Sonuç olarak iktidar her zaman yapabileceği bir şeyi, ilk akla gelen şeylerden birisini bir kere daha yaptı. Bunun yargı ile falan bir alâkası yok. Bunu hepimiz biliyoruz, yargı da biliyor. Bunu yaptı ve bundan sonuç almayı umuyor; ama doğru dürüst bir sonuç çıkmayacağını da herhalde iktidarın içerisinde hâlâ analitik kapasiteleri olanlar biliyorlardır. Fakat bunların bunu yüksek sesle söylemeye imkânlarının kalmadığını da çok iyi biliyoruz. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus