İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, PKK lideri Abdullah Öcalan ile Kandil yöneticisi Mustafa Karasu’nun açıklamalarını değerlendirdi. Çakır, 27 Mart’tan bu yana heyetlerin görüşemediğini hatırlatarak, sürecin tıkandığını öne sürdü. Öcalan’ın artık gazetecilerle aracısız konuşması gerektiğini savunan Çakır, kendisinin de bu görüşmeye talip olduğunu söyledi.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Öcalan’ın gazetecilere aracısız konuşması gerektiğini vurguladı.
- Çakır, Kandil yöneticisi Mustafa Karasu’nun açıklamalarını değerlendirerek sürecin tıkandığını belirtti.
- Öcalan’a yönelik çağrılar, toplumda ciddi tepki olduğunu ve doğrudan iletişimin önemini de ortaya koyuyor.
- Çakır, Öcalan’ın gazetecilerle uzaktan bağlantı yerine doğrudan görüşmesini savundu.
- Süreçte AKP’deki tıkanma ve CHP’ye yönelik operasyonların etkisi konuşuldu.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, çözüm sürecinin geldiği aşamayı değerlendirdi. Çakır, sürecin 2024 Ekim ayında başladığını hatırlattı ve daha o dönemde Abdullah Öcalan ile röportaj yapmak istediğini dile getirdiğini aktardı. Çakır’ın belirttiğine göre, 3 Şubat 2026’da Öcalan’a açık mektup yazarak 20 soru yöneltmişti ancak yanıt alamamıştı.
Çakır, konuyu yeniden gündeme getirme nedenini Kandil yöneticilerinden Mustafa Karasu’nun Kürt hareketinin medyasına verdiği uzun röportajla açıkladı. Çakır’a göre Karasu, genellikle radikal olarak görülmesine karşın hareketin en gerçekçi isimlerinden biri ve devletle yürütülen görüşmelerde kilit rol üstlenmiş bir figür. Çakır, Karasu’nun açıklamalarında tehdit ya da şantaj görmediğini, bunun yerine sürecin tıkandığına ilişkin değerlendirmelerin öne çıktığını öne sürdü.

- Mustafa Karasu’dan çözüm süreci açıklaması: “Bir buçuk yıldan fazla oldu, artık bir şeyler yapılması lazım
- Müsavat Dervişoğlu: “Türk milletinin varlığına kastetmiş bir katile statü arayanlar, bu deliliği durdurun”
Karasu’nun değerlendirmesinde AKP’deki tıkanma vurgulandı
Çakır’ın aktarımına göre Karasu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin elinden geleni yaptığını ancak AKP tarafında bir tıkanma yaşandığını ileri sürdü. Karasu ayrıca CHP’ye yönelik operasyonların da süreci sekteye uğrattığını savundu. Çakır, Karasu’nun bu değerlendirmeleri olabildiğince yumuşak bir dille aktardığı görüşünde.
Röportajda Karasu’ya Öcalan’ın görüşme notlarının sızdırılması da soruldu. Çakır, bu soruyu üzerine alındığını söyledi çünkü sürecin başından itibaren edindiği notlardan dönem dönem haberler hazırladığını anlattı. Çakır, en son şubat ayı başında yapılan görüşmelerin notlarına dayalı haberinin geniş yankı uyandırdığını belirtti.

Çakır görüşmeye talip olduğunu açıkladı
Çakır, görüşme notlarının yayımlanmasının gazetecilik açısından doğru olduğunu ve sürece olumlu katkı sunduğunu savundu. Ancak Çakır’a göre Öcalan’ın doğrudan gazetecilerle konuşması çok daha güçlü bir etki yaratacak. Çakır, görüşme notlarında Öcalan’ın yalnızca kendi hareketinin kadrolarıyla muhatap olduğunu, bu mesajların kamuoyuna doğrudan hitap etmediğini belirtti.
Çakır, toplumun önemli bir kesiminde Öcalan’a yönelik ciddi tepkiler bulunduğunu hatırlattı. Çakır’a göre Öcalan, kendisini yalnızca devlete değil topluma da muhatap kabul ettirmek istiyorsa aracısız konuşmak zorunda. Çakır, ideal olanın Öcalan başta olmak üzere Murat Karayılan ve Cemil Bayık gibi isimlerin de mesafeli gazetecilerle görüşmesi olduğunu vurguladı.
- Murat Yetkin yazdı: Muhalefet değişmeden iktidar değişir mi?
- Hükümet metal işçilerinin grevini erteledi
- Hong Kong’da protestolar sürüyor: Öğrenciler, polise ok ve yayla karşılık veriyor
- ÖZEL HABER – Öcalan’dan İmralı heyetine: “Demirtaş bu sürecin önemli aktörlerinden biridir, kendisiyle ilişkileri onarın”
- İmralı heyetinden Öcalan notları açıklaması
Video deşifresi
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nden Afyon’da Belediye Başkanı seçilen Burcu Köksal dün AK Parti’ye katıldı, çok mutluydu. Onu kabul edenler de mutlu, o da mutlu. Ama bu olay üzerinde çok fazla konuşmak istemiyorum. Daha önce bir yayın yapmıştım. Bu, Türkiye’de siyasetin geldiği yeri bize çok açık bir şekilde gösteriyor. Bunu bir kenara koyuyorum ve ben yine favori konum olan, var mı yok mu belli olmayan sürece değinmek istiyorum. Ve bir kere daha; süreç ilk başladığında herhâlde ilk ben dile getirmiştim, yani 2024 Ekim ayında başlamıştı. Ben kısa bir süre sonra bir yayında Abdullah Öcalan’la röportaj yapmak istediğimi söylemiştim. Daha sonra başkaları da bunu söylediler. Ardından 3 Şubat 2026’da Öcalan’a bir açık mektup yazıp 20 soru sormuştum. Tabii ki cevapları gelmedi. Kendisine iletildi diye umuyorum ve tahmin ediyorum; ama tabii ki cevap gelmedi.
Şimdi tekrar niye bunu gündeme getiriyorum? Dün Mustafa Karasu ile yapılmış olan bir röportajı okudum. Bu, Kürt hareketinin medyasına konuşuyorlar, biliyorsunuz Kandil’deki yöneticiler düzenli olarak. Uzun bir röportaj… Mustafa Karasu ile yıllar önce tesadüfen “İslam ve Kürt Hareketi” başlıklı bir toplantıyı izlerken tanışmıştım. Ayaküstü de olsa konuşmuştum; o zaman PKK’nın Avrupa sorumlusuydu. Sonra çok öne çıkan bir isim oldu ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile yapılan birtakım görüşmelerdeki örgütün kilit isimlerinden birisi. Genellikle radikal olarak görülüyor ama benim bildiğim kadarıyla en realist isimlerden birisi. Röportajını okuyunca, birilerinin umduğu gibi böyle bir tehdit, şantaj falan görmedim. Orada işlerin bir şekilde yürümediği, tıkandığı; Bahçeli’nin elinden geleni yaptığı ama AKP’de bir tıkanma olduğunu söylüyor ve CHP’ye yönelik operasyonların da süreci sekteye uğrattığını söylüyor. Bunları da olabildiğince yumuşak bir şekilde söylüyor bence.
Ama beni esas ilgilendiren husus; kendisine şunu soruyorlar: “Öcalan’ın görüşme notları sızdırılıyor ve yayınlanıyor. Bu konuda ne dersiniz?” diye. Bunu üstüme alındım; çünkü bu konuda çok haber yaptım. Değişik zamanlarda, sürecin başından itibaren bir şekilde edindiğim notlardan dönem dönem haberler yaptım. Bayağı da ilgi uyandırdı ve bu haberler nedeniyle DEM Partililer bana bayağı bir kızgınlar; açık açık bana bunu söylediler. Yazılanların yalan olduğunu söyleyemiyorlar ama yayınlanmasını istemediklerini söylüyorlar. Ben de kendilerine “Benim de işim gazetecilik,” deyip cevap verdim.
Ama en son Şubat başında yapılan görüşmelerin notlarından yaptığım haber çok fazla ilgi uyandırdı ve yine aynı şekilde gerek devlet kanadından gerek Kürt hareketinden, DEM Parti kanadından rahatsızlık sesleri geldi. Ama orada Öcalan’ın söylediklerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Daha öncekileri de yayınladık. Benim yaptığım o son haberin ardından bir süre sonra, Diyarbakır’da Sur Haber Ajansı, muhtemelen Mart ayında yapılmış görüşme notlarını yayınladı. Hızlı bir şekilde haberdar oldum, hızlı bir şekilde okudum. Kaydetmedim, “Sonra tekrar okurum,” diye döndüğümde bir baktım ki kaldırılmış. Meslektaşımız Mahmut Oral’ın haberiydi ve Mahmut Oral o olaydan sonra haber ajansı yöneticiliğinden de ayrıldı maalesef. Belli ki kendisine “Bunları yayınlama,” ya da “Sil,” diye — yayınlanmış artık — bir baskı gelmiş ve silindi.
Fakat birileri bunu çoğaltmış ve tekrar dolaşıma sokmuşlar. Oraya baktığımız zaman Öcalan’ın — anladığım kadarıyla en son görüşme, hangi tarihte olduğunu bilmiyorum ama benim şubat ayındaki görüşmeden sonra olduğu kesin — kızgın olduğu gözüküyor ve kızgın olmasının nedeni de kendi statüsü meselesi. Statüsü meselesinde devletin hâlâ adım atmamasından — Bahçeli’ye rağmen, Bahçeli buna sahip çıktı, biliyorsunuz — kızgın ve hatta “Ben bırakırım,” gibi şeyler söylüyor. Her neyse. İşte, Karasu’ya soruyorlar, diyor ki: “Bu sızdırmalardan biz de rahatsızız, bazı ifadeler bağlamından koparılarak yayınlanıyor. Bunun yerine Öcalan doğrudan basınla konuşabilmeli,” diyor.
İşte ben de oradan hareketle tekrar bunu söylüyorum. Artık bu olayı böyle gizli kapaklı yapmanın falan bir anlamı yok. O notların, görüşme notlarının yayınlanması da bence yanlış değil. Gazetecilik açısından bir kere doğru; aynı zamanda sürece olumlu katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Ama Öcalan’la doğrudan gazetecilerin konuşacak olması, konuşması kesinlikle çok daha önemli ve çok daha pozitif bir etki yaratır. Çünkü görüşme notlarında, eninde sonunda Öcalan kendi hareketinin birtakım kadrolarıyla görüşüyor. Bir anlamda onlara talimat veriyor, onlara yol yordam gösteriyor filan ve siyaset üretiyorlar birlikte; ya da kendi ürettiği siyaseti onlara aktarıyor. Onlar üzerinden birtakım mesajlar veriyor.
Bunlar doğrudan kamuoyuna yönelik mesajlar değil. Ama Öcalan’ın artık doğrudan kamuoyuna bir şeyler söylemesi lazım. Çünkü ülkede, kamuoyunun önemli bir kesiminde Öcalan’a karşı çok ciddi birtakım olumsuz tepkiler var. Sevmiyorlar, nefret ediyorlar, ölmesini istiyorlar… Şudur budur, bunu biliyoruz; yıllardır süren bir olay. Ve Öcalan böyle bir ortamda kendisini bir muhatap olarak kabul ettirmek istiyorsa, sadece devlete değil, aynı zamanda topluma da bir şeyler söylemesi gerekiyor. Ve bunu aracısız söylemesi gerekiyor. Aracısız derken tabii ki biz gazeteciler aracıyız ama bir kamu görevi yaptığımız için bizim aracılığımız diğerlerinden farklı. Bunun ideali; bu kişinin, Öcalan’ın — ama sadece Öcalan’ın da değil, esas olarak Öcalan’ın ama aynı zamanda bu hareketin diğer önemli isimlerinin — gazetecilere konuşması ve bu gazetecilerin de mümkün olduğu kadar mesafeli kişiler olması. Yani onun… Ne diyelim şimdi? Demin bahsettim; Mustafa Karasu ile yapılan röportajda muhabir aynı harekete bağlı birisi belli ki. Ona hep böyle, nasıl denir, “muz ortalar” yolluyor; yani zaten cevabı bir şekilde içeren sorular soruyor.
Halbuki Mustafa Karasu’ya, Murat Karayılan’a, Cemil Bayık’a gerekirse rahatsız olacağı sorular da sorulması lazım. Aynı şekilde Abdullah Öcalan’a da. Şu anda süreç garip bir şekilde kilitlenmiş durumda. 27 Mart’tan bu yana heyetler görüşemiyor; Mustafa Karasu da söylemiş. Neden görüşemiyor? 27 Mart’ta beş saatlik heyetlerarası görüşmeler olduğu söylenmişti ve bunun bir anlamda artık final gibi bir görüşme olduğunu varsaymıştık. Final derken, yeni bir aşamaya geçmenin finali olarak düşünmüştük. Ama o zamandan bu zamana herhangi bir görüşme yok, herhangi bir gelişme yok. Bahçeli’nin konuşmaları, Erdoğan’ın konuşmaları… Ama tıkandık kaldık. Böyle bir ortamda, bu durumdan çıkışın önemli ayaklarından birisi, Öcalan’ın gazetecilere konuşma imkânının yaratılması olacaktır. Bunu samimiyetle söylüyorum ve “Ben talibim,” diyorum. Ben olurum, başkası olur; hiç önemli değil. Ama olabildiğince serinkanlı, mesafeli; bütün soruların, önemli soruların sorulacağı görüşmenin, belki de görüşmelerin yapılması gerekiyor ki bu süreç ilerleyebilsin. Umarım böyle bir gelişme olur ve önümüzü görmeye başlarız. Şu hâliyle bakıldığı zaman önümüzü pek gördüğümüz söylenemez.
Bugün Müjde Ar’dan bahsedelim. Müjde Ar herhâlde ne zamandır yok ortada, çıkmıyor bildiğim kadarıyla. Ama Türk sinemasında bir ara şarkı da söyledi; küçük yaşta tiyatroculuğa başlamış, fotomodellik yapmış bir isim. Annesi söz yazarı ve tiyatrocu Aysel Gürel, babası bir gazeteci, kardeşi Mehtap da oyuncu; böyle ilginç bir aile. Aysel Gürel’in zaten çılgınlıkları da biliniyor. Müjde Ar o ailenin en durmuş oturmuşu gibi hep algılandı. Sinemada önce piyasa filmlerinde çok oynadı ama daha sonra iyi yönetmenlerle iyi filmler çevirdi. “Aaahh Belinda”, yanılmıyorsam oradan bu kare… “Ağır Roman”, “Adı Vasfiye”, “İffet”… “İffet” çok acayip bir filmdi, Kartal Tibet yönetmişti. Tabii biz onları hep — evet, Şener Şen ile beraber — ortaokuldayken izledik, lisedeyken izledik. Ve tabii ki Müjde Ar’ın bir startı var; o start da Halit Ziya’nın ünlü eseri “Aşk-ı Memnu”nun televizyon uyarlamasıydı. Orada ilk büyük çıkışını yapmıştı. O zaman kaç yaşındaymış? 21 yaşında ‘‘Bihter’’ rolüyle evlerde seyredilirdi. Hep beraber, kalabalık olarak; bizim evde kalabalık hâlinde seyrederdik “Aşk-ı Memnu”yu. Çok olağanüstü başarılı bir diziydi. Daha sonra başka uyarlamaları da oldu televizyon için.
Ve sonra bir ara Müjde Ar çok çılgınca bir projenin içine dâhil oldu; NTV’nin NTV olduğu zamanlarda 2007-2009 arasında merhum Pınar Kür, sevgili meslektaşım, arkadaşım Çiğdem Anad ve ne zamandır ortalıkta gözükmeyen Aysun Kayacı ile birlikte “Haydi Gel Bizimle Ol” diye bir sohbet programı yaptılar. Orada, hatta bir yayında söylediği bir söz nedeniyle ülkenin bir ilinin halkı, halkın temsilcileri ona hakaret davası açtılar falan… Neyse… Müjde Ar Türkiye’de hem cinselliğin hem toplumsal sorunların birlikte ele alındığı filmlerde karşımıza çıktı. Şu anda gördüğünüz Ercan Karakaş; Ercan Karakaş benim yıllardır tanıdığım, çok sevdiğim, Türkiye’de sosyal demokrasinin en bilge isimlerinden. 1995’te birlikte olmaya başlamışlar, on yıl sonra da evlenmişler. Böyle bir çiftimiz var ama çok böyle birlikte görmeyiz, öyle şeylere çok meraklı değiller. Onu da özellikle not edelim ve bu vesileyle Ercan Bey’e de buradan bir selam sarkıtalım. Müjde Ar gerçekten çok doğru bir kadın, çok başarılı bir isim, örnek bir isim. Birçok şeyi yaşamış; hem ticari sinemayı hem daha nitelikli filmleri ve Türkiye gibi bir ülkede ayakta kalabilmeyi bilmiş. Bu, başlı başına bir kadın için, ünlü bir kadın için çok zor bir şey bu ülkede maalesef. Müjde Ar’a buradan sevgilerimi ve takdirlerimi iletiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








