İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’ya FETÖ soruşturması açılmasının anlamı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İYİ Parti kurucularından Prof. Ümit Özdağ’ın CNN Türk canlı yayınında kendisini FETÖ’cü olmakla suçlamasının ardından partinin İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu ve bugün kendisi hakkında FETÖ soruşturması açıldı. Bu olayın Millet İttifakı ve İYİ Parti’ye yönelik boyutları öne çıkmakla birlikte, milliyetçi harekette önemli bir yer iştigal eden Kavuncu ailesi ve Enver Altaylı’yı hedef alması da ayrıca önemli.

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan 

Merhaba, iyi günler. İYİ Parti kurucularından Prof. Ümit Özdağ, CNN Türk canlı yayınında partinin İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’yu FETÖ’cü olmakla suçlamıştı. Özdağ, İYİ Parti içerisindeki eleştirilerini anlatırken, ağırlıklı olarak Buğra Kavuncu’yu FETÖ’cü olmakla itham etti, bunu defalarca Meral Akşener’e söylediğini vurguladı. Buğra Kavuncu yayına bağlanarak ona cevap vermeye çalıştı, ama eşit bir yayın olmadığı muhakkak. Ardından Buğra Kavuncu Ümit Özdağ hakkında suç duyurusunda bulundu; ama aslında kendisi hakkında bulunmuş oldu bir nevi; çünkü başından itibaren veremeyeceği hiçbir hesabının olmadığını, bunların iftira olduğu söyledi. Sonuçta suç duyurusu onun hakkında açılmış, bunun haberini yine kendisinden aldık. Kendisiyle konuştum; şaşırmadığını, beklediğini söyledi, kendi istediğinin de bu olduğunu söyledi ve orada mahkeme sürecinde bir iftira olduğunun ortaya çıkacağını söyledi. Başından itibaren zaten böyle bir pozisyonu var, partisinin de böyle bir pozisyonu var. Bugün Yavuz Ağıralioğlu ile de bu haber gelmeden önce sohbet etmiştik; o da Ümit Özdağ’ın bu hareketinin parti içerisinde birlik ve beraberlik yarattığını söyledi, ilginç bir şey. Çünkü, kongrede yaşananlardan dolayı Aytun Çıray mesela açık açık –başka isimler de var– burada Koray Aydın’ın bazı isimlerin üzerini çizdirdiği iddiasıyla eleştiri başlatmışlardı. Bunu Aytun Çıray önce Uğur Dündar’a, sonra diğer medya kuruluşlarına açık bir şekilde dile getirdi. Bazı milletvekilleri de partinin grup toplantılarına gitmeyerek protesto ediyorlardı. Ama anlaşılan Özdağ’ın bu tür doğrudan, partinin önemli bir ismini böyle kendi görüşlerine göre ihbar etmesinden dolayı, onunla eş gözükmemek için, onunla benzeşmemek için parti yönetimine yönelik eleştirilerini bir anlamda dondurduklarını söyledi, bu da ilginç bir durum. Özdağ’ın hakkında zaten disiplin soruşturması olacak ve anladığım kadarıyla İYİ Parti’den ihraç edilecek. Ama bu arada, Özdağ parti içerisindeki diğer tartışmaları bir anlamda bitirdi mi emin değilim, ama dondurmuş oldu. 

Bu olay “İşte bu bir iftiradır ve Buğra Kavuncu’ya hiçbir şey olmayacak” denebilecek bir süreç değil. Türkiye’de yargının nasıl siyasetin kontrolünde olduğunu biliyoruz, yargı bağımsızlığı yok, tarafsızlığı yok. Böyle bir süreçte her şeyin mümkün olduğu bir soruşturma bizi bekliyor. Daha önce de CHP’nin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na yıllar önceki sosyal medya paylaşımları nedeniyle soruşturma açıldı. Bu aslında olayın siyasî bir yönü, bir İstanbul intikamı yönü var. İstanbul’da 25 yıl sonra Erdoğan’ın saltanatının belediyede yıkılmış olması ve Canan Kaftancıoğlu ile Buğra Kavuncu’nun çok önemli rol oynamaları bütün bu süreçlerde etkili oldu. Nitekim geçen hafta hastalanmasından bir gün önce yaptığımız yayında, Ekrem İmamoğlu’na Kavuncu’yu sorduğumda, çok açık ve net bir şekilde sahip çıktı, onunla yol arkadaşlığı yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Zaten 31 Mart’ta yaşanan ittifakın en çok karşımıza çıkan fotoğrafı, açıkçası Kılıçdaroğlu-Akşener fotoğrafından ziyade, Kaftancıoğlu-Kavuncu ve aralarında da İmamoğlu, bu fotoğraf daha fazla öne çıkmıştı. Yani bugün Millet İttifakı deyince ilk akla gelen isimlerden birisi Kavuncu. Dolayısıyla ona yönelik bir operasyonunun Millet İttifakı’na yönelik bir hesaplaşma boyutu çok ciddi bir şekilde var. İYİ Parti’ye yönelik önce Bahçeli, ardından Erdoğan’ın daveti vardı –daha çok Akşener’e yönelik davetlerini biliyoruz–, onlara olumlu bir cevap alamadılar. Şimdi İYİ Parti’nin iyice yıpranması hedefleniyor belli ki. 

Ümit Özdağ bu olaya bilerek mi dahil oldu? Yani Cumhur İttifakı’yla ve siyasî iktidarla koordineli bir şekilde mi yapıyor ya da şahsî hesaplaşma içine mi girdi? Değişik görüşler ileri sürülüyor; ama Ümit Özdağ’ı tanıdığını sanan birisi olarak, Özdağ’ın iktidardan bağımsız bir şekilde yapmış olma ihtimalini hiç yabana atmıyorum. Ama burada başka bir husus var: CNN Türk’ün ve Ahmet Hakan’ın bu dönemde üstlendikleri misyonu da göz önüne alırsak, tesadüf ne kadar var? Açıkçası çok emin değilim. Olayın Millet İttifakı boyutu var, çok ciddi bir boyut. Burada Millet İttifakı’nın, Buğra Kavuncu’nun, Kavuncu’yla birlikte Kaftancıoğlu’nun ve İmamoğlu’nun cezalandırılması gibi bir arayış olduğu kesin. Nitekim Ümit Özdağ’ın açıklamasının ardından Kavuncu’nun FETÖ’cü olduğunu kanıtlamaya yönelik yapılan yayınlarda Kaftancıoğlu’nun ve İmamoğlu’nun sıklıkla anıldığına şahit olduk. Bazı gazeteciler birtakım malzemelerle bu şeye katıldılar ve bu da bir organizasyon. Başta yoksa bile ardından organizasyon olduğunu gösteriyor, hızlı bir şekilde birtakım “belgeler” gündeme geldi. 

Olayın bir başka boyutu da Kavuncu ailesi. Kavuncu ailesi –ülkücü hareketi bilenler bilir– çok ilginç bir ailedir. Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu bir akademisyen ve ülkücü hareketin 70’li yıllarda önde gelen isimlerinden birisi. Daha sonra da milletvekilliği yaptı 80’li yıllardan sonra, önemli bir isim. Amcası Burhan Kavuncu da ülkücü hareketin önde gelen isimlerinden birisiydi. Daha sonra cezaevi sürecinde, 12 Eylül’de, İslâmcılaşan ülkücülerden birisi oldu. Birçok ülkücü İslâmîleşti, Buğra Kavuncu’yu radikal İslâm anlamında düşünebiliriz. İran çizgisine yakın bir çizgide radikalizme gitti, ama son dönemde daha çok Doğu Türkistan meseleleriyle ilgilenen bir profil çiziyor. Kavuncu ailesi zaten Orta Asya kökenli ve bu konuda çok ciddi duyarlılıkları olan bir aile. Bir diğer kardeşleri Mualla Gülnaz da Mümtazer Türköne’nin eski eşi. Zaten son günlerdeki yapılan operasyon’vâri yayınlarda onun da adının karıştırıldığını görüyoruz. Çünkü biliyoruz, Türköne de ülkücü kökenli, yıllar öncesinde aynı ortamlarda, aynı harekette yer almış insanlar. Bugün yapılmak istenen operasyonda bunların çok fazla anlamı yok. Öğrendiğim kadarıyla, bir başka general amca da var galiba, adını daha önce bilmiyordum, general amca da eklendiğinde hareketin içerisinde önemli bir aile. Bu aileye bir şekilde dahil olan Enver Altaylı var — Altaylı, Kavuncu’nun dayısı. O da başlı başına ülkücü hareketin çok ilginç bir ismi. Ülkücü hareketle alâkalı aslında, Orta Asya denilince ilk akla gelen bir isim. Uzun süredir FETÖ’den yargılanıyor, cezaevinde. Kendisi hem Milli İstihbarat Teşkilatı’nda hem de Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı’nda çalıştığı bilinen bir isim. Daha sonra Sovyetler Birliği döneminde Orta Asya’ya yönelik, Türkî cumhuriyetlere yönelik birtakım istihbarat faaliyetlerinde yer aldığı bilinen bir isim. Sonra komünizmin yıkılmasının ardından –özellikle Özbekistan’da– oralarda mevcut rejimlerle yakın ilişki içerisinde olduğu bilinen bir isim. İlginçtir, kendisi cezaevinden bir mesaj yolladı Ümit Özdağ’a yönelik olarak ve orada açık bir şekilde Özdağ’ı yalanladı, ona meydan okudu ve orada ilginç bir hususla karşımıza çıktı, bu da Türk sağındaki ilişkilerin ne kadar karmaşık olduğunu bize gösteriyor. Ümit Özdağ’ın babası Muzaffer Özdağ, 27 Mayıs darbecilerinden, Alparslan Türkeş’in de yakın arkadaşı, aynı zamanda Enver Altaylı’nın da arkadaşı. Dolayısıyla Ümit Özdağ’a babasının arkadaşı olduğunu hatırlatıyor ve Ümit Özdağ’ın kendisine yakın zamana kadar ettiği iltifatları da anlatıyor. Hatta o yolladığı mesajın sonunda AKP’nin üst düzey yöneticilerinden Mahir Ünal’a yönelik de mesaj var. İşler burada iyice karışıyor ve tabii ki bu işleri karıştıran FETÖ boyutu. 

Neden FETÖ boyutu? Çünkü bu aile zaten Orta Asya kökenli, yıllardan beri Orta Asya’ya çok yakından ilgi duymuş ve hâlâ o ilgiyi yaşatan bir aile. Orada bulunmuş, ticarî faaliyet yapmış, siyasî faaliyet yapmış bir aile. Tabii ki Orta Asya deyince Fethullahçılık akla geliyor; Fethullahçılar ilk Orta Asya’da başladılar, Özbekistan’da başladılar. Ama Özbekistan’da İslam Kerimov bunları kapı dışarı etti. Daha sonra ilginçtir, onlara belli bir aşamadan sonra AKP iktidarı sahip çıktı. Yani Özbekistan rejimine karşı Fethullahçıları AKP iktidarı savundu. Onun dışında Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan gibi yerlerde de çok ciddi Fethullahçılık faaliyeti vardı. Buğra Kavuncu’nun da suçlanmasına neden olan, onun Kazakistan’da yürüttüğü ticarî faaliyetler sırasında, oradaki Türk İşadamları Derneği yöneticiliği ve bu kuruluşun da Ümit Özdağ’a göre FETÖ’yle meselesi. Burada esas olarak Millet İttifakı’na yönelik bir yıldırma, onu etkisizleştirme boyutu varken, bir diğer taraftan da aslında bu Ümit Özdağ’ın arı kovanına çomak soktuğunu bize gösteriyor. Ümit Özdağ bunu bilmeyen birisi değil, çocukluğundan beri herhalde bildiği bir çevreyi karşısına almış durumda. Bu çevre, özellikle Enver Altaylı söz konusu olduğu zaman, sadece Türkiye için değil, Orta Asya’da, Batı’da, Avrupa’da değişik ilişkilerin söz konusu olduğu bir olay. Yani FETÖ olayının çok ötesinde bir olay ve burada işler karışıyor. 

İyice karışır mı, yoksa bir yerden sonra birileri toparlar ve olayı yatıştırır mı? Açıkçası kestiremiyorum, çok karışık bir olay. Ama bu olayın siyasî bir yönü, öncelikle Millet İttifakı’nı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni yıpratmak var. Onun da ötesinde, İYİ Parti son dönemde kamuoyu yoklamalarında –bugün kamuoyu araştırması gördüm– yine bütün partilerde yukarıya doğru büyük hareket yok, hatta birçok parti –özellikle AKP ve MHP başta olma üzere– bâriz gerileme var. Buna karşı CHP’nin çok ciddi bir yükselişi vs. yokken, hatta bazı yerlerde CHP’nin kararsızlar dağıtılmadan düşük gözüküyor; ama burada en dikkat çekici parti, İYİ Parti. İYİ Parti son dönemde istim üzerinde bir parti ve böyle bir dönemde İYİ Parti’nin başına bunlar geliyor. Bunun başlı başına siyasî anlamda önemli olduğu kanısındayım ve Buğra Kavuncu –eskiden çok kullanırdık “prens” lâfını– bir anlamda Akşener’in prensi gibi. Onun ilk andan itibaren sahip çıktığını, önemli yerlere getirdiğini ya da getirmek istediğini, Ümit Özdağ’ın –belki başkalarının da– buna itirazlarıyla belli yerlerde kaldığını görüyoruz, ama şu anda İstanbul İl Başkanlığı bile Buğra Kavuncu için çok önemli pozisyon, hele bu il başkanlığı İstanbul seçiminin kazanmasına bu şekilde katkıda bulunmuşsa. Dolayısıyla Kavuncu’nun önü çok ciddi bir şekilde açık. Bu İYİ Parti içerisinde de açık ve Türkiye siyaseti açısından da önü çok açık bir isim. Yani yaşı, performans, ilişkileri, eğitimi ve şu andaki mesleği itibariyle bir kişinin de önünün ciddi bir şekilde tıkanmak istenmesi boyutu var. Buğra Kavuncu’nun önünün tıkanması İYİ Parti’nin bir anlamda kolunun kanadının kırılmak istenmesi ve bu yükselişine belki de ket vurmak arayışı; ama esas olarak Millet İttifakı’nı sarsma amacı var. Tabii bu arada da Kavuncu, Altaylı aileleri gibi Türk sağının –özellikle ülkücü sağın, Türkçü hareketin– bir şekilde hedef alındığı garip bir sürecin içerisinden geçiyoruz. 

Zamanında Özbekistan’da İslam Kerimov Fethullahçıları karşısına aldığı zaman AKP iktidarı sahip çıktı. Bu, basit bir örnek. Mesela Türkmenistan’da şu derneğin vs.’si gibi suçlamalar getiriliyor insanlara. Ama biliyoruz ki AKP iktidarı Fethullahçıların dünyanın her yerindeki faaliyetine sahip çıktılar, gerektiğinde kalkan oldular. Dolayısıyla “FETÖ’cü dernekte yöneticilik yaptı” vs. gibi bir soruşturma açmaya başladığınız zaman, başka defterlerin de çok ciddi bir şekilde açılması ve o bildiğimiz her zamanki “FETÖ’nün siyasî ayağı” meselesinin tekrar gündeme gelmesi söz konusu olabilir. Böyle bir şeyin söz konusu olması halinde, iktidar partisinin ve birçok isminin çok ciddi bir şekilde FETÖ’yle iltisaklı olduğu ortaya çıkabilir. Dolayısıyla bu aslında tehlikeli bir oyun. Bir siyasetçiyi FETÖ üzerinden suçlamaya kalkmak –hele böyle inandırıcı olmayan şeylerle suçlamak– iktidar için aslında riskli bir şey. Ama bakalım; soruşturma açıldı. Soruşturma normal şartlarda takipsizlik kararıyla vs. kapanması ve o kapandıktan sonra da Buğra Kavuncu’nun herhalde Ümit Özdağ’a yönelik iftira suçlaması üzerinden başka bir soruşturmanın başlaması beklenir. Ama Türkiye’de normal koşullar altında yaşamadığımız için her şey gerçekten mümkün. Dolayısıyla –sevmediğim bir lâf ama– izlemeye devam edeceğiz, bakalım, görelim ne olacak? Özellikle sağ siyasetin içerisinde olanlar ya da dışarıdan izleyenler için gerçekten ilginç bir süreç. 

Bu arada tabii şunu söylemek lâzım: Enver Altaylı gibi birisi yıllardır FETÖ’den içeride, yargılanıyor. Kendisi son yaptığı açıklamada da bunu söyledi, davası hakkında doğru dürüst hiçbir haber yapılmıyor. O bir yerde yargılanıyor, ama unutulmaya terk edildi, ademe mahkûm edilmek isteniyor onun davası. Böyle de ilginç bir durum var. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus