Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (90): İktisat, deprem ve İzmir

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 90. programında Sedat Pişirici, İzmir’de yapılan iktisat kongreleri ile İzmir’de yaşanan depremin ışığında Türkiye ekonomisini ve yeni bir İzmir İktisat Kongresi gerekip gerekmediğini değerlendirdi.

İyi günler,

Bugün gazetecilikte 39 yılı geride bırakıyorum. Mesleğe 2 Kasım 1981’de, o tarihte Anadolu Ajansı ve Hürriyet Haber Ajansı ile birlikte memleketin üç büyük haber ajansından biri olan Akdeniz Haber Ajansı’nın, kısa adı ile Akajans’ın, İzmir bürosunda başladım. Ege Üniversitesi Hukuk Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nun ikinci sınıfında okuyordum. Mezun olurken okulun adı Ege Üniversitesi Basın Yüksek Okulu olmuştu. Şimdi ise adı Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi. 

Mesleğe başladığım 2 Kasım 1981 Pazartesi günü, İzmir’de, İkinci İktisat Kongresi toplanmıştı. İlki, Lozan’daki barış görüşmelerinin tıkandığı bir sırada, 17 Şubat 1923’te toplanan kongrenin ikincisi, ondan 58 yıl sonra, 12 Eylül askeri darbesinin getirdiği ekonomik düzenlemelerin ardından toplanıyordu. 

Bu rastlantı, sonrasında kaderim oldu. Mesleğe polis-adliye muhabiri olarak başladım ama İstanbul ve Ankara basınına göre taşra sayılan İzmir ve hatta Bursa, Adana, Antalya, Samsun, Trabzon, Konya, Erzurum, Diyarbakır ve benzeri, yerel basının gelişmiş olduğu kentlerdeki meslektaşlarım gibi ben de sağlıktan eğitime, magazinden siyasete, belediyeden ekonomiye her işe koşturdum. Ama bu sırada İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve Ege İhracatçı Birlikleri’nin faaliyetlerini izlerken, İzmir’e ve Ege Bölgesi’ne gelen siyasi liderleri takip ederken, daha çok bir ekonomi ve siyaset haberleri muhabirine dönüştüm.

Aslında İstanbul’da doğmuş ama İzmir’de büyüyüp yetişmiş biri, İzmir’deki son işi ise haftalık ekonomi gazetesi Barometre’nin İzmir temsilciliği olan bir gazeteci olarak 1994 yılında yeniden İstanbul’a döndüğümde de ekonomi gazeteciliği peşimi bırakmadı. Her ne kadar İstanbul’a Sabah Gazetesi’ne editör olarak gelmiş olsam da sonrasında haftalık ekonomi haberleri dergisi Ekonomist’in yazı işleri müdürlüğü, CNN Türk televizyonunun ekonomi servisi şefliği ve ekonomi haberleri sunuculuğu ile ekonomi gazeteciliği üzerime iyice yapıştı.

Sizin anlayacağınız, ekonomist değil ekonomi gazetecisiyim. Bu programda dilim döndüğünce anlatmaya çalıştıklarım ise makroekonomik, ekonomipolitik, olabildiğince diyalektik ve tarihsel materyalist bir süzgeçten geçirmeye çalıştığım değerlendirmeler. Az önce de dediğim gibi, bütün bunların nedeni belki de gazeteciliğe İkinci İzmir İktisat Kongresi’nin başladığı gün başlamış olmamdır!

İlk İzmir İktisat Kongresi’ne dönersek… 17 Şubat 1923, bir cumartesi günü. Esasen hafta sonunun hala “cuma” olduğu bir zamanda cumartesi, bugünkü pazartesi. Kongre, İzmir’in kurtuluşundan beş ay sonra, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından dört ay önce, Lozan’daki barış görüşmelerinin tıkandığı bir sırada 

toplanması açısından önemli. Başta tüccar ve çiftçiler olmak üzere çeşitli çalışma alanlarından seçilen 1135 delegenin katıldığı kongre “Misak-ı İktisadi Esasları”nı belirleyip kabul etmiş. Kongrenin açılışında Mustafa Kemal Paşa şöyle diyor:

“Yeni Türkiye’mizi layık olduğumuz düzeye eriştirebilmemiz için mutlaka ekonomimize birinci derecede önem vermek zorundayız. Çünkü zamanımız tamamen bir ekonomi devresinden başka bir şey değildir. Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmamışlarsa, meydana gelen zaferler devamlı olamaz. Ekonomi demek, her şey demektir, yaşamak için, mutlu olmak için, insan varlığı için ne lazımsa onların hepsi demektir. Ziraat demektir, ticaret demektir, çalışma demektir, her şey demektir.”

Kongre, iki haftalık bir çalışmadan sonra oybirliği ile kabul edilen “Misak-ı İktisadi”yi yayımlayarak 4 Mart 1923’te sona ermiş. Alınan kararlar şöyle:

— Hammaddesi yurtiçinden sağlanan sanayilere öncelik verilmelidir.

— Yatırımcıları kredi ile desteklemek için bankalar kurulmalıdır.

— Sanayinin teşviki için bir yasa çıkarılmalıdır.

— Özel girişimciler desteklenmelidir.

— Küçük imalattan büyük işletmelere geçilmelidir.

— Özel girişimcilerce gerçekleştirilemeyen yatırımlar devletçe ele alınmalıdır.

— Teknik eğitim geliştirilmelidir.

— Yabancılar elindeki önemli kuruluşlar millileştirilmelidir.

— Günlük tüketim maddelerinin üretimine öncelik verilmelidir.

— Gümrük tarifeleri milli sanayiin kalkınma ihtiyaçlarına göre düzenlenmelidir.

— Yabancı tekelleşmelere ve imtiyazlara son verilmelidir.

— Demiryollarının yapımı bir programla yürütülmelidir.

— Yerli malları karada ve denizde ucuz tarife ile taşınmalıdır.

— İşçilerin durumu düzeltilmelidir. İş erbabına amele değil, işçi denmelidir. Sendika hakkı tanınmalıdır.

— Aşar vergisi kaldırılmalıdır. (Aşar/öşür, köylülerin ürettikleri tarım ürünleri için padişaha ödedikleri vergi.)

Açık söylemek gerekirse bu ilk iktisat kongresi, bir yanı ile bir “milli iktisat” perspektifi sunarken bir yanı ile de tıkanan barış görüşmeleri sırasında Batı’ya “Kurtuluş Savaşı’nda bizi destekleyen Sovyetler Birliği’nin aksine, sosyalist değil, kapitalist bir ekonomiden yanayız” mesajı veriyordu. Esasen İzmir’de düzenlenen bütün iktisat kongreleri bir mesaj kaygısı taşıyordu!

2-7 Kasım 1981 tarihleri arasında düzenlenen 2. İzmir İktisat Kongresi, 12 Eylül darbesini yapan askerlerin aldığı 24 Ocak Kararları’nın ardından yapılıyor ve dünyaya bir kez daha Türkiye’nin komünist olmayacağını, dahası serbest piyasa ekonomisini benimsediğini ve böylece Batı ile ekonomik entegrasyonunu tamamlama niyetinde olduğunu ilan ediyordu. İktidarda askerler ve onlara yardımcı olan Turgut Özal vardı.

4-7 Haziran 1992 tarihleri arasında düzenlenen 3. İzmir İktisat Kongresi ise Berlin duvarının yıkılması, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve reel sosyalizmin Sovyet tarzının çökmesinin ardından toplanıyordu. Turgut Özal bu sefer cumhurbaşkanıydı. Ama iktidarda Süleyman Demirel’in başbakanlığındaki DYP-SHP koalisyonu vardı. Erdal İnönü de başbakan yardımcısıydı. Kongre, “21. Yüzyıla doğru Türkiye“ teması ile küreselleşme sürecinde entegrasyonu amaçlıyor, dünyada kartlar yeniden dağıtılırken Türkiye’nin iktisadi tutumunu bir kez daha teyit ediyor, üstüne de yabancı sermayeyi ülkeye davet ediyordu. 

5-9 Mayıs 2004 tarihleri arasında düzenlenen 4. İzmir İktisat Kongresi, 2001 ekonomik krizi nedeniyle iki kez ertelendikten sonra toplanabilmişti. Bu esnada iktidar da değişmiş, AKP tek başına iktidar olmuştu. Kongre, Avrupa Birliği tam üyelik müzakereleri öncesinde toplandı. Adı da “Türkiye İktisat Kongresi” olarak değiştirildi. Mesaj açıktı: Avrupa Avrupa duy sesimizi… Nitekim 17 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye’nin katılma müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlamasına karar verdiler. Yarın 3 Kasım 2020. Aradan 15 yıl geçti. Türkiye hala Avrupa Birliği üyesi olamadı.

30 Ekim-1 Kasım 2013 tarihleri arasında düzenlenen 5. İzmir İktisat Kongresi’nin ana teması, “Küresel Yeniden Yapılanma Sürecinde Türkiye Ekonomisi”ydi. İktidarda yine AKP vardı. Amaç, Türkiye’nin 2008-2009 küresel finans krizinden etkilenmediğini dünyaya duyurmak yanı sıra AKP’nin 2023 vizyonunu kamuoyuna anlatmaktı. Kongrenin açılış konuşmalarını, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali  Babacan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yaptı.

O gün, açılış konuşmasında, 2023 hedeflerine ulaşmak için hukukun üstünlüğüne vurgu yaparak yargı ve eğitim reformlarının gerekliliğine işaret eden Ali Babacan, bugün kurduğu parti ile AKP’ye ve Erdoğan’a muhalefet ediyor.

O gün, açılış konuşmasında, “Orta gelir tuzağından kurtulmamız için, eğitim, bilim, Ar-Ge, teknoloji ve yeniliğe ağırlık veren bir iktisadi büyüme stratejisini izlememiz elzemdir. Ülkemizin demokratik standartlarını yükseltmeye devam etmesi sadece siyasi bakımdan değil, ekonomik kalkınma bakımından da en temel önceliklerden biridir” diyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bugün AKP’nin dışında kalmış eski bir cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’a muhalefet ediyor.

O gün başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan ise bugün cumhurbaşkanı ve “faiz sebep enflasyon netice” demekte ısrar edip, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin sebebinin dış güçler olduğunu iddia ediyor.

Türkiye, 2013’teki sonuncusundan bu yana yeni bir İzmir İktisat Kongresi daha düzenlemedi. İhtiyaç var mı? Elbette var. Türkiye bir ekonomik krizin içindeyken, bu kriz koronavirüs salgını ile birlikte iyice derinleşmişken, siyasi iktidar krizi ve salgını yönetemezken, Dünya Ekonomik Forumu’nun başkanı Klaus Schwab hem son Davos Zirvesi’nde yayımladığı manifesto, hem de geçenlerde verdiği bir röportaj ve yayımladığı bir makale ile kapitalistlere “Bu gidiş gidiş değil, zengin ve yoksul arasındaki gelir dağılımı uçurumu iyice derinleşti, bu kapitalizm giderek ahlaksız bir şey haline geldi, daha ahlaklı, daha adil, daha duyarlı, daha paylaşımcı, daha çoğulcu olmanız gerekir” diye seslenirken, ekonominin tüm aktörlerinin, her görüşten tüm ekonomistlerin, ülkedeki tüm siyasi partilerin ve tüm siyasi eğilimlerin temsilcilerinin katılacağı bir iktisat kongresi ülkenin önünü açacaktır.

İhtiyaç var mı? Eylülde TÜFE %11,75, ÜFE %14,33, gıda ve alkolsüz içecek fiyatları enflasyonu %14,95 iken, Merkez Bankası önceki tahminlerinin tutmayacağını görüp 2020 ve 2021 yıl sonu enflasyon tahminlerini yüzde 12,1 ve yüzde 9,4’e yükseltmişken, iktidarın Yeni Ekonomi Programı’nda 2023 yılı için öngördüğü 8 liralık ortalama dolar kuru tahmini, 2020 yılının kasım ayında fersah fersah aşılmışken, temmuzda resmi işsizlik oranı %13,4 iken ve resmen 4 milyon 227 bin işsizimiz, iş bulmaktan umudunu kesmiş 1 milyon 335 bin vatandaşımız varken, hayat pahalılığı almış başını gitmişken, Erdoğan 5,5 milyon dar gelirliye biner lira para vermekle övünür, iktidar ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli askıda ekmek kampanyası başlatırken, memleket ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde %10 küçülmüşken, dış borç 422 milyar dolara vurmuş, iç borç neredeyse 2 katrilyon liraya ulaşmışken, kişi başı yıllık milli gelir 8 bin doların altına gerilemişken, ülke borç batağında yüzerken, yoksulluk her geçen gün artarken, elbette her şeyin açık seçik konuşulacağı, eteklerdeki bütün taşların döküleceği, ak koyun ile kara koyunun belli olacağı, bir iktisat kongresine ihtiyaç var

Güzel İzmir bir depremle sarsılıp 80’den fazla vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 1000’e yakın vatandaşımız yaralanmışken, bir ekonomik anlayış olarak sürekli imar barışının, sürekli betona yapılan yatırımın yarattığı sonuçların enine boyuna tartışılacağı bir İzmir İktisat Kongresi’ne, elbette bugün, dünden daha fazla ihtiyaç var.

17 Ağustos 1999’da yaşadığımız büyük Marmara depreminden sonra depremin zararlarını tazmin edebilmek için getirilen özel iletişim vergisi ile halk arasındaki adıyla deprem vergisi ile nedense deprem sırasında kullanamadığımız cep telefonlarımızdan yaptığımız her görüşmede ödediğimiz vergi ile toplanan paranın ne zaman nereye harcandığını bilmezken, bunu sorduğunuz sorumlulardan sizin paranızın nereye harcandığının cevabını alamazken, deprem vergisinin hesabının sorulacağı bir İzmir İktisat Kongresi’ne mutlaka ihtiyaç var.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus