Kararsız seçmenlerin sayısı neden artıyor? Özer Sencar ile söyleşi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Metropoll Araştırma Başkanı Özer Sencar, son araştırmalarının bulgularını değerlendirdi. Ayrıca Berat Albayrak krizinin seçmen tercihlerini ne derece etkileyebileceğini yorumladı.

Bu yayında ele aldığımız araştırma bulguları:

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal 

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. MetroPOLL Araştırma’nın başındaki isim Özer Sencar ile karşınızdayız. Bildiğiniz gibi, kendisiyle düzenli olarak yayın yapıyoruz. Bugün yine çok şey konuşacağız. Özer Bey, merhaba. 

Sencar: Merhaba, iyi yayınlar.

Çakır: Çok ilginç dönemler ve günlerden geçiyoruz. Siyaseti yıllardır gözlemleyen iki kişi olarak, siz bir araştırmacı olarak, ben bir gazeteci olarak, her gün yeni bir şey görüyoruz. İki gün önce yaptığım yayında Berat Albayrak’ın istifâsı ile ilgili yaşananlara, “benzeri görülmemiş bir kriz” dedim. Hani istifâ olur da, istifânın bir gün boyunca konuşulmaması meselesi başlı başına ilginç. 

Ama buna gelmeden önce, sizin MetroPOLL olarak en son yaptığınız araştırmanın bulgularını konuşalım. Sonuçları çok çarpıcı. Kararsız seçmenlerin oyunda bâriz bir şekilde büyük bir yükseliş var. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin oylarında da, kararsızlar dağıtılmadan, bayağı bir düşüş var. Diğer partiler, en azından son birkaç ay içinde sanki sâbit gibi duruyorlar. Bu bana çok çarpıcı geldi ve yayının başlığını da zaten “Kararsızlar neden artıyor?” diye attık. Rakamları da vererek biraz anlatır mısınız? 

Sencar: Evet, birçok yönden çarpıcı bir olgu. Sizin de tanımladığınız gibi, çok kısa süre içinde inanılmaz beklenmedik olaylarla karşı karşıya geliyoruz. Birçok olay bir anda meydana geliyor. Bu, yaşımız ilerlemiş olmasına rağmen, daha önce hiç yaşamadığımız, “kriz içinde krizler” silsilesi gibi bir şey. 

Bu ayki araştırmamız, son 15 yıldır neredeyse her ay yaptığımız araştırmaların en ilginci oldu. AK Parti’nin oyu, 2005 Ocak ayından bu yana, hatta kurulduğundan bu yana, ilk defa kararsızlar dağıtılmadan, yüzde 30’un altına düştü. Son 2-2,5 yılda, 30-35 bandında hareket ediyordu, ilk defa 30’un altına indi: Yüzde 28,5 gibi bir değer. Bu, AK Parti’nin tarihinde gördüğü en düşük değerdir. Diğer ilginç bir olay: Son iki aydır, ana muhalefet partisi CHP’nin oyları da yüzde 17 bandına indi. Geçen ay 17,7 idi, bu ay 17,2. Eğer bir ay daha böyle 17’li bir rakam görürsek, bunu, CHP için felâket habercisidir diye düşünebilirim. Çünkü normalde yüzde 20-21 civarında hareket eden, kararsızlar dağıtılmadan önceki CHP oyları, ilk defa yüzde 17’lere indi. 

Ama ilginç olan, sadece bu değil: İktidar düşüyor, ana muhalefet partisinin oyları düşüyor, ama diğer muhalefet partilerinden oyu artan kimse de yok. Herhalde halk “no-name (isimsiz)” birisinin çıkmasını bekliyor. Veya ana muhalefet partisi dışındaki muhalefet partilerinden birilerinin öne çıkmasını bekliyor, ama hiçbirisi öne çıkmıyor. 

Çakır: İsterseniz burada bir araya gireyim. Sizin de çok yakından takip ettiğinizi bildiğim İYİ Parti ve Meral Akşener çok gündemde. Sizin bulgularınıza göre de, kararsızlar dağıtılmadan, yüzde 10 civarı bir oyla, istikrarlı bir şekilde gidiyor diye gördüm yanılmıyorsam. İYİ Parti şu anda, CHP’den sonra, hatta belki CHP’den daha fazla, muhalefetin dikkat çeken partisi desek abartılı olur mu? 

Sencar: Hayır, doğru. Biz bunu bu ay ölçtük. Yine bu ayki sonuçlardan bir tanesi bu. “İktidar karşısında en iyi muhalefet yapan kim?” diye sorduğumuzda, Meral Akşener birinci çıktı. Hem de Kemal Kılıçdaroğlu’ndan önce, açık ara önde çıktı. Dolayısıyla, İYİ Parti ve Meral Akşener, zaten kararsızlar dağıtılmadan önceki oylarıyla da düzenli bir şekilde, küçük küçük artışlar sağlıyor. Son kongre sonrası parti içinde yaşanan olaylar çok fazla etkilemedi İYİ Parti’yi. Sadece binde 2’lik bir azalmaya sebep oldu; ama artış yok, bekliyoruz bunu. Dolayısıyla İYİ Parti’de de bir sıçrama yok. 

Çakır: Evet, bu çok çarpıcı. Sözünüzü kesiyorum ama, AK Parti’den türemiş diğer iki parti… Bunu daha önce de konuştuk, ama bir kere daha üzerinde geçmekte yarar var, hatta defalarca tekrarlamak gerekir. AKP’de bu kadar azalma varken, AKP’den kopmuş ve muhalefet dozunu da artıran bu iki partide, yine çok büyük bir kıpırdanmayı sizin rakamlarınızda göremedim.

Sencar: Hiçbir hareket yok desem, mübalağa etmiş olmam. Çünkü bu ay, DEVA Partisi’nin oyu yüzde 1’den 1,5’a çıktı. Bu 1’den 1,5’a çıkma, istatistikî bir anlam ifade etmiyor. Zaten hata payı içerisindeki oy hareketidir bu. Dolayısıyla dikkate değer bir oy hareketi yok. Gelecek Partisi’nde de, DEVA Partisi’nde de yok. Bu iki partinin, bu durumu kendileri için dikkatle değerlendirmesi gerekiyor: “Niye CHP ve AK Parti oy azaltırken, hem de ciddi miktarda oy kaybederken, bu iki parti kazanamıyor?” sorusuna cevap aramaları lâzım. 

Çakır: Peki, “kararsızlar” olgusuna gelmeden önce, geri kalan partilere de hızlıca değinelim. Son günlerde yapılan değişik araştırmalarda, MHP’nin de bir oy kaybı yaşandığı yolunda bulgular var. Daha önce AKP’de yaşanan kayıpların, MHP’ye yaradığı söyleniyordu. Şimdi sanki o durmuş. Hatta MHP’den de bir kayıp var gibi. Bu daha çok, “fazla özdeş” olmakla açıklandı, ne dersiniz? 

Sencar: Şu anda MHP’de geçen aya göre küçük bir artış var; oy kaybı yok. Yani MHP kendi tabanına ulaştı, orada durdu, aşağıya inmiyor. Meselâ bu ay kararsızlar dağıtılmadan önce 7,5. Kararsızları oransal dağıtırsanız, 10,5 ediyor. Dolayısıyla “MHP oy kaybetmeye devam ediyor” şeklindeki gözlem, bizim için doğru değil. Biz onu görmüyoruz; MHP, aylardır 7 bandında hareket ediyor; çok fazla aşağı inmiyor, yukarı da çıkmıyor. MHP’nin oyu stabilleşti. AKP ile arasındaki oy hareketi de minimize oldu; artık fazla bir hareket yok. AK Parti’den ayrılanlar, MHP’ye gitmiyorlar, direkt kararsızlara gidiyorlar. 

Çakır: Onu ayrıntılı olarak konuşacağız, ama bir iki detaya daha girelim. Bilmiyorum haberiniz oldu mu ama Saadet Partisi’nin içinde bayağı ciddi bir tartışma var. Oğuzhan Asiltürk’ün başını çektiği bir ekibin, “Cumhur İttifakı”na yanaşmayı istediği söyleniyor. “Söyleniyor” deniyor, ama öyle olduğunu biliyorum. Temel Karamollaoğlu da Kemal Kılıçdaroğlu ile ittifakı sürdürmekten yana. Ama görüyoruz ki Saadet Partisi özellikle sosyal medyada çok etkili oluyor ve hâlâ dinamik bir örgütlenmesi var. Fakat belli bir şeyi de aşamıyor. Saadet Partisi, önümüzdeki dönemde Türk siyasetinde etkisi olabilecek bir parti görünümünde mi sizce?

Sencar: Küçük partilerin, yani oyu yüzde 1, yüzde 2, yüzde 3 civarındaki partilerin hepsi, stratejik öneme sahip. Çünkü genel olarak, iktidarla muhalefet arasındaki denge, bıçak sırtı bir dengeye dayanıyor. Dolayısıyla şu anda Türkiye’de yüzde 1’lik farklar, yüzde 1’lik oylar önemli oylardır. Saadet Partisi’yle ilgili bir gözlemimi ifade edeyim: Oğuzhan Asiltürk ile Sayın Genel Başkan arasındaki bu tartışmadan detaylı bir şekilde haberdar değilim. Ama şunu söyleyeyim: Son 6 ayda, Saadet Partisi seçmeninden AK Parti’ye karşı ciddi bir direniş, bir karşı duruş var. Temel Karamollaoğlu’nun muhalefet cephesindeki varlığı, kendi seçmenleri tarafından destekleniyor. AK Parti ile muhalefeti mukayese ettiğimiz bütün sorularda, Saadet Partisi’nin mevcut seçmenleri, AK Parti karşıtı olarak görünüyor. Bu, çok önemli bir şey. Eskiden, Saadet Partililerin oylarının yarısı AK Parti’ye yakın konum alırdı. Halbuki şu anda, Saadet Partili seçmenlerin neredeyse tamamı muhalefet cephesinde yer alıyor. Ben Oğuzhan Asiltürk’ün böyle bir gayreti olup olmadığını bilmiyorum. Ama varsa, rahatlıkla “Boşuna kürek çekiyor” diyebilirim. 

Çakır: Özer Bey, kararsızlara gelmeden önce HDP’yi de konuşalım. HDP’de ciddi bir kayıp olmadığını ve bir baraj sorunu olmadığını hep söylüyorsunuz. Bu son araştırmanızda, HDP ile ilgili çarpıcı herhangi bir şey gözlediniz mi?

Sencar: Hayır. Oylarını devam ettiriyor. Kararsızlar dağıtılmadan, 8,5 civarında oyu var. Bu da orantısal dağıtılırsa, yüzde 11’e tekabül eder. Dolayısıyla, çok önemli, beklenmedik bir olay olmadığı takdirde, yani, muhalefet sandıklara sahip çıkabilirse, HDP’nin herhangi bir baraj sorunu olduğunu düşünmüyorum. 

Çakır: Kaldı ki, iktidarın seçim sistemini değiştirme çabası içinde olduğu, barajı düşüreceği yolunda çok güçlü rivayetler var. Her neyse, biz bugünkü veriler üzerinden gidelim. Sizin bu tablonuzda, şu hâliyle baktığımız zaman, Cumhur İttifakı yüzde 50+1 oyun hayli uzağında, öyle değil mi? 

Sencar: Muhalefet yüzde 52 civarında. 

Çakır: Cumhur İttifakı’nı, iktidarı soruyorum. 

Sencar: Cumhur İttifakı 48,5 bandında. Kararsızları orantısal dağıtırsak, şu anda Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasında 48-52 dengesi var. Ama Millet İttifakı’nın nasıl oluşacağını bilmiyoruz. Orada konjonktürel olarak birtakım değişiklikler olabilir. Meselâ, az önce bahsettiniz, Saadet Partisi’ndeki gibi olaylar olabilir. Saadet Partisi’ni bu şekilde ikiye bölebilirler. Oğuzhan Asiltürk bir tarafa, Temel Karamollaoğlu bir tarafa gider. Dolayısıyla, diğer partilerin nasıl davranacağını şu anda kestirmem mümkün değil. Ama şu anda muhalefetin oyu, total olarak yüzde 51,5 civarında. 

Çakır: Esas konumuza, “kararsızlar” meselesine gelelim. Bunu daha önce de konuştuk, ama oranın giderek artıyor olması, daha fazla konuşmayı gerekli kılıyor. Kişilere, nedenini, daha önceki oy kullandığı partileri vs. soruyorsunuz. Kararsızlara baktığınız zaman, sizin en çok dikkatinizi çeken özellikler neler? Bunların büyük bir kısmının, iktidara oy vermiş olduklarını söylemek doğru mu? Neyi bekliyorlar? Kararsız olmaları, oy kullanmayacakları anlamına mı geliyor? Nedir burada altını çizmek istediğiniz özellikler? 

Sencar: Şu an 25,5 civarında kararsız oyu var. 

Çakır: Yani dört kişiden birisi. 

Sencar: Evet. Dört kişiden bir tanesi, kararsız veya cevapsız dediğimiz kitledir. Ve bunun yaklaşık 14 puanı, iktidar kökenlidir. AK Parti, bu seçimde 42 puan aldı. Şu anda 28,5-29 desek, 13 puanlık bir oy kaybı var. Bu 13 puanlık oy kaybının 1-2 puanı diğer partilere gitmiş olabilir. Çok fazla gitmiyor. Yani Gelecek ve DEVA Partisi de, AK Parti’den fazla oy alamıyorlar. Dolayısıyla, nete yakın bir şekilde şunu söyleyebiliriz: Bu 25 puanlık kararsız kitlesi içinde, 12 puanlık AK Parti kökenli bir seçmen var. Bu seçmenin yaklaşık 6 puanı, hâlâ AK Parti ile küçük veya büyük, sağlam veya esnek bir şekilde ilişkisi var. Meselâ 12 puanın 1,5 puanı, hâlâ AK Parti ile, Tayyip Erdoğan ile gönül ilişkisini sürdürüyor; güçlü bir gönül ilişkisi var. Ama ekonominin kötü yönetilmesi nedeniyle uzaklaşıyorlar. 4,5-5 puanlık bir kitle de, hâlâ Tayyip Erdoğan’a sempati duyuyor. Yani, kabaca 6 puanlık bir kararsız kitle içinde, 1,5 puan kadar, güçlü bir Tayyip Erdoğan bağlılığı var. Hatta onu tam olarak söyleyeyim size — bunun analizini yaptık çünkü: 25 puanlık kararsız kitlenin içinde, 1,3 puanlık sıkı bir Tayyip Erdoğan’a bağlı kesim var. 5 puanlık da esnek bir Tayyip Erdoğan bağımlısı var. Yani 6,5 puanlık bir kitle oluyor. 25 puanın 6,5’u, Erdoğan ile hâlâ gönül ilişkisini sıkı veya gevşek bir şekilde sürdürüyor. Eğer muhalefetten –küçüklü veya büyüklü, hangisi olursa– ciddi bir ekip çıkmazsa, bir lider sahneye çıkıp ortamı arkasında toplayıp götürmezse, bu 5-6 puanlık kitlenin bir kısmının AK Parti’ye dönme ihtimalini kabul etmek lâzım. 

Bugünlerde biraz Türkiye’yi dolaşıyorum. Birçok yerde şununla karşılaştım: Birileri bana diyor ki: “Evet, ekonomi kötü gidiyor.” Hatta MHP kökenli bir serbest muhasebeci arkadaşla yaptığımız sohbette, “AK Parti ekonomiyi kötü yönetiyor, ama Tayyip Erdoğan çekilip gitse, ekonomiyi emanet edeceğimiz kimse var mı? Siz bana mevcut liderler içinde birisini söyleyebilir misiniz?” dedi. Dolayısıyla, “Tayyip Erdoğan giderse, ekonomiyi iyi yönetecek bir muhalefet lideri olmadığı” şeklindeki algı çok güçlü. Meselâ bu ay, “Muhalefet ekonomiyi yönetebilir mi?” diye sorduk. CHP’lilerin bile yüzde 33’ü, yüzde 35’i, “Muhalefet ekonomiyi yönetemez” diyor. Muhalefet, ekonominin muhalefet tarafından yönetileceğine inanmıyor. 

Çakır: Peki Özer Bey, ekonomi, birçok seçmen davranışında birinci derecede belirleyici. Şimdi yaşadığımız son kriz –“istifâ” bile diyemiyoruz biliyorsunuz–, “görevden af talebi” ve “görevden af talebinin kabul edilmesi”. Erdoğan’ın veliahtı olarak tarif edilen Berat Albayrak’ın –Erdoğan’a rağmen olduğu anlaşılan– istifâsını yaşadık. Şimdi çok spekülatif olacak, ama Berat Albayrak’ın gitmesi, insanların, ekonomi konusunda iktidara olumsuz bakışlarını iyileştirebilir mi? Yoksa Berat Albayrak’ın gidişi, zaten ekonomideki başarısızlığın tescillenmesi olarak mı görülüyor? 

Sencar: Bu sorunuza geçmeden önce, az önce söylediğim şeyle ilgili bir veri paylaşayım. Muhalefet partilerinin ekonomi yönetimini sorduk: “Muhalefet partilerinin, mevcut ekonomik durumu düzeltecek kadrolara sahip olduğunu düşünüyor musunuz?” diye açık ve net sorduk. Bu soruya yüzde 55 “Hayır”, yüzde 37 “Evet” diyor. Yani toplumun yüzde 55’i, muhalefetin, ekonomiyi yönetebilecek, bu durumu iyileştirecek bir kadroya sahip olmadığına inanıyor. Ve CHP’lilerin yüzde 33’ü, İYİ Parti’lilerin yüzde 37’si bu kanaatte. Bu çok önemli bir veri. Yani, iktidar yıpranıyor ama muhalefet, yıpranan bu iktidar karşısında varlığını büyütmüyor, geliştirmiyor. Bu, bir felâket habercisi gibidir bana göre. Dünyanın her tarafında, iktidar yıprandığı zaman, muhalefet öne geçer; özellikle ana muhalefet öne geçer. Böyle bir şey görmüyoruz. Sadece ana muhalefet değil, diğer muhalefet partilerinin de öne çıkmadığını gösteriyor bu bize. Dolayısıyla bu durumu aşmak için, muhalefet partilerinin, ekonomiyi yönetecek kadrolarının varlığını kamuoyuna tanıtmaları ve buna kamuoyunu inandırmaları gerekiyor. 

Gelelim diğer sorunuza: Şimdi yeni bir olayla karşı karşıya kaldık. Beklenmedik bir şekilde, Hazine’den ve Ekonomiden sorumlu genç arkadaş –ben onu bir ilin mâliye müdürü bile yapmazdım şahsen– akraba ilişkisi ile ekonominin başına geçti ve ekonomi bir felâkete dönüştü. Şimdi hiç kimse buna, “buhran” ya da “felâket” demiyor. Haddizâtında, ekonomi bir felâket yaşıyor. Merkez Bankası, rezervleri açısından negatife düşmüş; dolar 8,5 lira olmuş, sterlin 11 liraya yükselmiş. Ekonomi, söylenmese de bir felâket yaşıyor. Biz vatandaşa da bu suali sorduk: “Ekonomide kötü gidişattan kimi sorumlu tutuyorsunuz?” dedik. Seçmenlerin yüzde 24’ü “hükümet, yönetim” diyor. Yüzde 22’si “Erdoğan” diyor. Yüzde 16’sı “Berat Albayrak” diyor. Halkımız Berat Albayrak’ı çok fazla sorumlu tutmuyor, yani onu dikkate almıyor. Berat Albayrak halkın nezdinde, ekonomiyi yöneten kişi değil; orada bulunan, oturan bir kişi. Hatalarıyla hükümeti sorumlu tutturuyor, ama yaptığı başarılı bir şey yok. Ama asıl sorumlu tutulan, yüzde 22 + yüzde 24 daha, yüzde 46 eder, halkın yüzde 46’sı Erdoğan’ı ve hükümeti sorumlu tutuyor. 

Şimdi asıl soruya gelelim: Ekonomi Bakanı da, Merkez Bankası’nın başına geçen arkadaş da, iyi mâliyeciler. Geçmişlerinde, mâliye kariyerleri düzgün insanlar, güçlü insanlar. Peki, ekonomiyi onlar mı yönetecek? Bence doğru sual, bu. Belki ekonomiyi yönetmek için doğru insanlar bunlar, ama onlar yönetecekler mi? Önümüzdeki günlerde bu sorunun cevabını almamız lâzım. 

Çakır: Peki şöyle bir şey sorabilir miyim? Muhalefet, ekonomi dediniz… Biliyoruz ki Ali Babacan DEVA Partisi’nin başında ve ekonomi tecrübesi de biliniyor; onun ekonomi yönetimi kamuoyu nezdinde de çok negatif değil. Anladığım kadarıyla, Ali Babacan’ın yeni ve küçük bir partisi olması nedeniyle, zaten onun ekonominin başına geçemeyeceği düşünülüyor. Şöyle bir şey sormak istiyorum: Millet İttifakı, diğer Cumhur İttifakı gibi bir koalisyon değil; seçimden seçime kurulan bir ittifak. Ama Cumhur İttifakı şu anda iktidarda olduğu için, bir koalisyon. Millet İttifakı’nın, seçimden seçime olan bir ittifak yerine, bir koalisyona dönüşmesi hâlinde… Mesela, henüz seçim yokken,  bugün, Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu vs. hep birlikte, bir hareket olduklarını ve ülke yönetimine birlikte tâlip olduklarını dile getirmeleri hâlinde, “muhalefette ekonomiyi yönetecek kadrolar yok” algısı kırılabilir mi? 

Sencar: Ayrı ayrı hesapları olan, geleceğe yönelik beklentileri ve hesapları farklı olan partilerden söz ediyoruz. Bunların, ortak bir platformda toplanmalarını engelleyecek iç hesaplaşmaları ve iç beklentileri var. Bütün partiler için bu geçerli. Belki bu konuda en rahat hareket eden, böyle bir birleşmeye en yaklaşacak olan, CHP’dir. Kılıçdaroğlu bunun organizasyonunu da yapıyor. Ama hepsinin, kendine göre birtakım hesaplaşmaları var, daha doğrusu iç beklentileri var. Dolayısıyla, bunların bir ortak “Demokrasi platformu”, bir koalisyon oluşturmaları lâzım. İktidar olmadan, güç olmadan, para olmadan koalisyon yapamazsınız. Ama bir ortak platformda birleşebilirler. Şu âna kadarki söylemlerinden, böyle bir şeyi yakın görmüyorum. Meselâ, Ali Babacan’ın bir beyânatını okudum geçenlerde: “Biz seçime kadar kendi partimizi yöneteceğiz, bu tip ittifaklar şimdilik bizim için söz konusu değildir” dedi. Meral Hanım’ın da buna benzer davranışları, söylemleri olabilir. Bunlar, HDP’yi dışlıyorlar. Dolayısıyla, bütün muhalefetin bir araya gelme şansı, bir koalisyon gibi bir birlikteliği oluşturması mümkün değil. Çünkü koalisyonlar, güç ile bir araya gelen insanlardır; bir gücü paylaşan insanlardır. İktidarı paylaşırsanız koalisyon kurarsınız. Burada paylaşılan bir iktidar, paylaşılan bir güç yok. Ben bunu yakın bir şey olarak görmüyorum. Ama bir platform oluşturabilirler ve oluşturmalılar bence. Mesela, “Demokrasi ve Hukuk Platformu” gibi. Artık ismini ne koyarlarsa koysunlar. Ama ben, buna bile yaklaştıkları kanaatinde değilim, çünkü kendi iç beklentileri farklı. 

Çakır: Özer Bey, son olarak şunu sormak istiyorum. Şu anda yapmakta olduğunuz ya da yapacağınız araştırmada bunu soracaksınız diye tahmin ediyorum. Ben “ABD seçimleri ve Türkiye” konusunda sizin kişisel görüşünüzü merak ediyorum. Türk-Amerikan ilişkileri bağlamında sormayacağım, çünkü o apayrı bir alan. Ama biliyoruz ki Trump ile Erdoğan’ın “kader birliği” gibi bir ilişkisi vardı ve Trump gitti. Bu, seçmenin Erdoğan’a bakışında bir değişikliğe neden olabilir mi? ABD’deki yönetim değişimi, Türkiye’deki seçmen tercihlerine, az da olsa bir etkisi olabilir mi? 

Sencar: Belki muhalefet ittifakının unsurları içerisinde bir ümit doğmuş olabilir. Buradan, böyle güçlü, popülist liderlerin gidebileceği algısı üreyebilir. Çünkü Macaristan’da da, büyük şehirleri mevcut liderin karşıtları aldı. Türkiye’de de mevcut liderin karşıtları, büyük şehirleri aldı. Ve ABD’de de dünyanın en popülist lideri yıkıldı gitti. Dolayısıyla bu, ortada duran kararsız seçmende, böyle bir ümit üretebilir. Ben, ABD’deki bu değişimin, Türkiye’deki muhalefet seçmeni üzerinde, iktidara mesafeli duran seçmen üzerinde bir ümit ışığı doğuracağı kanaatindeyim. 

Çakır: O zaman, şu soruyla toparlayayım: Cumhurbaşkanı, 24 saat sonra, o da yazılı bir açıklamayla, Berat Albayrak’ın istifâsını kabul etti. Sonra, geceyarısı yeni bir atama yapıldı. Bu bence, Erdoğan’ın otoritesine yönelik –“otoriter lider” diyoruz– bilerek ya da bilmeyerek yapılmış çok ciddi bir challenge, yani bir “meydan okuma”. Berat Albayrak’ın yaptığı şeyin, aslında Erdoğan’ın otoritesini çok ciddi bir şekilde sarstığı kanısındayım. Şu hâliyle bakıldığı zaman, atılan adımlar, bunu telâfi etmiş gibi gözükmüyor. Erdoğan’ın en yakın gördüğü isimler –o öyle görüyor muydu bilmiyoruz, ama dışarıdan baktığımızda–, “tek adam” yönetiminin o çelik çekirdeğinin ilk sayılan isimlerindendi Berat Albayrak. En azından, kamuoyunda böyle bir algı vardı. Bu son olay, Erdoğan’ın liderliği, iktidarı ve kamuoyu algısında nasıl bir etki yaratacak sizce? 

Sencar: Daha önce buna benzer bir olay yaşanmıştı. Süleyman Soylu da bu şekilde ânî bir kararla istifâsını duyurmuştu ve Sayın Cumhurbaşkanı onun istifâsını kabul etmedi. MHP’nin de verdiği destekle, Süleyman Soylu istifâsını geri aldı. Burada biraz farklı bir olay var. Çünkü Berat Albayrak, Süleyman Soylu gibi güçlü bir isim değil. Berat Albayrak, kayınpederinin gölgesinde var olan, kayınpederinin kredisini kullanan, ama oturduğu makamı doldurabilen birisi değildi. Muhtemelen, Tayyip Erdoğan bizim bilmediğimiz şekilde bir davranış sergilemiş olmalı ki, Berat Albayrak, bu çaresizlikle istifâ etmiştir. Muhtemelen, Merkez Bankası’nın başına yapılan atama ile ilgili bir kriz yaşadı Berat Albayrak ve yine muhtemeldir ki Tayyip Erdoğan’a ulaşamadı. Yani, Tayyip Erdoğan, ondan gelebilecek bir itiraz varsa, onu dikkate almayacağını fiilî olarak gösterdi. Bu, aynı zamanda Tayyip Erdoğan’ın Berat Albayrak’a bir mesajıydı. Tayyip Erdoğan, azletmek yerine, Berat Albayrak’ın istifâsını arzu etti belki de. Çünkü netice itibârıyla damadıdır. Onu azletmesi, kamuoyu nezdinde, Berat Albayrak için de, kendisi için de yanlış algılamalara sebep olabilir. Dolayısıyla onu yanına yaklaştırmayarak, uzakta tutarak istifâ etmeye zorlamış olabilir. Ama yine de, Berat Albayrak’ın istifâ şeklini, medenî ülkelerde karşılaştığımız bir istifâ şekli olarak doğru bulmuyorum. Sosyal medya üzerinden istifâsını duyurup, ondan sonra 24 saat ortalıktan kaybolmak, devlet yönetiminde karşılaşılacak şeyler değildir. Ama burada, “Tayyip Erdoğan, Berat Albayrak’ı azletmeden, istifâya zorladı” şeklinde bir algı oluştu bende. Tabii bu da, Tayyip Erdoğan’ın otoritesinin, gücünün giderek, azaldığını gösteriyor. Bunda şüphe yok. 

Çakır: Özer Bey, yine çok verimli bir söyleşi oldu. Bakalım bu krizin ardından, nasıl bir Türkiye, nasıl bir seçmen yapılanması oluşacak. Anladığım kadarıyla, artık esas bakmamız gereken, daha çok, muhalefet. Öyle görünüyor. Muhalefetin bir şeyler yapması hâlinde, seçmen davranışları ve bu “kararsız” dediğimiz kitlelerde kıpırdanma ihtimali doğacak. Öyle bir sonuca varıyorum. Yanlışsam düzeltin. 

Sencar: Benim gördüğüm iki şey var: Birincisi, yeni getirilen iki bakan var. Bu ikisi de mâliye kökenli ve uzmanlık alanlarında da yetkin insanlardır. Bunların hiçbiri, bir Berat Albayrak değildir. Tayyip Erdoğan, bunları ne kadar serbest bırakacak? Ekonominin kurallarına uygun şekilde davranmalarına ne kadar izin verecek? Yine kendisi mi yönetecek? Yoksa bunların yönetim alanlarını serbest mi bırakacak? Bu, birinci husus. İkinci husus: Başta CHP olmak üzere, muhalefetin, “Biz de ekonomiyi yönetebiliriz” mesajını vermeleri gerekiyor. Çünkü kendi seçmenlerine bile veremiyorlar bunu. Dolayısıyla, İYİ Parti’nin de, CHP’nin de, DEVA Partisi’nin de bu konuda başarılı olmaları gerekiyor. DEVA Partisi, ekonomiyi yöneteceği konusunda belki kendisinden çok emin, ama halk DEVA’yı unuttu. Ali Babacan 5 sene önce, 10 sene önce iktidarda başarılıydı. 10 seneden beri yetişen nesil, Ali Babacan’ı tanımıyor. Ve muhalefet kendisine güvenmiyor. AK Parti kökenli seçmenler de, muhtemelen Ali Babacan’ı “hain” gözüyle görüyor. Ali Babacan’ın açmazı şu: Bir, AK Parti seçmenine, “Ben sizdenim, sizler gibiyim. Ekonomiyi de yönetebilirim” mesajını vermesi lâzım. Muhalefete de bir özeleştiri borcu olduğunu düşünüyorum. Ali Babacan, muhalefetten oy almak istiyorsa, özeleştiri yapmak zorundadır. Bu, kişisel kanaatimdir. Şu anda ekonomiyi, muhalefet liderleri içinde en iyi yönetebilecek kişinin Ali Babacan olduğunda şüphe yok. Ama bagajlarında başka şeyler var. 

Çakır: Özer Bey, sağolun yayına katıldığınız için. Gelecek yayınlar için de şimdiden sözleşmiş olalım. Evet, Özer Sencar ile yine çok verimli bir söyleşi yaptık, kendisine teşekkürler. Sizlere de izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler. 

Sencar: İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus