Joe Biden, Beyaz Saray özel kalem müdürlüğü görevine “Ebola Çarı” lakaplı Ron Klain’i atadı, Facebook ve Twitter’ın kendi görüşlerine yer vermediğini düşünen çok sayıda muhafazakâr, farklı platformlara yöneliyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 3 Kasım’da gerçekleştirilen başkanlık seçiminin kazananı Joe Biden, Beyaz Saray özel kalem müdürlüğüne Obama döneminde “Ebola Çarı” olarak anılan Ron Klain’i atadı. Biden’ın daha önce de birlikte çalıştığı Klain, Trump yönetiminin koronavirüs salgınıyla mücadele stratejisini pek çok kez eleştirmişti. 

Ron Klain, bugüne kadar ABD’deki pek çok siyasetçiyle birlikte çalıştı. Eski Başkan Yardımcısı Al Gore’un özel kalem müdürü olarak görev yaptı. Biden’ın 1988 ve 2008 yıllarında yürüttüğü başkanlık yarışı kampanyaları da dahil olmak üzere Demokrat Parti’den birçok ismin seçim kampanyasında görev aldı. 2008-2011 yılları arasında, dönemin Başkan Yardımcısı Biden’ın özel kalem müdürü olarak görev yapan Klain, aynı dönem yaşanan mali kriz sürecinde Obama yönetiminin 787 milyar dolarlık yardım paketini hazırlamasında önemli bir rol oynadı. 

Klain, 2014 yılında dönemin ABD Başkanı Barack Obama tarafından Beyaz Saray’ın Ebola salgınıyla mücadele stratejisini yönetmek üzere görevlendirildi. Başlangıçta salgın hastalıklar konusunda tecrübesi yetersiz görülen Klain’i göreve atayan Obama, eleştirilere uğrasa da Klain çok geçmeden salgın yönetiminde kendini kanıtladı. Gösterdiği çabalardan dolayı Klain hâlâ Obama döneminin “Ebola Çarı” olarak anılıyor. 

Biden, seçim kampanyası boyunca ABD başkanı olarak seçildiği takdirde koronavirüs salgınıyla ve beraberinde getirdiği ekonomik sorunlarla mücadeleye vakit kaybetmeden başlama sözü vermişti. Beyaz Saray özel kalem müdürü olarak her iki alanda da deneyimli bir ismi, Ron Klain’i seçmesiyle birlikte Biden, Demokrat Parti’deki pek çok ismin onayını almış gibi görünüyor. 

Klain’i tebrik eden isimler arasında Demokrat Parti içindeki 2020 ön seçimlerinde Biden’a karşı yarışan Elizabeth Warren da yer alıyor. Warren, Klain’in Beyaz Saray özel kalem müdürlüğü görevi için mükemmel bir aday olduğunu söyledi. “Klain sağlıktaki ve ekonomideki krizin ne derece büyük ve önemli olduğunu anlıyor. Biden yönetimine önümüzdeki süreçte yol gösterecek deneyime sahip” diye konuştu. 

Trump’ın ABD demokrasisine zarar veren tutumu başta Avrupa olmak üzere popülist liderler için “yeni bir normal” oluşturabilir

“Avrupa’nın son diktatörü” olarak anılan Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko ağustos ayındaki başkanlık seçiminde zafer kazandığını öne sürüp, muhalefetin ve halkın itirazlarına rağmen altıncı kez başkanlık koltuğuna oturduğunda, birçok Batı Avrupa ülkesiyle birlikte ABD de bunu “seçmenlerin iradesine küstahça meydan okumak” olarak nitelendirmişti. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Lukaşenko’nun zaferini “sahtekârlık” olarak nitelemiş ve “Lukaşenko’nun kendini seçimin galibi ilan etmesine karşı çıkıyoruz. Belarus halkı onu istemiyor” demişti.

ABD’de başkanlık seçimlerini Joe Biden’ın kazanmasının ardından kameraların karşısına geçen Pompeo, Belarus’ta seçmenlerin iradesine saygısızlık yapıldığı şeklinde söylemini unutmuşçasına, “Yasal oylar sayıldığında ikinci bir Trump yönetimine yumuşak bir geçiş yapacağız” diye konuştu

ABD’deki başkanlık seçimiyle Belarus’taki seçimi birbirinden ayıran çok sayıda özellik var. Biden ve Trump, başkanlık koltuğu için adil koşullar altında yarıştı. Ancak ABD Başkanı Trump, bu yarışın başından beri seçim sürecinin şeffaflığına güvenmediğini, posta yoluyla gönderilen oyların “büyük bir aldatmaca” olduğunu söyleyerek ABD’li seçmenlerin iradesine gölge düşürmeyi hedefledi. Trump, oy sayımının başından beri ısrarla yinelediği “Yasal oyları sayarsak ben kolaylıkla kazanıyorum” şeklindeki söylemini de Biden’ın dünya liderlerinin pek çoğundan “seçilmiş ABD başkanı” olarak tebrik mesajları aldığı bugünlerde yineliyor. 

Ivan Krastev, Bulgaristan’ın başkenti Sofya’daki Center for Liberal Strategies yönetim kurulu başkanı ve Viyana’daki Beşeri Bilimler Enstitüsü’nde (IWM) daimi araştırmacı olarak çalışıyor.

Donald Trump’ın seçim sonuçlarını reddetmekteki ısrarının ABD demokrasisine verdiği zarar etkisini uzun süre gösterebilir, hatta kalıcı olabilir. Doğu ve Orta Avrupa araştırmaları üzerinde çalışan, Viyana Beşeri Bilimler Enstitüsü (IWM) araştırmacısı Ivan Krastev, Trump’ın seçim sonuçlarını ve yenilgiyi kabul etmemekte direnmesinin başta Avrupa olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde kendisi gibi düşünen popülist liderler için “yeni bir normal” oluşturabileceği görüşünde

ABD’de Facebook ve Twitter’ın kendi görüşlerine yer vermediğini düşünen çok sayıda muhafazakâr, farklı platformlara yöneliyor

Sosyal medya şirketleri Facebook ve Twitter, ABD’deki başkanlık seçiminden bir gün önce, seçim süreci ve adaylar hakkında yapılan ve resmi sonuçlar açıklanmadan zafer ilan edilen paylaşımlara “uyarı etiketleri” ekleyeceklerini açıklamıştı. Facebook ve Twitter’ın ABD başkanlık seçimiyle ilgili paylaşımların doğruluğunu teyit etmeye başlamasıyla birlikte, Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyen pek çok kullanıcı farklı platformlara yöneldi. 

Minneapolisli komedyen Corey Adam, ABD’de muhafazakâr eğilimleriyle tanınıyor. Geçen hafta farklı sosyal medya platformlarını kullanmaya başlayan Adam, “Facebook, haber kaynağımdaki muhafazakâr eğilimli bütün siyasi içerikleri kaldırmaya ya da bunlara uyarı etiketleri eklemeye başladı. Böyle bir şey yapacaksanız, her iki tarafa da adil davranmanız gerekir. Yalnızca bir tarafı seçerek onu öne çıkaramazsınız” dedi

Corey Adam gibi, ABD’li milyonlarca muhafazakâr seçmen, Facebook ve Twitter’ın doğrulama çabalarını sansür olarak nitelendiriyor ve Parler, Rumble, Newsmax gibi farklı sosyal medya platformlarına yöneliyor. 

Facebook ve Twitter’ı eleştirenler arasında aşırı sağ eğilimleriyle bilinen radyo sunucusu Mark Levin de var. Levin, geçen haftaki programında sosyal medya platformlarının, ABD’deki muhafazakâr kesimin görüşlerini temsil etmediğini söyledi. Fox News haber spikeri Maria Bartiromo da Twitter’ın, muhafazakârların kendilerini ifade etmelerine izin vermediğini ve bu nedenle hayal kırıklığına uğradığını dile getirdi. 

Kuzey Karolina Üniversitesi’nde profesör ve Bilgi Teknoloji Merkezi’nde kıdemli araştırmacı olarak görev yapan Shannon McGregor konuyla ilgili, “Parçalanmış, farklı platformlarda örgütlenen bir yanlış bilgi yayma mekanizmasıyla karşı karşıyayız. Özellikle seçimlerin bütünlüğünü tehdit etmeye yönelik ciddi bir tehlike sözkonusu” dedi. 

Derleyen: Özge Çakır Somlyai

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus