ABD Kongre baskınından çıkartılabilecek dersler

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yenilgiyi kabullenmek istemeyen Donald Trump’ın kışkırttığı kalabalıkların Amerikan Kongresi’ni basmasıyla yaşananlar, demokrasilerde kurallar ve kurumların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

Yayına hazırlayan : Hande Sena Kandemir 

Merhaba, iyi günler. Amerika Birleşik Devletleri‘nde Washington’da yaşananlar –saat farkı nedeniyle artık günler karışıyor; bize göre dün gece, ama onlara göre dün gündüz saatlerinde Washington’da yaşananlar– tüm dünyanın ilgisini haklı bir şekilde çekti. Yaşananları uzun uzun anlatmaya gerek yok, ama Trump kaybettiği seçimi kaybetmemek için, yani sandıkla gelmiş olan Trump sandıkla gitmeye yanaşmamak için her yolu denedi. Amerika Birleşik Devletleri‘nin dört bir tarafından taraftarlarını çağırdı. Washington’da onlara konuştu; onları gaza getirdi ve Kongre binasının basılmasına yol açtı. Ardından yaşananları biliyoruz: Tabii ki baskın bastırıldı. Hayatını kaybedenler var — dört kişiydi benim en son bildiğim. Ve Kongre, aradan sonra tekrar işlevini yaptı ve Joe Biden’ın kazandığını resmîleştirdi. Trump’ın seçimi kaybetmiş olduğu bütün yönleriyle kesinleşmiş oldu. Bundan sonra başına neler geleceği ayrı bir konu.
Bütün bunları zaten 15:30’da Washington’dan Gönül Tol ve Ömer Taşpınar ile “Transatlantik” özel yayınında konuşacağız; onlar bize anlatacaklar — ki pazartesi günü yaptığımız yayında bu olayların haberini vermişlerdi. Ömer’in, “Trump giderayak darbe yapmaya çalışıyor” sözlerini hatırlayacaksınız. Ve bir darbe girişimi olarak bunlar yaşandı, ama fiyaskoyla sonuçlandı. Ben biraz, “ABD’yi nasıl etkiler?” kısmından ziyade, bunun hepimiz için çıkarılacak dersleri konusunda birtakım şeyler söylemek istiyorum. Öncelikle şunu hatırlayalım: 2020’de ABD’ye damgasını vuran, Siyahlar’a yönelik polis şiddeti ve “Siyahlar’ın hayatları değerlidir” diye çevirebileceğimiz büyük protesto gösterileri sırasında, Trump o klasik şeyi söylemişti: hukuk ve düzen. Ve polisin yanında göstericilere karşı tavrını almıştı. Bu aslında, dünyada tüm yönetenlerin çok sevdiği bir kavramdır. Bizde ve dünyanın birçok yerinde de önemli olan düzendir, önemli olan hukuktur, önemli olan devletin güvenlik güçleridir. Fakat aynı kişilerin, bunu öne çıkaran kişilerin, kendilerinin birtakım talepleri söz konusu olduğunda –haklı haksız fark etmez– işin rengini nasıl değiştirebildiklerini gördük. Yani düzenin altını ısrarla çizen ve tüm söylemini bunun üzerine inşa eden sağcı popülistlerin nasıl kaybetmemek için ya da kaybı kabul etmemek için düzensizliği, kaosu tercih ettiklerini gördük. 

Bu söylemlerin aslında ne kadar yalan olduğunu hep biliyorduk; ama onlar o kadar ısrarlı bir şekilde söylüyor, o kadar altını çiziyorlar ki, bunları doğru sanıyoruz, fakat görüyoruz ki Trump, birçok olayda olduğu gibi bu olayda da bunların yalan olduğunu, tam da hakikat-sonrası çağın temel özelliklerinden birisi olduğunu bize gösterdi. Burada bir diğer husus, sosyal medyanın gücü oldu. Artık günümüzde sosyal medya birçok şeyi çok ciddi bir şekilde etkiliyor, belirliyor. Tarihin akışında çok ciddi rol oynuyor; bunu en iyi bilen kişilerden birisi de Trump‘ın kendisiydi. Biliyorsunuz, sosyal medyayı, özellikle Twitter’ı kullanarak siyaset yapmayı tercih eden bir siyasetçiydi. Daha önce de başına gelmişti, ama bu son olayda Twitter’ın müdahalesiyle, yani orada musluğu kesmesiyle kalakaldı. Öyle kalakaldı ki, burada Türkiye’de de birtakım insanlar, bunun yarın öbür gün Türkiye’de de yaşanabileceğini söylediler; fakat aradaki şu farkı özellikle vurgulamak lâzım: Trump’ın böyle bir durumda sosyal medyadan başka sığınabileceği çok bir alan, tüm kamuoyuna seslenebilecek bir mecrası yok, ama Türkiye gibi ülkelerde geleneksel medya büyük ölçüde devlet ve iktidar tarafından kontrol edildiği için, sosyal medya olmasa bile bu medyayı kullanma imkânına bizim ülkemizde, örneğin Erdoğan sahip. Fakat belli bir aşamadan sonra sosyal medya bütün bu geleneksel medyanın da önüne geçtiği için birinci derecede önemli olabiliyor; zaten bizim ülkemizde de sosyal medyaya getirilmek istenen yasaklar, kısıtlamalar, şunlar bunların aslında ekonomikten ziyade siyasî bir perspektifi olduğunu burada çok iyi anlamak lâzım.

Türkiye’den peş peşe açıklamalar geliyor. Dışişleri Bakanlığı’ndan, Cumhurbaşkanı Sözcüsü’nden, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı’ndan, milletvekillerinden, AKP sözcülerinden, yani iktidarın AKP kanadı bir seri halinde bu olayı kınamaya, yani bu Trump yanlısı sivil güruhun yaptığını eleştirmeye başladılar — biraz dikkatli bir dille yapıyorlar, ama eleştirmeye başladıklarını görüyoruz. Bunun da ilk düşündürdüğü tabii ki şu: Demokrasinin değerini savunuyorlar. Fakat işin bir başka boyutu da var. Türkiye son dört yılda Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerini sadece ve sadece Trump ile sınırlamıştı. Trump ile Erdoğan’ın kurduğu ilişki üzerinden giden bir şeydi. Ve şimdi Trump’ın gitmiş olduğu kesinleşti. Ve Trump giderken faturayı kendisi için de iyice ağırlaştırdı. Belki bütün bu hamleleri, başkanlığı kaybettikten sonra özellikle hukukî anlamda başına geleceklerin önüne geçmek için yapıyordu; fakat bu son olayla birlikte, kendisinin faturasının da iyice ağırlaşmış olduğunu düşünüyorum. Bakalım önümüzdeki süreçte bu baskının, Trump yanlısı ve Trump’ın kışkırttığı insanların yaptıklarının hesabı Trump‘tan da bir şekilde sorulacak mı? Ama uluslararası ilişkilerde Biden yönetiminin bunları hep aklında tutacağını ve geçmiş dönemde Trump ile çok yoğun ilişkiler içerisinde olanlarla ilişkilerinde daha dikkatli olacağını varsayabiliriz. Onun için, Türkiye’den peşpeşe gelen bu açıklamalar, bir anlamda ön almanın ve “Evet, zamanında Amerika başkanı olduğu için kendisiyle ilişkimiz vardı, ama şimdi siz başkansınız” demenin bir yolu olarak karşımıza çıkıyor. Yoksa bu kadar demokrasiye tutkun, sandığa bu kadar meraklı olduklarını çok fazla sanmıyorum. 

Şunu hatırlıyorum. 31 Mart yerel seçimlerinden sonra bir toplantı için Amerika Birleşik Devletleri’ne gittiğimde, o sırada Türkiye’de İstanbul seçimlerinin iptali konuşuluyordu. Onların hepsini hatırlıyoruz. Hiçbir delil yok; “Olmuştur bir şey, çünkü çaldılar” diye bir lâf vardı. Bu aslında Trump’ın bu son seçimden sonra söylediklerinden çok da farklı şeyler değildi. Ve ABD’de Türkiye’yi takip eden bir grup insanla ettiğimiz sohbette, Ortadoğu Enstitüsü’nde düzenlenen bir toplantıda, bir anlamda mahcubiyet vardı –yani Türkiye’den gelen birisi olarak– ve “Akıl almaz bir şey! Sandığa saygı göstermeyen bir iktidar!” olayı vardı. Ve hiç unutmuyorum, benim gittiğim gün Yüksek Seçim Kurulu’nun kararı bekleniyordu. Ben burada söyledigim şeyleri orada da tekrarladım: “Normal olarak bunun yenilenmemesi gerekir, ama yenileme kararı çıkarsa da AKP ve Erdoğan çok büyük bir yenilgiyi tadacaktır” minvalinde şeyler söylemiştim — söylemeye hazırlanıyordum daha doğrusu. Toplantı başlamadan önce YSK kararı çıktı ve ona göre İstanbul’da seçimin yenileneceği ortaya çıkmıştı. Tabii ki orada çok büyük bir yenilgiyi –ki bu dediğim olay ne zaman oluyor? bir buçuk yıl önce, ve utanç verici bir şeydi bizim için; çünkü sandık demokrasinin en önemli olayı, Türkiye’yi yönetenlerin de en çok ortaya çıkardıkları bir şey. Ama böyle birtakım kritik anlarda, kendilerinin gücü olduğu için, bütün özerk kurumların içlerini de boşalttıkları için, yargıyı tamamen ellerine geçirmiş oldukları için, iktidar pekâlâ sudan sebeplerle sandıktaki seçim sonuçlarını tanımayabiliyordu. Ve bu aslında bizler için utanç verici bir olaydı. 

Kısa bir süre sonra Amerika Birleşik Devletleri‘nde bu olay yaşandı; fakat olay başarısızlıkla sonuçlandı, zira gördük ki orada hâlâ kurumlar var. Washington Post’un ortaya çıkardığı, Trump‘ın Georgia eyaletindeki seçim kurulu başkanı diyebileceğimiz kişiyle yaptığı telefon görüşmesi neydi? Ondan 10 binin üzerinde bir oyu yaratmasını istiyordu; ama yaratamadı, yaratmadı daha doğrusu. Ya da Trump, kendisinin sağ kolu, Başkan Yardımcısı Mike Pence’ten, yöneteceği Kongre oturumunda bunu ertelemesini, yani Biden’ın kazanma kararını ertelemesini dayattı; fakat Pence buna yanaşmadı. Uzun bir açıklama, bir mektup yazdı. Onu paylaştı medyada. Ve Trump tam Washington’da konuşma yaparken bu haberle iyice şok oldu. Sonra da Cumhuriyetçi Parti’nin senatörleri ve milletvekilleri, özellikle senatörlerin ezici bir çoğunluğu da Trump’ın bütün bu isteklerine rağmen Biden’ın seçiminde bir sorun olmadığını, bütün hukukî süreçlerin tamamlandığını ve oylarda bir usulsüzlük olmadığını kabul ettiler. Bütün bunlar bize gösterdi ki, her şeye rağmen Amerika Birleşik Devletleri‘nde –hiçbir zaman bir demokrasinin beşiği vs değil ama– orada kurallar ve kurumlar var. Trump ne kadar isterse istesin o kurumlar sayesinde o güruhun baskını sonuçsuz kalabildi. Sorunlar çıktı. Polisin ne kadar etkili olup olmadığı vs. bütün bu tartışmalar bir yana, ama özellikle Cumhuriyetçi Parti’nin içerisindeki senatörler ve milletvekillerinin –hepsi olmasa bile büyük bir çoğunluğunun– oyunu kurallarına göre oynama kararlılığı birçok şeyi değiştirdi. Buradan bize çıkacak en büyük derslerden birisi bu. 

Türkiye’de kurumlar ne durumda? Kurallar ne durumda? Kurallar sürekli değişiyor. Erdoğan’ın çok sevdiği bir lâf vardı — bunu geçmişte çok söylerdi: “Maç oynanırken kurallar değiştirilmez” derdi, kendisinin futbolculuğundan da hareketle. Ama gördük ki AKP iktidarı, daha doğrusu AKP iktidari değil artık, Erdoğan-Bahçeli iktidarı kendi krizlerini aşmak için sürekli olarak kuralları değiştiriyor, yeni kurallar getiriyor, deneme-yanılma yöntemi ile –artık Başkanlık Sistemi de zaten, işler çok kolay– Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bir çok şey oluyor, isimler değiştiriliyor ve kurumlar iyice felç ediliyor, içleri boşaltılıyor, kurumların fonksiyonları kalmıyor. Böyle bir olayı Türkiye’de biz yaşıyoruz. Bence çıkartmamız gereken en ders bu: Hep söylenen seçim güvenliği meselesi. Türkiye’de yapılacak ilk seçimin ne kadar güvenli olacağı meselesi, ardından seçim sonuçlarına herkesin saygı gösterip göstermeyeceği meselesi ve özellikle de iktidarın kaybetmesi durumunda buna razı olup olmayacağı meselesi. Bütün bu sorular ne zamandan beri gündemde; ama bu soruların gündemde olmasına karşılık, vatandaşın, yurttaşın kendini güvende hissedebilecek şey şu olur normalde: Kaybeden kaybettiğini kabul etmek istemeyebilir, ama ülkemizde yargıçlar var, ülkemizde hukuk var, ülkemizde kurumlar var, ne kadar isteseler de sonuçta âdil bir seçim yapıldıysa, her şey kurallara göre yapıldıysa, ne kadar direnirlerse dirensinler bu devir-teslim gerçekleşir diyebilmek lâzım.

Amerika Birleşik Devletleri gibi kurumların hâlâ güçlü olduğu bir ülkede bile bir kalkışma yapılabiliyor ve bunun nasıl sonuçlanacağı kestirilemeyebiliyor. Birçokları bunun bile olamayacağını sanıyordu; ama oldu ve bertaraf edildi; bundan sonra nelerin yaşanacağı ayrı bir husus. Türkiye’nin en önemli meselesi, buradan çıkartılabilecek en önemli mesele: Türkiye’nin kurumları. Türkiye’de demokrasinin kuralları ne? Bunların detayları ne? Bunların denetlenmesi nasıl oluyor? Bunlara vatandaş nasıl sahip çıkabilir? Sandığa vatandaş nasıl sahip çıkabilir? Ve bütün bu yaşanan, Türkiye’de özel olarak üretilen ve tırmandırılan kutuplaşma bizi nerelere götürüyor? İşte Amerika Birleşik Devletleri‘nde zaten hep kökü olan ırkçı, ayrımcı, beyaz üstünlüğünü savunan kesimlerin Trump döneminde iyice güçlendikleri, palazlandıklarını gördük. Trump bunlara her vesileyle sahip çıktı ve fotoğrafları görüyorsunuz: Bunlar aslında komik fotoğraflar, ama aynı zamanda çok trajik fotoğraflar — insanlar ölüyor. Bakıyorsunuz birtakım insanlar acayip kıyafetlerle, acayip sloganlarla, acayip bayraklarla… çok meşhur konfederasyon bayrakları dikildi. İç savaşa göndermeydi bütün bunlar. Amerika’nın savaşına. Ve yılların rövanş duygusu var.
Şimdi bu tamamen kutuplaşmanın tırmandırılmasıyla ilgili bir olaydı. Türkiye maalesef uzun bir süredir bunu çok ciddi bir şekilde yaşıyor ve yaşadığımız kutuplaşmanın hangi boyutlara vardığını anlamak için umarım bu tür anlar yaşamak zorunda kalmayız. Ne yapıp ne edip bu kutuplaşmadan Türkiye’nin kendini olabildiğince arındırması gerekiyor. Bunun yolu da yine tekrar kurallar ve kurumlara güvenmekten geçiyor; ama ülkede her geçen gün güvenilir kurum sayısı azalıyor. Toplumun tüm kesimlerini kucaklayan kişiler, kurumlar artık yok. Ayrım gözetmeksizin herkesin inandığı insanlar, ortak akılla iş yapan –ne denirse–, âkil insanlar şunlar bunlar yok. Potansiyel bakımından olabilecek kişiler de Türkiye’deki yoğun baskı ortamı nedeniyle seslerini çıkarmıyorlar. Aslında Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşananlar bizim şu anda Türkiye olarak içinde bulunduğumuz durumun ne kadar kritik olduğunu bize bir kere daha hatırlatıyor. Ama bütün bunlara rağmen, Türkiye iyi kötü bir demokrasi geleneğiyle, iyi kötü bir hukuk devleti geleneğiyle –her ne kadar son dönemde bunlar çok ciddi bir şekilde darbe almış olsa da–, seçim geleneğiyle, Meclis geleneğiyle –her ne kadar şu anda Meclis’in fonksiyonu iyice azaltılmış olsa da–, bütün bunlarla ve bütün yediği darbelere rağmen bir sivil toplum geleneğiyle bunları aşabileceğini düşünüyorum. Burada önemli olan kendine güvenmek ve demokrasiyi, çoğulculuğu, temel hak ve özgürlükleri ve hukuk devletini sonuna kadar tavizsiz bir şekilde savunabilmek. 

Amerika Birleşik Devletleri‘nde yaşananlar gerçekten çok ibret vericiydi. Bunun daha artçı sarsıntıları muhakkak olacaktır. Ama bunlara bakarak bizim, “Uzakta bir yerlerde bir şeyler oluyor “falan deyip sadece ve sadece onlara dalga geçmek ya da onları eleştirip akıl vermeye çalışmak değil; buradan çıkarılan dersleri kendi önümüze koyup, Türkiye’nin nasıl daha iyi, daha özgür, daha demokratik bir ülke olacağını düşünmemizde çok ciddi bir şekilde yarar var.  

Evet, 2021 acayip başladı. Bu gidişle 2020’den daha zor, çetin bir yıl olacağa benziyor; ama ABD’deki devir-teslim töreninden sonra birçok şeyin ABD’de ve dünyanın kendisinde de, değişik bölgelerinde de, ikili ilişkilerde ve dolayısıyla bir şekilde Türkiye’de de değişeceğini görmek lâzım. Umarım bütün bunlar tüm dünya için daha olumluya doğru gider; fakat çok sorun var, çok çetrefil sorun var, çok gerginlikler var ve de üstüne üstlük tüm yerküreyi sarmış olan bir koronavirüs salgını var. Allah sonumuzu hayır etsin diyelim. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus