İbretlik bir olay: Adnan Oktar davası

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Adnan Oktar Organize Suç Örgütü’ne yönelik 78’i tutuklu 236 sanığın yargılandığı davada karar çıktı. Adnan Oktar 1075 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum oldu. Aralarında Oktar’ın da bulunduğu örgüt yöneticisi 14 sanığa toplam 9 bin 803 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Bu dava gücünü şeffaflıktan, sivillikten değil de güç odaklarıyla ilişkilerinden alan gizli bir yapılanmanın, desteklerini kaybettiğinde başına neler gelebileceğinin çarpıcı bir örneği oldu.

Yayına hazırlayan: İlayda Öykü Biberoğlu 

Merhaba. İyi günler, iyi akşamlar! Bugün fazla mesai yaptığımın farkındayım, ama bu yayını yapmasam olmazdı. Adnan Oktar’dan bahsedeceğim, çünkü bu benim için üzerime bir vazife gibi. Zira kendisiyle Türkiye’de bir gazeteci ve medya mensubu olarak –o zamanlar medya denmiyor, basın deniyordu– ilk röportajı yapan kişiydim. 1985 yılında Nokta dergisinde çalışırken yaptığımız yayın bayağı bir ses getirmişti. Bu yayını, haftalık haber dergisi Nokta’da kapaktan vermiştik. Ondan sonra da hakkında bayağı bir yazıp çizdim. Bir tarihten itibaren de onun hakkında hiçbir şey yazmamaya karar vermiştim. Bütün bunları aslında bu hafta sonu, izleyenler varsa, “Gomaşinen” adlı gazetecilik anılarımı anlattığım podcast dizisinde anlatacağım — Adnan Oktar ile olan maceramı anlatacağım diyeyim. Çok şükür, ben kendimi ucuz kurtardım; ama hiç yara almadım denemez. Bunları hafta sonuna saklayalım, cumartesi gününe. 

Açıkçası bu davanın bu kadar hızlı sonuçlanmasını beklemiyordum; çünkü çok kalabalık bir dava ve çok suçlama var. Sonuçta, bugün ceza çıktı. Adnan Oktar’ın kendisine 1075 yıl üç ay… Önde gelen isimlerden Tarkan Yavaş’a 211 yıl, Oktar Babuna’ya 186 yıl… 14 sanığa toplam 9803 yıl altı ay ceza verilmiş. Suç örgütü olarak yargılandılar; ancak terör örgütü olarak yargılansalardı, muhtemelen ağırlaştırılmış hapis cezaları söz konusu olurdu. Suç örgütü kurmak, yönetmek, silah tehdidi, evrakta sahtekârlık, cinsel saldırı, yaşı küçüklere yönelik cinsel saldırı gibi çok sayıda suçlama var. Bu suçlamalarda Adnan Oktar ve onun takipçileri var, kadın erkek… Yaklaşık 40 yıldır onunla beraber hareket eden insanlar var. O tarihlerde yaşları 20’nin altındaydı, takipçileri genellikle lise öğrencileriydiler. Ama diyelim ki bugün, yaklaşık 35 yıl sonra en aşağı 50 yaşında ve 50 yaş üstü olan çok sayıda sanık var. Tabii, bu arada süreç içerisinde yeni katılanlar da oldu. Bunların televizyon kanalı vardı; değişik mecralardan faaliyetlerini yürütüyorlardı. Büyük bir kısmı çok ağır ceza aldılar. Bunun üzerine söylenecek çok şey var. Benim en çok vurgulamak istediğim husus, başlığa da çıkarttığım, ibret meselesi. Neden ibret? Çünkü bu bir tarikat değil; bu, Batılılar’ın “sect” dediği, kült veya “cult” dediği bir tür dinî yapılanma — din üzerine kurulan bir yapılanma. Adnan Oktar’a ilk söylenen zaten “Adnan Hoca” hitabıydı. Ve kendisinin hiçbir zaman açıkça kabul etmediği, ama hep bir şekilde îmâ ettiği bir “mehdilik” iddiası var. Bir de bunun etrafında toplanan gençler var… Gençler zamanla, onunla beraber yaşlandılar. Ve burada para, lüks tüketim ve cinsellik çok ciddi bir şekilde ön plandaydı. 

Aslında dünyadaki birçok örneğe baktığımız zaman, Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere özellikle Batı’da bu tür yapılar hep vardı. Dönem dönem çok etkili oldular ve önemli bir kısmı da zamanla etkisini yitirdi. Kimi zaman devletler operasyon yaptı. Büyük ölçüde de operasyonlar vergi kaçırma ya da cinsel istismar gerekçeleriyle yapılmıştı. Bu da Türkiye’ye özgü bir yapılanmaydı. Bu yapılanma gücünü paradan ve güç ilişkilerinden alıyordu. Para üzerinden ya da cinsellik üzerinden birtakım etkili kişileri kazanarak, satın alarak da olabilir, ya da tehditle, şantajla yürüyen bir yapıydı. Tamamen iktidar üzerinden giden bir yapıydı. Kimi zaman yargı organlarında, kimi zaman siyasetçilerle bunu yaptılar. Örneğin, 1994 yerel seçiminde Adnan Oktar’ın ekibi Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da seçimi kazanmasında çok etkili oldu. Ardından 1995 seçimlerinde Refah Partisi’ne yatırım yaptılar ve Refah Partisi’nin birinci çıkmasında da bir şekilde payları olduğunu düşündüler. Nasıl katkıda bulunuyorlardı? Mesela araba temin ediyorlardı adaylara. Şoförler oluyordu. Onların birtakım imkânları oluyordu, mâli maddî imkânlar oluyordu vs.. Özellikle de bu hareketlerin ulaşmakta zorlandıkları daha elit –elit demeyeyim de zengin– kesimlere, sosyeteye vs.’ye ulaşma iddiası vardı. Bu hareket, gücünü iktidardan aldı. Kendi iktidarını oluşturdu ve bununla yol aldı. Fakat değişik aşamalarda iktidarlarla sorun yaşadığında başına işler geldi. Örneğin, Adnan Oktar yıllar önce gözaltına alındı. Bir müddet gözaltında kaldı, ama ucuz kurtardı. Ve şimdi yıllar sonra beklenmedik bir anda, Erdoğan’ın iktidarda olduğu bir anda, çok büyük bir operasyonla bu hareketi kökten yok etme yolunda siyasî bir karar alındı. Ve hareket büyük ölçüde etkisizleştirildi. Buradaki ibret nedir? Kılıçla gelen kılıçla gider. Siyasî iradeye, siyasî iktidarlara bu kadar yatırım yapan kişiler, bir gün bir başka iktidar tarafından ya da aynı kişiler tarafından bir şekilde etkisizleştirilebiliyorlar. Burada meşruiyetini kendinden alan bir hareket yok; meşruiyetini ilişkileri üzerinden oluşturmaya çalışan ve bu ilişkilerde de hep dışa yönelik, yalanla gizlilikle yürüyen bir yapı var. Ve şimdi tek başlarına kaldılar. 

Çok ilginçtir, Türkiye’de uzun bir süredir bu kadar büyük bir dava sürüyor ve çok sayıda insan yargılanıyor. Bu insanların geride kalanları, kimisi yurt dışında kimisi yurt içinde, bu davayı etkileyebilmek, kamuoyu oluşturabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Hepiniz görmüşsünüzdür; neredeyse gün aşırı, hatta belki de her gün, olur olmaz hashtag’lerle, twitter’da ve diğer sosyal medya mecralarında trending topic oluyorlar, ana tartışma konusu oluyorlar. Youtube’a paralı reklam veriyorlar. Fakat benim tanık olduğum, Adnan Oktar ile ilişkisi olmayan bir Allah’ın kulu bile onlar için, onların lehine tek bir lâf etmedi. İşte ibret esas olarak burada var. Şu anda Türkiye’de 15 Temmuz’dan sonra yaşananlara bakın ya da başka olaylarda yargılanan, bir şekilde hapse atılan, davaları görülen insanlara bakın. Bir şekilde birileri onlara destek olabiliyor. Kendilerinin savundukları davayı değil tabii ki; ama en azından kendilerine yapılan muameleyi, tutukluluk koşullarını, ya da en son gördüğümüz çıplak aramayı gündeme getirebiliyorlar. Onlardan olmasalar bile… Mesela Fethullahçı olmayan bazı hak savunucuları, Fethullahçılar’a yönelik yapılan bazı uygulamaları pekâlâ eleştirebiliyorlar, gündeme getirebiliyorlar. Ama Adnan Hocacılar’a, Adnan Oktar ekibine, Adnan Oktar’ın kendisine, kimse hiçbir şekilde destek olmadı, önemsemedi. Büyük ölçüde, benim gördüğüm kadarıyla, çok kabaca, “Bunlara müstahak” yaklaşımı var. “Ne ektilerse onu biçiyorlar” deniliyor. Çok acı bir son onlar için. Bakın 1075 yıl üç ay… Tabii ki bu kadar yatmayacak, infaz koşullarını falan bilmiyorum, ama normal şartlarda, eğer olağanüstü bir durum olmazsa Adnan Oktar hayatını cezaevinde sonlandıracak, öyle gözüküyor. Ki kendisinin hep bir iddiası vardı… Hep bir hâkim olma, her şeyi bilme, her şeyi kontrol etme iddiası vardı ve şimdi düştüğü durum da bu. Bu, bize çok açık bir şekilde, gücünü toplumsal meşruiyetten almayan, şeffaf olmayan, insanlarla sahici ilişki kurmayan, kendilerini seçilmişler olarak gösterip kendi fanuslarında kendilerine bir hayat kurmaya çalışan insanların acı sonunu gösteriyor. Tabii böyle bir tercih yapabilir insanlar; kendilerini bir köşeye çekebilirler. Hiçbir şeye karışmadan istedikleri gibi yaşayabilirler. Buna kimsenin diyecek bir şeyi olmaz. Fakat burada hem içlerine kapanıp hem de dışa yönelik çok ciddi faaliyetler yürüten, başkalarını rahatsız eden, mağdur eden bir hareket söz konusu. Ve bu yaklaşık 40 yıldır süren bir şey. Pek çok kişi hatırlamayabilir, değişik dönemlerde çocukları Adnan Oktar’ın peşine sürüklenen ailelerin kampanyaları oldu. Devlete başvurdular, çocuklarını almak istediler ama alamadılar. Zaten çocuklar da gitmek istemedi. Değişik dönemlerde değişik suçlamalar yapıldı ve bu suçlamaların büyük bir kısmı akamete uğradı. Buralarda, Adnan Oktar’ın ve ekibinin değişik yöntemlerle soruşturmalara müdahil oldukları yönünde de çok ciddi spekülasyonlar çıkmıştı. Zaten onu az buçuk tanıyan birisi olarak bunlara fazlasıyla inanıyorum; çünkü kanunlara uygun, meşru ve yasal bir hareket, yol yordam çıkacak bir yapı değildi Adnan Oktar’ın yapısı. Ve şu anda yaşadıkları ortada. 1075 yıl üç ay ceza almış olduğu haberi ortaya düştüğü zaman, tabii ki destekçileri öyle yapıyorlar, ama hiç de üzülen, “Ya bu kadarı da fazla değil mi?” diyen görmedim. Bundan sonra da olacağa benzemiyor. Bu, kendilerini alabildiğine havaya sokan, güç zehirlenmesi yaşayan ve başkalarına hep yukarıdan bakan yapıların, iktidarlarla kurdukları ilişki bozulduğu anda nasıl birden târumar olduklarının ibretlik öyküsü olarak karşımızda duruyor. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus